"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

İntikam soğuk okunan bir kitaptır

Tom Ford imzalı ‘Gece Hayvanları’, eski kocasının kendisine adadığı romanı okurken geçmişiyle hesaplaşmak durumunda kalan bir kadının öyküsünü anlatıyor. Filmde başrolleri Amy Adams ve Jake Gyllenhaal paylaşıyor.

 

Düşüp kırılan bir telefon ekranı, dilenen özür ve alınan cevap: “Dert etme, haftaya yeni sürümü çıkıyor...” Moda tasarımcısı ve yönetmen Tom Ford, ikinci uzun metrajlı çalışması ‘Gece Hayvanları’nda (‘Noc-turnal Animals’) söz konusu sahneyle içinden geçtiğimiz dönemin değişkenleri ve dertleri üzerine bir hatırlatmada bulunsa da film daha derin ve konvansiyonel meseleler peşine düşüyor. Austin Wright’ın 1993 tarihli romanı ‘Tony & Susan’ın sinema uyarlaması niteliğindeki yapım, şimdiki zaman dokunuşlarıyla süslenerek karşımıza gelmiş.

 

‘Gece Hayvanları’, sanat galerisi sahibesi bir burjuva kadının geçmişle muhasebesi üzerine kurulu bir hikâyeye sahip. Film, David Lynch dünyasından ödünç alınmış izlenimi veren görüntüler eşliğinde açılıyor: ‘Derin Amerika’dan bir bar sandığımız yerde, çok geçmeden aslında bir enstalasyon izlediğimizi anlıyoruz. Burası bir sanat galerisidir ve sahibesi de izlediğimiz öykünün ana karakteri Susan Morrow’dur. Çökmeye doğru ilerleyen bir evliliğin çeperleri içinde sıkışmış Morrow’un sıkıcı hayatı eski kocası Edward Sheffield’dan gelen bir paketle hareketlenir. Bu paketin içinden, ‘Gece Hayvanları’ adlı bir roman çıkar. Edward, Susan’a adadığı kitabında eşi ve kızıyla Batı Teksas’a doğru tatile çıkan bir adamın, ıssız yolda üç serseri tarafından taciz edilmesini ve kızıyla eşinin kaçırılmasını anlatır. Susan romanı okudukça daha uzak geçmişe, Edward’la ilişkisinin başladığı üniversite yıllarına, daha sonra da evliliğinin çatırdamaya başladığı dönemlere uzanır...   

 

‘Gece Hayvanları’ üç ayrı noktada gidip geliyor; şimdiki zaman, geçmiş ve romanın kendisi. Susan, kitabı okurken romanın ana karakteri olan Tony’yi Edward olarak hayal ediyor, zaten karısı Laura ve kızı India da kendisine ve kızına benziyor. Bütün bu süreçte anlatılanlar ne derece otobiyografik, ne derece kurgusaldır; seyirci zihnimizde bunu tartmaya başlıyoruz ama geri dönüşlerde izlediğimiz kimi kilit sahneler bize yeterince ipucu sunuyor. Örneğin Susan’ın annesi Anne Sutton, yolun başında Edward’a yönelik “Senin için çok zayıf. Evet, romantik ama kırılgan... Onun şimdi sevdiğiniz yanları ileride nefret edeceğin şeylere dönüşecek” diye ‘uyarıyor’. Zaman sanki anneyi haklı çıkarıyor ve Susan, bu durumu “Kızlar, eninde sonunda annelerine benzer” diyerek açıklıyor.

 

MİCHAEL SHANNON ÇOK İYİ

 

‘Gece Hayvanları’, kırık bir aşk hikâyesinin izlerini sürerken zayıflık ve korkaklıkla dolu bir yapıya yönelik eleştirilerin, yıllar sonra biriken bir öfke ve kinle yazıya dökülmesi ve adeta bu eski hesabın faturasının bir roman üzerinden kesilmesini anlatıyor. Tom Ford, ana ekseni böylesi bir güzergâhta belirlerken arka planda şimdiki zaman sanatının kaygılarını, kuşkusuz yüzeyselliğini, kültürel sermaye içinde serseri mayın gibi hareket eden kişi ve hayatları da anlatıyor. Lakin film üç ayrı odakta gidip gelirken sanki etkisini kaybediyor, şimdiki ve geçmiş zamandan ziyade romanın karakterleri ve olay örgüsü ön plana çıkıyor. Lakin bu cephede de daha etkili önceki adımları, yani Peckinpah’ın ‘Straw Dogs’, Winner’ın ‘Death Wish’, Wan’ın ‘Death Sentense’ gibi filmlerini hatırlıyoruz. Oyunculuklara gelince... Susan’da, fiziksel açıdan Nicole Kidman’ı fazlaca hatırlatan Amy Adams fena değil, keza Tom ve Edward’da karşımıza gelen Jake Gyllenhaal da... Ama bence filmin performans anlamındaki en derin izi Teksas polisi Bobby Andes rolündeki Michael Shannon’dan gelmiş.

 

Doğrusunu söylemek gerekirse filmi izlemeden daha iyi bir yapıt bekliyordum, sonuçta sanatsal dokunuş ve göndermelerle süslenmiş ama içerik açısından çok yeni şeyler söylemeyen, burjuvazinin çürümüşlüğünü, sınıfsal meselelerin açtığı derin yaraları hatırlatan, intikam meselesine de dokunduran, ambalajı etkileyici ama istediği derinliğe pek de ulaşamayan bir yapım buldum. Ama izlenmesi keyif veriyor mu, veriyor...

 

GECE HAYVANLARI

Yönetmen: Tom Ford

Oyuncular: Amy Adams, Jake Gyllenhaal, Michael Shannon, Aaron Taylor-Johnson, Armie Hammer, Isla Fisher, Laura Linney, Karl Glusman / ABD yapımı

 

YERLİ MALI ‘ÇOCUK BÜYÜTME REHBERİ’

 

Günübirlik ilişkilerle hayatını sürdüren Sedat için değişim ve dönüşümün ifadesi, günün birinde kapısına bırakılan bir bebektir. Eski sevgililerinden Pınar, Duygu isimli miniğin babası olduğunu iddia eder ve ufaklığı bırakarak çekip gider. Bir yandan babasından miras korkuları, öte yandan hayatındaki yeni bir heyecan olan Duygu’nun varlığı derken Sedat için hikâye yeni başlamaktadır.

 

Bizde ‘Çocuk Büyütme Rehberi’ ismiyle oynayan Meksika filmi ‘No se aceptan devoluciones’, sempatik ama son derece sıradan bir filmdi. Lakin yapımcılarımız için uygun bir seçenek olarak görülmüş ki, öyküsü ‘yerli’leştirilerek ve ‘Sen Benim Her Şeyimsin’ ismindeki filme dönüştürülerek huzurlarımıza geliyor. Sedat’ı Tolga Çevik’in, Duygu’yu Çevik’in gerçek hayattaki kızı Tuna’nın canlandırdığı yapımın yönetmenliğini de Tolga Örnek üstlenmiş.Komediyle dram arası bir hatta ilerleyen ve nihayetinde gözyaşlarımızı esir almaya yönelen film, orijinalinden daha iyi ama genel çerçevede vasat bir iş olmuş. Bir önceki adımının ‘Senin Hikâyen’ olduğu düşünülürse, Tolga Örnek adına “Aile öykülerine devam” anlamına gelen yapımda Çevik’in yanı sıra Birol karakterindeki Cengiz Bozkurt da esprileriyle dikkat çekiyor. Melis Birkan da Pınar rolünde bu kez farklı bir ‘Issız Adam’ın peşinden sürükleniyor!   

 

SEN BENİM HER ŞEYİMSİN:

Yönetmen: Tolga Örnek

Oyuncular:
Tolga Çevik, Melis Birkan, Tuna Çevik, Cengiz Bozkurt,
Reha Özcan
Türkiye yapımı

 

FRANSIZ TEĞMENİN ÂŞIĞI...

 

Marion Cotillard salonlarımızı şereflendirmeyi sürdürüyor! Geçen hafta ‘Müttefik’te ‘âşık ajan’ rolünde izlediğimiz Fransız yıldız, bu hafta da hayattaki rotasını bulamamış bir kadının öyküsünün anlatıldığı ‘Aşk Mektupları’yla (‘Mal de pierres’) karşımızda.Emektar oyuncu-yönetmen Nicole Garcia’nın imzasını taşıyan film, aradığı ‘ideal’ aşka bir türlü ulaşamayan, ailesinin zoruyla çiftliklerinde çalışan İspanyol José’yle evlenen Gabrielle’nin arayışlarına odaklanıyor. İtalyan yazar Milena Agus’un 2006 tarihli romanının uyarlaması olan filmde öykü Sardunya’dan Güney Fransa’ya taşınmış. Alttan alta ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’la da akrabalıklar içeren ‘Aşk Mektupları’nda Gabrielle’nin Alpler’deki klinikte geçen günleri, sanki başka filme (bu bölümde ister istemez akla Sorrentino’nun ‘Youth’u ve Lanthimos’un ‘The Lobster’ı da geliyor) geçit aralıyor. Belli bir noktadan sonra akışını belli eden, bir başka deyişle sırrı vâkıf olmaya müsait film, yine de yer yer sürükleyici. Orijinal ismi ‘Böbrek Taşı’ anlamına gelen ‘Aşk Mektupları’, esas olarak ‘eski moda seyirci’ye (ki bu tanımın içinde ben de varım!), dolayısıyla onun ilgi alanı olan ‘romantizm’e sesleniyor.Oyunculuklar açısından Marion Cotillard, Gabrielle’nin gençliği için biraz büyük kaçsa da durumu kurtarıyor. Hindiçin’den ruhen ve fiziken yaralı dönmüş teğmen Andre’de de Louis Garrel (daha çok Bernardo Bertolucci’nin ‘Düşler, Tutkular ve Suçlar’ından tanıdığımız genç aktör, aynı zamanda ünlü yönetmen Phillippe Garrel’in oğludur) gayet iyi. Ama bence filmin en iyi performansı, öykünün Ahmet Mekin’i José rolündeki Katalan oyuncu Alex Brendemühl’den geliyor.Sonuç? ‘Aşk Mektupları’nı klasik sinema ve öykülerden hoşlananlara tavsiye ederiz.  

AŞK MEKTUPLARI

Yönetmen: Nicole Garcia

Oyuncular: Marion Cotillard, Alex Brendemühl, Louis Garrel, Brigitte Rouan, Victoire Du Bois, Jihwan KimFransa yapımı

 

ÇIKIŞI YOK, BERABERCE...

 

Sezonun sürpriz yapımlarından biri olmaya aday ‘Kasap Havası’, hayatlarını başkalarına göre yaşamak istemeyen iki insanın kesişen yollarını anlatıyor... Öykü kısaca şöyle: Annesinin uygun gördüğü komşu kızıyla nişanlanmak üzere olan taksici Ahmet, bir eğlence gecesi meyhanede gördüğü Leyla’yla ilişkiye girer. Zamanla ikili evlenme noktasına gelir; bu hem Ahmet hem de Leyla için ait oldukları ‘kafes’lerden dışarı çıkarak bir anlamda birlikte, özgürlüğe doğru adım atmak demektir. Lakin Leyla’nın yıllar önce birlikte olduğu Semih’in Almanya’dan dönmesiyle mutluluk denkleminde problemler baş gösterir.Daha önce kimi film ve dizilerde yönetmen, yönetmen yardımcısı, yapımcı ve senarist olarak çalışan Çiğdem Sezgin’in imzasını taşıyan ‘Kasap Havası’, iyi çizilmiş karakterleri ve etkileyici atmosferiyle dikkat çekiyor.Yıkıcı ilişkiler...Hem Yeşilçam geleneğine yakın duran hem de Zeki Demirkubuz dünyasından tatlar taşıyan filmde özellikle Şenay Gürler ve İnanç Konukçu’nun performansları çok iyi. ‘Kasap Havası’nı yıkıcı, takıntılı, çıkmaz ilişkiler üzerine konvansiyonel sinema eşliğinde iyi anlatılmış bir öykü olarak değerlendirebiliriz.  

 

KASAP HAVASI

Yönetmen: Çiğdem Sezgin

Oyuncular: Şenay Gürler, İnanç Konukçu, Hakan Karahan, Özay Fecht, Cemre Ebuzziya, Levent Ülgen,
Can Kolukısa / Türkiye yapımı

 

 

DİĞER SEÇENEKLER

 

Haftanın diğer yapımlarına gelince: Garth Jennings’in yönettiği ‘Şarkını Söyle’ (‘Sing’) yılın en iyi animasyonlarından biri; Oscar’a uzanırsa şaşırılmamalı. Tipik yılbaşı filmlerinden olan ‘Çılgın Ofis Partisi’ni (‘Office Christmas Party’) Josh Gordon ve Will Speck ikilisi yönetmiş, oyuncular Jason Bateman, Olivia Munn, T. J. Miller, Jillian Bell ve Jennifer Aniston. Haftanın yeri yapımlarından ‘Hayati Tehlike’ ise Serdar Işık’ın imzasını taşıyor. Filmin oyuncu kadrosu ise şu isimlerden oluşuyor: Toygan Avanoğlu, Altan Erkekli, Öznur Serçeler, Anıl İlter, Füsun Demirel, Şota Arveladze.

 

 

'EMEK SİNEMASI MÜCADELESİ’

 

Sekizinci kez düzenlenen ‘Hangi İnsan Hakları Film Festivali’ bugün, yani ‘Dünya İnsan Hakları Günü’nde başlıyor ve 14 Aralık’a kadar sürecek. Birçok yapımın seyirciyle buluşacağı festivalin açılış galasında dün akşam, Emek Sineması’nın yıkımına karşı yürütülen mücadelenin anlatıldığı ‘Özgürleşen Seyirci: Emek Sineması Mücadelesi’ belgeseli gösterilmişti, söz konusu yapım ayrıca 12 Aralık’ta Beyoğlu Aynalı Geçit’te saat 17.00’de bir kez daha seyirciyle buluşacak. Festivalin gösterim mekânları Aynalı Geçit’in yanı sıra Salt Galata; forumlar ise Cezayir Salonu’nda düzenlenecek. 

X