"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

‘Kaptan’ın hayat defteri…

‘Derinliklere Yolculuk’, TRT’de gösterilen ‘Yaşayan Deniz’ belgesel serisiyle 70’lerde Türkiye’de de çok sevilen Fransız deniz araştırmacısı Jacques-Yves Cousteau’nun hayat hikâyesini anlatırken küçük oğlu Phillippe sayesinde bencil kişiliğinden sıyrılıp çevreci bir figüre dönüşümüne de vurgu yapıyor.

Televizyonun evlere tam olarak nüfuz etmediği yıllardı. Ekranla buluşma yerimiz, mahallemizin küçük kahvesiydi. Yazılı olmayan bir anlaşma vardı kahvenin sahibiyle mahallenin minikleri arasında; ön sıra her daim onlara ayrılmıştı, karşılığında da her gece ‘Kapanış’tan sonra boşların ve sandalyelerin toplanmasına yardım edilecekti. Kız kardeşimle birlikte bu anlaşmanın en sadık neferleriydik. ‘Kaptan Cousteau’yu işte bu dönemde tanımıştım. ‘Rahmetli’ pederin “Hadi artık yemek vakti” çağrılarına, “Kaptan Cousteau bitsin, geliyoruz” diye cevap verdiğimi hatırlarım. 

‘Kaptan’ın hayat defteri…

DERİNLİKLERE YOLCULUK

Yönetmen: Jérôme Salle 

Oyuncular: Lambert Wilson, Audey Tautou, Pierre Niney, Laurent Lucas, Vincent Heneine, Benjamin Lavernhe, Chloe Hirschman / Fransa yapımı

Emektar Fransız deniz araştırmacısı işte böyle bir ortamda hayatımıza girdi... ‘Belgesel’ denen türün varlığını, Jac-
ques-Yves Cousteau
ve gemisi Calypso sayesinde tanıdık. TRT’nin tek kanal olduğu, bütün toplumu kapsayıcı bir refleksle hareket ettiği zamanlardı ve hepimiz ‘Gargantua’ misali önümüze koyduğu her şeyi büyük bir iştahla zihnimizde eritiyorduk. Şimdiden bakıldığında, o uzak geçmişte“Belgesel ve kültür sanat programları izlerim” ifadesinin gerçekten karşılığı vardı ve bu cümledeki ‘Belgesel’ ifadesi, adeta Kaptan Cousteau özelinde, ‘Yaşayan Deniz’ Türkçe çevirisiyle huzurlarımıza gelen programlarda ete kemiğe bürünmüştü.

‘Kaptan’ın hayat defteri…

Bu haftanın yenilerinden ‘Derinliklere Yolculuk’ (‘L’Odyssée’) işte bu ünlü belgesellerin yaratıcısını ve hayatından kimi önemli dönemeçleri anlatıyor. Jérôme Salle imzalı film, meseleyi eski bir Deniz Kuvvetleri mensubu olan Jacques-Yves Cousteau’nun 2. Dünya Savaşı sonrası çizdiği yol üzerinden alıyor ve bu çok özel karakterin yaşadıklarına, yaşattıklarına odaklanıyor. Gökyüzünden ilgisini denizaltına çeviren Cousteau, eşi Simone Melchior’un ekonomik katkılarıyla o ünlü gemisi Calypso’yu çekip çevirirken iki oğluyla, çocukluk ve büyüme dönemlerinde gelgitli bir ilişki yaşıyor. Özellikle küçük oğlu Phillippe bu süreçten çok etkileniyor.

‘Kaptan’ın hayat defteri…

Jacques-Yves Cousteau 25 Haziran 1997’de aramızdan ayrılmıştı.

‘İSYANKÂR’ OĞUL…

‘Derinliklere Yolculuk’, Cousteau’nun ekran vasıtasıyla o çok sevdiğimiz karakterinin ardındaki farklı profilin çizgilerini netleştiriyor. Bu profilde daha çok kendini önemseyen bir adam var. Eşi, çocukları, mürettebatı onun ‘Yüce’ uğraşları için adeta birer yardımcı öğe. Lakin oğlu Phillippe, büyüyüp zamanla isyan bayrağını açmasının ardından babasını bir noktadan sonra öyle bir çizgiye çekiyor ki, karşımıza gerçek bir çevreci ve duyarlı bir bilim insanı çıkıyor. Yani dönüşüyor, dönüştürülüyor.

Jérôme Salle hem bu dönüşümü hem bir hayat hikâyesinin genel çizgilerini hem de ara durakları, gayet başarılı bir çerçevede anlatıyor. 1949’dan 1979’a uzanan bir zaman aralığında salınan film, görüntü yönetmeni Mathias Boucard’ın etkili kamerasıyla yıllar önce ekrandan büyüsüne şahit olduğumuz ‘Cousteau belgeselleri’ tadına ulaşıyor.

Oyunculuklara gelince: Cousteau’da emektar aktör Lambert Wilson, eşi Simone’da Audrey Tautou gayet başarılı performanslar sergilerken özellikle Phillippe’te Fransızların son dönemin yükselen ismi Pierre Niney çok çok iyi.

Beyazperde bazen ışıltılı hayatların ardındaki trajedilere, dramlara yakından göz atmak için fırsat sunar. Fransız sineması sanki ‘Kaldırım Serçesi’yle, Edith Piaf’ın hayat öyküsünü sinemaya taşırken bir kapıyı aralamış, ardından da Coco Chanel, Yves Saint Laurent ve Dalida gibi isimlerin yaşadıklarını izlemiştik. ‘Derinliklere Yolculuk’ vasıtasıyla
Jacques-Yves Cousteau da bu listeye dahil oluyor diyebiliriz. 

‘Kaptan’ın hayat defteri…

GERÇEĞİN İKİ YÜZÜ

Yönetmen: Sean Penn

Oyuncular: Charlie Theron, Javier Bardem, Jean Reno, Adèle Exarchopoulos, Jared Harris, Denise Newman, Zubin Cooper, Sebelethu Bonkolo, ABD yapımı

BU ACILARA TIP NE YAPSIN?

çen yıl ilk kez gösterildiği Cannes’dan bu yana yerin dibine sokulan ‘Gerçeğin İki Yüzü’ (‘The Last Face’), bu hafta itibariyle salonlarımıza uğruyor. Sean Penn imzalı yapıma yönelik eleştiriler ‘oryantalist’ bakış açısı, iki ana beyaz karakter eşliğinde ‘Kara Kıta’nın talihine göz atarken samimiyet içermemesi, derinleşememesi gibi noktalarda kıyıya vuruyordu. Film, yolları Afrika’da kesişen iki doktorun, İspanyol Miguel Leon ve Güney Afrikalı Wren Anderson’ın 10 yıllık bir süreye yayılan ilişkileri etrafında yoksulluk, acı ve sömürü manzaraları sunuyor. Öykü ezilenleri Liberya, Sierra Leone, Güney Sudan gibi yörelerde, refahı ve ezenleri ise Cenevre ve Cape Town’da resmediyor.

‘Kaptan’ın hayat defteri…

HAKSIZ ELEŞTİRİLER

Senaryosunu Erin Dignam’ın kaleme aldığı ‘Gerçeğin İki Yüzü’nde Sean Penn belki yönetmenlik kariyerinin en iyi yapıtına imza atmıyor ama doğrusu derdini gayet iyi aktarıyor. Bir yanda her daim alanda yer alan ve sorunları birebir yaşayan, pragmatist bir doktor, öte yanda babasının izinde bir idealist olarak sahaya inen ama onca acıya, kana ve gözyaşına dayanamayıp masa başına geçen ve çözümü bürokrasinin çarkları arasında bulmaya çabalayan bir başka doktor. Dünyanın temel dertleri ve bu dertler arasında bir ilişkinin gelgitleri... Belki biraz uzun, belki şimdiki zamanın tempo histerisine kulak kabartmayan ve kendi yatağında sakin akan bir film ‘Gerçeğin İki Yüzü’. Ama ne oryantalist bir bakışı var ne de kibirli yaklaşımı... Keza Sean Penn bugüne kadar çizdiği portreyle meseleleri şekilci bir tavırla ele almaktan ziyade yerinde, doğru hamlelerle kendi yolunu çizmiş bir aktivist olduğunu defalarca gösterdi. Bu son filminde de acı çeken bir dünyanın profilini elinden geldiğince çizmeye çalışmış.

Ana karakterler Wren ve Miguel’e hayat veren iki oyuncu Charlize Theron ve Javier Bardem de tıpkı Penn gibi elinden geleni yapmış. Ama ara rollerde karşımıza gelen Jean Reno, Adèle Exarchopoulos ve Jared Harris’in derinleşemeyen karakterlerde karşımıza geldiğine dair eleştiriler varsa, buna katılırım! Bu arada filmin en hoş yanlarından biri de Red Hot Chili Peppers’ın ‘Otherside’ının ne kadar güzel bir şarkı olduğunu hatırlatmasıydı.

Sonuç? Kapitalizmin, sömürünün, eşitsiz gelir dağılımının, egemenlerin yarattığı ve muhtemelen hepimizin yakından bildiği, tanıdığı manzaraları bir de Sean Penn’in yorumuyla görmek isterseniz, buyurun salona derim...

‘Kaptan’ın hayat defteri…

SAPLANTI

Yönetmen: Denise Di Novi

Oyuncular: Rosario Dawson, Katherine Heigl, Geoff Stults, Isabella Kai Rice, Whitney Cummings, Cheryl Ladd, Simon Kassianides

ABD yapımı

CAZİBESİ YOK Kİ ÖLDÜRSÜN!

Mutlu bir birliktelik... Lakin eski bir sevgili, eş, bir kaçamağın devamı, dışarıdan bir göz; her neyse ortaya çıkar ve sağlam görünen ilişkiyi sarsarken ortalığı gerilime ve şiddete boğar. Uzak geçmişten ‘Öldüren Cazibe’, ‘Regarding Henry’, ‘Unlawful Entry’, yakın zamandan da ‘The Gift’ bu kulvarın yolcusu olarak ilk elde akla gelen filmler. Daha çok yapımcı olarak tanınan Denise Di Novi’nin ilk uzun metrajlı çalışması ‘Saplantı’ (‘Unforgettable’), benzer formüller üzerinde ilerliyor. Öyküde küçük bir rötuş var; tehlike odağına fazladan bir seçenek daha eklenmiş.

SENİN ANNEN BİR ‘MELEK’Tİ

Kısa bir özet dersek; San Francisco’da başarılı bir editör olarak çalışan Julia Banks, âşık olduğu adamın, David Connover’ın kasabasına yerleşerek büyük kentin karmaşasından uzak bir hayatı seçer. Lakin burada David’in eski karısı Tessa devreye girer ve kızları Lily üzerinden Julia’nın ilişkisine yönelik rahatsız edici salvolarına başlar...

‘Saplantı’, klişeleri aşamadığı gibi elini fazlasıyla belli eden bir öykü sunuyor. Hemen her hamleyi tahmin ediyorsunuz. Formülü eski eş üzerinden üretirken farklı olarak Julia’nın geçmişte kendisine şiddet uygulayan eski partneri Michael Vargas’ı sahaya sürmüş ama bu da fayda etmemiş. Filmin bendeki tek hoş izi, çocukluğumuzun dizisi ‘Charlie’nin Melekleri’nde Farah Fawcett’ın yerine kadroya dahil olan Cheryl Ladd’e (Tessa’nın annesi rolünde) yıllar sonra yeniden rastlamak oldu.    

‘Kaptan’ın hayat defteri…

‘T2 Trainspotting'

DİĞER SEÇENEKLER

‘T2 Trainspotting’ 21 yıl öncesinin kült filminin devamı niteliğinde. Yine Danny Boyle yönetmiş, kadroda da yine aynı isimler var: Ewan McGregor, Robert Carlyle, Jonny Lee Miller ve Ewen Bremner. Emir Khalilzadeh imzalı ‘Eski Sevgili: Kaderin Cilvesi’nde başrolleri Bade İşçil, Tolgahan Sayışman ve Sadi Celil Cengiz paylaşıyor. Kadrosunda Levent Sülün, Burçin Abdullah ve Ümit Acar gibi isimler yer alan ‘Umudun Kıyısında’yı Haydar Işık yönetmiş. ‘Baş Belası’nda ise Çetin Altay, Selen Seyven, Mesut Yar ve Uğur İzgi başrolleri paylaşıyor, yönetmen Tolga Baş. Japonya yapımı animasyon ‘Gamba: Macera Çetesi’ni (‘Gamba’) Tomohiro Kawamura-Yoshihiro Komori ikilisi yönetmiş. ‘Çam Yarması: Çok Gülecez’in kadrosunda ise Tevfik İnceoğlu, Ferdi Kurtuldu ve Murat Kuşcu gibi isimler var, yönetmen Sefa Özçelik. Christian Clavier ve Jean Reno’nun başrollerini paylaştığı ‘Çılgın Ziyaretçiler 3: İhtilal’i (‘Les Visiteurs: La Revolution’) Jean Marie Poire yönetmiş.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI