"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Hızlı, öfkeli ve ‘aile’li...

2000’li yılların en uzun serisi ‘Hızlı ve Öfkeli’nin sekizinci adımı, aile değerlerine vurgu yapan ama öyküsü itibariyle sırtını klişelere dayayan sıradan bir aksiyon... Filmin görsel anlamdaki tek kayda değer hamlesi bir Rus denizaltısının araba takip sahnelerinde boy göstermesi olmuş.

Hollywood, “Hayatın son derece yumuşak aktığı, ortama neşenin, müziğin, dansın hâkim olduğu, sokaklarında 50 ya da 60 model arabaların boy gösterdiği sakin bir Havana ortamına ancak bir Amerikalı hareket getirebilir” diye düşünüyor sanırım. Bu düşüncesinin emarelerini yıllar önce (2002’de) James Bond’un ‘Die Another Day’ macerasında bir ‘kuple’ göstermişti, şimdi asıl hamlesini ‘Hızlı ve Öfkeli 8’de (‘The Fate of the Furious’) sahaya sürüyor. Film Küba topraklarına, bir araba yarışına katılarak adrenalin yükleyen Dominic Toretto’nun ortalığı adeta ateşe verdiği bir aksiyon sekansıyla başlıyor. Serinin sürükleyici karakteri, ‘Adalı’ bir rakiple kapıştıktan sonra sevgilisi Letty’yle romantizmine devam etmek isterken yoluna gizemli bir sarışın çıkıyor. Sonradan anlıyoruz ki ‘Cipher’ isimli bu kadın, dijital âlemin üst düzey suçlularından biri ve yanına Toretto’yu çekerek dünyayı yeni bir belanın içine sürüklemeye çalışıyor.   

Hızlı, öfkeli ve ‘aile’li...

HIZLI VE ÖFKELİ 8

Yönetmen: F. Gary Gray

Oyuncular: Vin Diesel, Charlize The- ron, Dwayne Johnson, Jason Statnam. Michelle Rodriguez, Kurt Russell, Tyrese Gibson, Nathalie Emmanuel ABD yapımı

‘HIZLI VE ÖFKELİ 7’ REKOR KIRMIŞTI

‘Hızlı ve Öfkeli’, 2000’lerin sinemadaki en uzun serisi... Bugün itibariyle sekizci adımı izliyoruz. Bazen kanun dışı bir çizgiye düşseler de temelde Amerikan çıkarlarını koruyup kollayan, sisteme ve dünyaya zarar vermesi muhtemel düşmanlara karşı mücadele veren, neşeli, maharetli, işbilir ve aksiyona meyilli bir grubun maceralarını anlatan seri, zaman zaman çıtasını düşürse de özellikle gişeden dünyada ve bizde genellikle mutlu ayrıldı. Öyle ki serinin bir önceki adımı ‘Hızlı ve Öfkeli 7’, ‘Titanic’i geçerek Türkiye’de tüm zamanların en çok izlenen yabancı filmi olmuştu.

Hızlı, öfkeli ve ‘aile’li...

Jason Statham

 Doğrusunu söylemek gerekirse ‘Testere’ dizisinin yaratıcısı James Van’ın çektiği ‘Hızlı ve Öfkeli 7’, kargo uçağından paraşütle inen arabalardan gökdelenlerdeki heyecan dolu sahneleriyle birinci sınıf bir aksiyon seyirliğiydi. Film ayrıca serinin daimi oyuncularından biri olan ve hayatını kaybeden Paul Walker’a saygı duruşu niteliğindeydi. Ve fakat bu kadar ışıltılı bir hamlenin ardından gelen ‘Hızlı ve Öfkesi 8’ aynı tadı ve etkiyi yansıtmaktan bir hayli uzak. Yönetmen olarak ‘Arabulucu’, ‘İtalyan İşi’ (ünlü klasiğin ikinci çevrimi), ‘Straight Outta Compton’ gibi filmleriyle tanıdığımız F. Gary Gray’in imzasını taşıyan yapım, öykü bazında öncelikle klişelerle dolu bir olay örgüsünün izlerini sürüyor. Öte yandan hikâyenin asıl olarak vurgu yapmak istediği şey ‘aile saadeti’. Toretto’nun ‘baba’ olarak verdiği mücadele, keza bu duyguyu daha önce tadan Hobbs’un, teknik direktörlüğünü üstlendiği futbol takımında forma giyen kızıyla olan ilişkisi vs. derken filmin dinamikleri böylesi bir güzergâhta ilerliyor.

Hızlı, öfkeli ve ‘aile’li...

Vin Diesel ve Charlize Theron

CHARLIZE THERON DA KURTARAMIYOR!

Ve tabii serinin asıl göstergesi olan aksiyon: Gökyüzünde taşınan bir bebeğin yanında çatışma sahneleri, Rusya’da Sovyetler döneminden kalan bir denizaltının yarattığı heyecan, buz kütleleri üzerinde kaçıp kovalamaca, başta füzeler olmak üzere bütün ağır ve hafif ateşli silahlar... Ne yazık ki ‘Hızlı ve Öfkeli 7’deki gibi çok sayıda parlak fikir ve yaratıcı aksiyon sahneleri göremiyoruz. Öykü de yeterince çekici olmayınca serinin en vasat adımlarından biri ortaya çıkmış gibi.

Oyunculuklara gelince; Toretto’ta Vin Diesel, Letty’de Michelle Rodriguez, Hobbs’ta Dwayne Johnson, Deckard’da Jason Statham serinin tanıdık yüzlerini temsil ediyor. Yeni simalardan Cipher’da Charlize Theron son derece sıradan, keza ‘Bay Hiçkimse’deki Kurt Russell da... Yardımcısı ‘Küçük Hiçkimse’de ise Clint Eastwood’un oğlu Scott da pırıltıdan uzak bir performansla filmin genel havasına uyuyor.

Sonuç? Kuşkusuz serinin müptelaları için konunun pek bir önemi yoktur ama biz kendi şerhimizi düşelim; ‘Aileye yerimiz vardır’ havasındaki ‘Hızlı ve Öfkeli 8’, vasat bir aksiyon olmaktan öteye gidemiyor.       

DİĞER SEÇENEKLER

Hızlı, öfkeli ve ‘aile’li...

‘Dehşet Odası’

Gerilim filmi ‘Dehşet Odası’ (‘Green Room’), Jeremy Saulnier’nin imzasını taşıyor. Yapımda ‘müteveffa’ Anton Yelchin’in yanı sıra Alia Shawkat, Callum Turner ve Imogen Poots var. Emile Hirsch, Brian Cox, Olwen Catherine Kelly ve Ophelia Lovibond’un başrollerini paylaştığı ‘Otopsi’yi (‘The Autopsy of Jane Doe’) Andre Ovredal yönetmiş. Bir diğer yerli seçenek ‘Mezeci Çırağı’, Battal Karslıoğlu imzası taşıyor. Oyuncular Yusuf Atala, İsmail Arda İrman, Murat Ercanlı ve Ali Tuna İrman. Haftanın belgeseli ‘Kartal Avcısı Kız’ı (‘The Eagle Huntress’), Otto Bell yönetmiş.

Hızlı, öfkeli ve ‘aile’li...

YAŞAMAK GÜZEL ŞEY

Yönetmen: Müfit Can Saçıntı

Oyuncular: Müfit Can Saçıntı, Yasemin Çonka, Zihni Göktay, Ayşegül Atik, Günay Karacaoğlu, Reha Özcan, Renan Bilek, Onur Dilber, Merve Hazer, Türkiye yapımı

YİTİRDİĞİMİZ DEĞERLER ÜZERİNE

 Mizah ve televizyon dünyası için uzun süredir tanıdık bir sima olan Müfit Can Saçıntı, bilindiği gibi sinema serüvenine yapımcılığını Birol Güven’in üstlendiği ‘Mandıra Filozofu’yla adım atmıştı. Sistemin reddiyesi üzerine bir hayat modeli inşa eden ve açgözlü ‘rantsal’ hücumlara karşı kurduğu sağlam defansıyla mücadele eden bir kahramanı anlatan yapım, uzun süredir unutulan ‘sosyal içerikli komedi’ türünü de hatırlatır bir havaya sahipti. ‘Kapitalist’ ve ‘Anti-kapitalist’ ana karakterleriyle film, bir tür fikir yarışı şeklinde ilerliyor ve doğa, doğallık, dervişlik, paylaşım gibi değerleriyle unuttuğumuz bazı terim, deyim ve ‘gerçekler’in altını çiziyordu. Naçizane söz konusu çalışmaya ilişkin yazımda ana karakteri “Bir nevi ‘Hoca Marx’ettin” şeklinde tanımlamıştım...

Peşi sıra gelen ‘Mandıra Filozofu İstanbul’, benzer temalar üzerinden yaratılmış ikinci bir adımdı ve kimi tekrarlarıyla ilkinin etkisinden uzaktı. Saçıntı, Birol Güven’siz yola çıktığı son filmi ‘Yaşamak Güzel Şey’de, benzer bir ruh durumu, bakış açısı ve ideolojik duruşla yeniden karşımızda. Öykünün kahramanı Müfit, ‘Mandıra Filozofu’ Mehmet Ali’nin noktasına, bir anlamda kapısını çalan talihsiz bir olay sonucu geliyor. Takıntılarıyla yaşayan, sıradan bir hayat süren, yeteneğinin kıymeti bilinmemiş metin yazarı Müfit, karısı ve kızıyla kendi yolunda sakin sakin akarken, kabuğunu kırıyor ve sistemin dayatmalarına karşı mücadeleye girişiyor.

‘Yaşamak Güzel Şey’, aile, ebeveyn, arkadaş ilişkileri, aşk ve emek sömürüsü gibi konularda gezinen ve temel olarak ‘Yitirdiğimiz değerler’i hatırlatan bir çalışma olmuş. Film, kimi yerlerde az biraz didaktikleşse de genel olarak doğru limanlara uğruyor, kayda değer noktaların altını çiziyor. 

‘KAYBOLAN İNSANLIĞIMIZ’...

Oyunculuklar açısından da Müfit Can Saçıntı, canlandırdığı karakteri samimi, içten ve sakin bir performansla inandırıcı kılıyor. Keza Yasemin Çonka da Müfit’in eşi rolünde son derece başarılı. ‘Yaşamak Güzel Şey’,  ebeveynlere sevgi ve saygı üzerinden adeta Zihni Göktay ve Ayşegül Atik gibi belli bir yaş kuşağının zihinlerindeki yerleri sağlam isimleri de hem hatırlatıyor hem de bir tür vefa borcunu ödüyor.

Saçıntı’nın çabası yukarıda da vurguladığımız gibi aynı zamanda ‘Sosyal içerikli komedi’ geleneğiyle olan bağları bir anlamda güçlendiriyor. Ve çeşme akarken kabını doldurmak isteyen ama ne gişede ne de sanatta hiçbir şey ifade etmeden vizyon gördüğü haftada ‘yok hükmünde’ bir noktaya sürüklenen zamane komedilerine, ‘Başka bir üslup mümkün’ hatırlatmasında bulunuyor. ‘Kaybolan insanlığımızı’ hatırlamak için buyurun salona diyelim! 

Hızlı, öfkeli ve ‘aile’li...

‘İsa’nın Hayatı’

‘İLK UZUN METRAJIM’...

İstanbul Film Festivali’nin ardından küçük çaplı bir festival havası daha esecek şehirde: ‘İlk Uzun Metrajım’... Yönetmenlerin ilk uzun metrajlı Fransızca filmlerinden oluşan etkinlik, 20-23 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Programda Bruno Dumont’un ‘İsa’nın Hayatı’, Justine Triet’nin ‘Solferino Muharebesi’, Thomas Salvador’un ‘Vincent’, Arnauld Desplechin’in ‘Gözcü’, Guillaume Gallienne’nin ‘Ben, Kendim ve Annem’, Claire Simon’un ‘Hastalar’, ‘Yabancı Madde’, ‘Kuzey Garı’, ‘Aile Planlaması’, Ariane Mnouchkine’in ‘1789 ve Molière’, Joachim Lafosse’un ‘Deliliğin Kıyısında’, Luc Jabon’un ‘Kelimelerin Ötesinde’ ve ‘Joachim Lafosse’un Sineması’ gibi yapımlar yer alıyor.

Filmler Fransız Kültür Merkezi, İstanbul Modern ve Salt Galata salonlarında Türkçe altyazılı ve ücretsiz gösterilecek.

X