"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

İnsanlığa bir ‘HAL’ler oluyor...

Bir saldırı sonrası eşini kaybeden, kendisi de felç olan bir adam, özel bir operasyonla eski hayatına döner ve intikam almaya çalışır. Avustralya yapımı distopik bilimkurgu ‘Upgrade’, “Yapay zekâ hayatlarımızı hangi ölçüde ele geçirir?” sorusunu sorarken ana karakterin vücuduna takılan dijital aparat, Kubrick’in ‘2001: Uzay Macerası’ndaki unutulmaz bilgisayar ‘HAL 9000’i hatırlatıyor.

Bir kaza ya da saldırı sonrası hayata dönmek için tıbbi bir operasyondan geçersiniz. Bu sırada olağanüstü şeyler olur ve bir de bakmışsınızdır ki artık ‘sıradan’ biri değilsinizdir. Modern çizgi romanların birçoğunda ‘Süper’ güçlerle donanan kahramanların dönüşüm hikâyelerinin ardında bu türden gerekçeler bulunur. Haftanın yenilerinden ‘Upgrade’, işte bu temel klişeyi ‘yapay zekâ’ meselesine eklemliyor ve en azından düşünsel anlamda üzerinde tartışmaya değer bir metinle karşımıza çıkıyor.
Oyuncu, yazar (‘Testere’ serisinin öyküsü ona aitti) ve yönetmen (‘Ruhlar Bölgesi: Bölüm 3’) olarak tanınan Leigh Whannell’ın, senarist ve reji olarak imzasını taşıyan filmin öyküsü kısaca şöyle: Gelecek bir zaman diliminde hayat alabildiğine dijitalleşmiştir. Bu ortamda karısı Asha bir teknoloji devinde çalışan, kendisi de eski arabasını tamir ederek günlerini geçiren Grey Trace, bir gece eşiyle birlikte bilgisayar dâhisi Eron Keen’in evine ziyarete gider. Dönüşte bilgisayar tarafından otomatik olarak kullanılan arabaları rotadan çıkar ve Grey’in doğup büyüdüğü fakir mahalleye yollanır. Komutlara uymayan araba kaza yapar, çift sağ salim kurtulmuşken olay yerine gelen dört kişilik bir çete Asha’yı öldürür. Grey’i de yaralar.

İnsanlığa bir ‘HAL’ler oluyor...
‘Altı Milyon Dolarlık Adam’la ‘Robocop’un karışımı
Genç adam hayata döndüğünde elleri ve ayakları tutmayan bir felçlidir. Bir yanda Asha’nın yokluğu, diğer yandan vücudundaki fiziki problemler; ölmek ister... Çok geçmeden devreye Eron Keen girer ve gizli kalması gereken bir operasyonla Grey’in vücuduna ‘STEM’ adlı küçük ve maharetli bir aparat (çip) yerleştirir. Bu aparat, beyinle diğer uzuvlar arasındaki kopan iletişimi yeniden kurar. Ve peşi sıra daha büyük yeteneklere sahip olduğunu gösterir: STEM-Grey ikilisi, çetenin peşine düşer...
İnsanlığa bir ‘HAL’ler oluyor...
‘2001: Uzay Macerası’nın ‘HAL 9000’i devasa bir bilgisayardı, ‘Upgrade’in STEM’i ise daha gelişmiş özelliklere sahip bir mikroçip.
Felsefe yerini
aksiyona bırakınca...
‘Upgrade’, çocukluğumuzun dizisi ‘Altı Milyon Dolarlık Adam’ın yanı sıra ‘Robocop’u akla getirse ve intikam meselesi itibariyle ‘Death Wish’ gibi yapımları andırsa da aksiyon dışındaki temel meselesini güncel bir derde bağlıyor: “Peki ama ya ‘yapay zekâlar’ kontrolden çıkarsa...” Bu açıdan filmin asıl bağı sanki Kubrick başyapıtı ‘2001: Uzay Macerası’nın ünlü bilgisayarı ‘HAL 9000’. Nitekim STEM’in ses tonu (Simon Maiden seslendiriyor), vurguları ve bazı cümleleri
İnsanlığa bir ‘HAL’ler oluyor...
Filmde Asha-Grey Trace çiftini, Melanie Vallejo-Logan Marshall-Green ikilisi canlandırıyor.
‘HAL 9000’i fazlasıyla andırıyor.
Leigh Whannell çok orijinal fikirler içermese de belli bir sentez üzerine kurduğu filminin özellikle ilk yarısında gayet iyi bir atmosfer yaratıyor. Şehir silueti, Eron Keen’in (filmi izlerken bir ara ‘Elon Musk’a mı gönderme diye düşündüm) evi, girişi, dijital endüstri ortamı, genel mimari, seyircinin zihninde “Burası ne türden bir evren” türü sorular doğuran kadrajlar vs. alabildiğine etkileyici ve sürükleyici... Lakin öykü ilerledikçe ve intikam meselesi ön plana çıktıkça felsefe geriye çekiliyor ve bilimkurgu unsurlarıyla destekli bildik bir ‘aksiyon-gerilim’le karşı karşıya kalıyoruz...
Grey Trace rolünde, hafiften Tom Hardy esintileri yayan Logan Marshall-Green’i seyrettiğimiz ‘Upgrade’, distopik öyküler üzerine bereketli bir üretime sahip ‘Avustralya sineması’nın son örneklerinden biri olarak kayda geçecek. Keşke daha fazlasını sunsaydı da salondan, geleceğe ‘klasik’ olmasa da ‘klasik’vari bir tanımla kalacak bir film izlemiş hissiyatıyla ayrılsaydık...
İnsanlığa bir ‘HAL’ler oluyor...

Sosu ve hamuru iyi ama servis kötü...
Toronto’da, ‘Çizme’den göç etmişlerin yoğun olduğu ‘Küçük İtalya’ adını taşıyan bir muhitte, aileden kalma geleneksel tariflerle pizza pişiren ama bir sebepten dolayı yollarını ayıran iki kafadar: Sal ve Vince... Çocukları birlikte büyümüş ama artık onların da rotaları ayrılmıştır. Sal’ın kızı Nikki, Londra’da ünlü bir şefin lokantasında çalışmak için çabalamakta, Vince’in oğlu Leo ise baba mesleğini sürdürmektedir. Nikki’nin, kimi belgeleri almak için eve dönmesi, hem Leo’yla aralarında yarım kalan gönül meselesinin bir kez daha gündeme gelmesine hem de iki aile arasındaki ilişkilerin yeniden tanımlanmasına yol açacaktır.
İnsanlığa bir ‘HAL’ler oluyor...

Konvansiyonel komedilerin günümüzdeki yönetmen adreslerinden Donald Petrie’nin imzasını taşıyan ‘İtalyan Usulü Aşk’ (‘Little Italy’), sırtını baştan sonra klişelere dayıyor. Tabii ki böylesi bir tavırda problem yok ama film aynı esprileri ve trükleri o kadar çok tekrarlıyor ki, seyircisini durduk yerde sıkıyor. Oysa yaşlı âşıklar Franca-Carlo’da Andrea Martin-Danny Aiello ikilisi çok iyi, ana karakterler Nikki-Leo’da da Emma Roberts ve Hayden Christensen arasındaki kimya başarılı ama boşa gevezelik yapan senaryo bu avantajları da bir güzel heba ediyor.
Sonuç olarak ‘Romeo ve Juliet’e selam gönderen ve modern Montaul’larla Capulet’lerin mücadelesini pizza savaşları (birinin sosu diğerinin de hamuru güzeldir) üzerinden anlatan ‘İtalyan Usulü Aşk’, vasat bir komedi. Şu küçük notla bitirelim: Yönetmen Donald Petrie pizza konusunda uzman; 1988’de ‘Mystic Pizza’yı yönetmişti. Bu filmin yıldızlarından Julia Roberts da, ‘İtalyan Usulü Aşk’ın ana karakteri Nikki’yi canlandıran Emma Roberts’ın halası.
İnsanlığa bir ‘HAL’ler oluyor...


Demir kapı, kör yumruklar...

Şiddetin hayatta kalmak için tek seçenek olduğu bir yerde tutunmaya çalışan bir yabancı... ‘Şafaktan Önce’ (‘A Prayer Before Down’), Bangkok’un ünlü Klong Prem Hapishanesi’nde üç yıl kalan İngiliz Billy Moore’un anı kitabından sinemaya uyarlanmış. Yönetmenliğini Fransız Jean-Stephane Sauvaire’ın üstlendiği yapımda, babasıyla sorunlar yaşayan ve kurtuluşu Tayland’da bulan uyuşturucu bağımlısı bir İngiliz gencin çizgi dışı öyküsünü izliyoruz.
İnsanlığa bir ‘HAL’ler oluyor...
Billy yörede boks yaparak hayatını kazanırken bir polis baskınında üzerinde uyuşturucu bulundurmaktan içeri atılıyor. Dili olmadığı için kendisini de ifade edemiyor ve adeta yaşamanın, ölmekten beter olduğu bir ortamda hayatta kalmaya çabalıyor. Hapishane içi çete savaşları, kötü yemekler, istif halinde uyumak, tecavüz vakaları, her yeni günde yeni tehditler derken alışma sürecinin ardından Billy, süregelen sistemin bir dişlisine dönüşüyor. Sonrasında da demir parmaklıklar ardında ‘Muay Tai boksu’ yapan bir grubun varlığını keşfediyor. Bu keşif onun için yeni bir umut dalı ve hayata tutunma seçeneği oluyor...
‘Şafaktan Önce’de, Jean-Stephane Sauvaire’in karanlık rejisi, sert ve hazmı zor sahnelerle dolu anlatımı, etkileyici boks sahneleri eşliğinde yer yer hüzünlü bir öykü anlatılıyor. Dilini ve kültürünü bilmediği bir ortamda hapis yatan, şefkati ve sevgiyi bir trans kadın olan ‘Fame’de bulan, sonrasında ihanete uğradığını düşünen ve bu cephede de yıkılan Billy, boksu yaşamsal bir stratejinin parçası olarak görüyor ve yüklendikçe yükleniyor. Lakin bu kez de iflas noktasına gelen vücudu arıza sinyalleri veriyor...
Şiddet, kan, karanlık mekânlar, iletişimsizlik (film uzun süre Billy’nin yabancılığını seyirci olarak daha iyi hissedebilmemiz için olsa gerek ‘Tayca’ diyalogları çevirmeden yoluna devam ediyor) derken son derece etkileyici bir dil tutturan ‘Şafaktan Önce’, aynı zamanda hapishane ve boks filmlerinin bir karması gibi. ‘Peaky Blenders’ dizisinin John Shelby’si Joe Cole’un Billy Moore’da muhteşem bir performans sergilediği bu seyri zor film, haftanın en kayda değer seçeneği konumunda; naçizane ‘kaçırmayın’ derim...
İnsanlığa bir ‘HAL’ler oluyor...

Diğer seçenekler
Haftanın yenilerinden ‘Kıskanç’ı (‘Jalouse’) David-Stephane Foenkinos ikilisi yönetmiş, oyuncular Karin Viard, Dara Tombroff, Anne Dorval ve Bruno Todeschini. ‘Çatışma’ (‘Reprisal’), Brian A. Miller imzasını taşıyor, filmde rol alan isimler şöyle: Bruce Willis, Frank Grillo, Johnathon Schaech ve Olivia Culpob. Yerli yapım ‘Gürbüz: Hadi Allah’a Emanet’i Orhan Erkal yönetmiş, oyuncular Emre Mutlu, Hakan Bulut, Gökhan Yıkılkan ve Ayhan Taş. ‘Dışarda’ (‘He’s Out There’) Quinn Lasher imzasını taşıyor, kadroda Yvonne Strahovski, Justin Bruening, Abigail Pniowsky ve Julian Bailey gibi oyuncular yer alıyor.

İnsanlığa bir ‘HAL’ler oluyor...

 

 

X