"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Güzel olduğunuz kadar ‘süper’siniz de...

Ve DC Comics karakterlerinin en feministi huzurlarımızda. ‘Wonder Woman’, süper güçlere sahip bir ‘Amazon’ prensesinin dünya barışını sağlamak için kötülere karşı verdiği mücadeleyi anlatıyor. Filmin ana karakterini, ‘2004 İsrail Güzeli’ olduktan sonra sinemaya geçen Gal Gadot canlandırıyor.

Mart 2016’da gösterime giren ‘Batman V Superman: Adaletin Şafağı’nda fragman misali şöyle bir gözüküp, “Pek yakında aranızdayım” mesajı yollayan ‘Wonder Woman’, nihayet kendi öyküsünün hâkim olduğu filmiyle huzurlarımızda. ‘DC Comics’ üyesi bu ‘Kadın süper kahraman’, çizgi roman olarak ilk kez Ekim 1941’de varlığını hatırlatmıştı. Psikolog-yazar William Moulton Marston’ın yarattığı ‘Wonder Woman’ (ilk çizeri de Harry G. Peter’dı), 70’lerde bir televizyon dizisi olarak seyirci karşısına çıkmıştı. Bu haftadan itibaren tüm dünyada vizyona giren Patty Jenkins imzalı yapım ise namı diğer ‘Themyscira Prensesi Diana’nın ilk uzun metraj serüveni olarak tarihteki yerini alacak.

Güzel olduğunuz kadar ‘süper’siniz de...

WONDER WOMAN

Yönetmen: Patty Jenkins

Oyuncular: Gal Gadot, Chris Pine, Lucy Davis, Ewen Bremner, Saïd Taghmaoui, Danny Huston, Elena Anaya, Robin Wright, Connie Nielsen, David Thewlis / ABD yapımı

Filmin öyküsü, bu tür serilerinin tüm ilk adımında olduğu gibi “Kahramanımız kimdir, kimlerdendir; nerden gelip nereye gitmektedir?” sorusunun açılımı niteliğinde. Küçükken, hayatı boyunca dünyayı kurtarmak için çabalayacağını düşündüğünü dillendiren bir kadın, kendisine yollanan eski bir fotoğrafın ardından geçmişe uzanıyor ve adeta hikâyesini görsel olarak izlemeye başlıyoruz. Themyscira adındaki adanın tek çocuğu olan Diana, annesi Kraliçe Hippolyta’nın muhalefetine rağmen teyzesi General Antiope’nin gayretleriyle muazzam bir savaşçı olarak yetiştiriliyor. Bu, dünyadan izole olmuş Amazon topluluğunun ‘mahremiyeti’ günün birinde yakınlara düşen küçük bir uçakla birlikte bozuluyor. İngiltere adına casusluk yapan Amerikalı pilot Steve Trevor, aslında bir anlamda filmin geçtiği zamanı da hatırlatıyor bize: Birinci Dünya Savaşı dönemi...  Peşi sıra Trevor’la yuvasını terk ederek daha geniş sulara açılan, ‘süper’ güçleriyle de savaşı sonlandırmak için önce Londra’ya, sonra da cepheye yollanan bir kahramanın mücadelesini izliyoruz... 

Hikâyesinin ana köklerini Yunan mitolojisinden alan (annesi, Diana’yı kilden yaratmış ve Zeus da ona hayat vermiştir) ‘Wonder Woman’da masum bir bakış açısının dünyanın kaotik gidişatı karşısında ayaklarının yere basmasını da gözlüyoruz. Bütün suçu Zeus’un oğlu ‘Savaş Tanrısı Ares’e yükleyen ve insan denen varlığın ‘kötücül’ yapısını göz ardı eden ama zamanla meselenin sac ayaklarına vâkıf olan Diana, bir anlamda düşe kalka büyüyor.

Güzel olduğunuz kadar ‘süper’siniz de...

Filmde Gal Gadot’a, Chris Pine eşlik ediyor.

SON ON YILIN TEK KADIN KAHRAMANI

Vakti zamanında yaratıcısı Marston’ın feminist dokunuşlarla sahaya sürdüğü bu Amazon kızının sinemadaki ilk adımı da benzer bir ruha sahip. Allan Heinberg’in senaryosunda bu durum bariz bir şekilde hissediliyor (keza kamera arkasında da en çok ‘Monster’la hatırlanan kadın yönetmen Patty Jenkins var). Lakin filmin problemleri bu tavra ve ruha rağmen bir noktadan sonra klişelere (ve naif yaklaşımlara) teslim olmasında beliriyor: Tanrıların güvensizliğine rağmen ana kahramanın kurtuluşu ne olursa olsun insanda görmesi; savaşlara, zulme, kaosa rağmen tek reçeteyi ‘sevgi’ olarak gösterirken pek de inandırıcı olamaması gibi... 

Öte yandan filmin plastiği, grafik anlatımı, özellikle ilk bölümdeki atmosfer çok başarılı. Cephedeki sahneler de keza... Diana’yla Steve Trevor arasındaki romantizmin dozajı da gayet yerinde. Ama bana Amerikalı pilotun yakın arkadaş grubu (bir İskoç, bir Arap ve bir Kızılderili’den oluşuyor) da -filmin ‘sevgi’ ve ‘politik doğruculuk’ mesajlarını tamamlayan cinsten- zorlama bir hamle gibi geldi.

Performanslara gelince: Diana’da, ‘Hızlı ve Öfkeli’ serisinin keşfi olan Gal Gadot’u izliyoruz. İsrailli aktrist oyunculuk yeteneğinden çok güzelliğiyle dikkat çekiyor ama rolünün de üstesinden geliyor. Öykünün kötüsü General Ludendorff’ta Danny Huston, klişe bir oyunculuk sergilerken karakteri Nazilerin öncüsü türünden bir hava estiriyor. Yeni kuşak ‘Uzay Yolu’nun ‘Kaptan Kirk’ü Chris Pine, Steve Trevor’da idare ediyor. Ana kraliçe ve kardeşinde de Connie Nielsen ve Robin Wright karşımıza geliyor. Mike Leigh imzalı ‘The Naked’la tanıyıp sevdiğimiz (genç kuşaklar içinse o ‘Harry Potter’ serisinin ‘Remus Lupin’i) David Thewlis de filmde Sir Patrick’i canlandırıyor.

 Sonuç? Son 10 yılda Hollywood yapımı 55 çizgi roman uyarlamasındaki tek kadın kahramanlı film ‘Wonder Woman’mış. Bu veri bile, Patty Jenkins’in yapıtına ‘özel’ bir anlam kazandırıyor. Öte yandan karşımızdaki kahraman benim için örneğin bir ‘Zeyna’ hınzırlığında ve ‘içtenliğinde’ değil, bunu da not düşeyim. Bir de filmin başındaki ‘Osmanlı cephesi’ sahnelerinin, görsel ve kostüm tasarımı açısından başarılı olduğunu belirtmek gerekiyor.  

Güzel olduğunuz kadar ‘süper’siniz de...

SAHİL GÜVENLİK

Yönetmen: Seth Gordon

Oyuncular: Dwayne Johnson, Zac Efron, Priyanka Chopra, Alexandra Daddario, Kelly Rohrbach, Jon Bass

ABD yapımı

BU SAHİLDE, BU SAHİLDE...

‘Sahil Güvenlik’ (‘Baywatch’), 1989’da başlayıp 90’lar boyunca popülerliğini sürdürmüştü. Dizi, Kaliforniya sahillerinin bir kısmının (Emerald Körfezi civarı) güvenliğinden sorumlu; güzel kadınlar ve yakışıklı delikanlılardan oluşan bir grup (eski dilde) cankurtaranın serüvenlerini anlatıyordu. Seth Gordon’ın aynı isimli yeni filmi, geçmişin ruhunu bir nebze yaşatsa da aslında temel hedefi diziyi ti’ye almak gibi görünüyor. Lakin özellikle ‘Patrondan Kurtulma Sanatı’yla tanıdığımız Gordon imzalı bu yapım, düşük yoğunluklu bir komedi olarak seyrediyor. Vasat senaryo, bir-iki yerin dışında parlak olmayan espriler (ki bazıları düzey açısından ‘Recep İvedik’ kategorisinde), ortalama performanslar derken filmin yarattığı duygu hoşluktan ziyade boşluk oluyor.

USTALARA SAYGI!

Bu arada konu ne derseniz, yeni nesil ‘Sahil Güvenlik’ hiçbir yerde dikiş tutturamamış iki altın madalyalı eski olimpiyat yüzme şampiyonu Matt Brody’nin, Mitch Buchannon yönetimindeki ekibe dahil olmasını ve ‘Aile ruhu’ kazanmasını anlatıyor. Altı kişiden oluşan cankurtaran takımının bir an önce kaynaşmasını da, yörenin yeni rantçısı Victoria Leeds adlı hırslı bir kadına karşı verilen mücadele sağlıyor. Dwayne Johnson ve Zac Efron’ın sürüklediği filmde dizinin iki ünlü ismi David Hasselhoff (birkaç hafta önce ‘Galaksinin Koruyucuları 2’ vasıtasıyla, onu asıl üne kavuşturan ‘Kara Şimşek’le yâd etmiştik) ve Pamela Anderson, ‘Ustalara Saygı’ kabilinden şöyle bir görünüyorlar.

Güzel olduğunuz kadar ‘süper’siniz de...

KAPTAN DÜŞÜKDON

Yönetmen: David Soren

Seslendirenler: Ali Hekimoğlu, Sercan Gidişoğlu, Talha Sayar, Levent Ünsal, İlham Erdoğan, Elif Erdal, Arzu Akın

ABD yapımı

BU DA BAŞKA BİR ‘SÜPER’

İyi bir animasyonun bence basit bir tanımı var: Her yaştan çocuğu içine çekebilmeli... Haftanın yenilerinden ‘Kaptan Düşükdon: Destansı İlk Film’ (Captain Underpants: The First Epic Movie’, işte tam da bu türden bir yapım. Hatta dengeyi bence aşıyor, miniklerden çok ‘yaşını başını almış’ çocuklara hitap ediyor.

Öykü, okulda baskı rejimi uygulayan müdüre karşı zeki ve etkili manevralarla karşı koyan iki öğrencinin dostluğu üzerine kurulu. İkili o denli yeteneklidir ki, boş zamanlarında ‘Ağaç evleri’nde birinin yazdığı, diğerinin çizdiği ve ‘Süper kahraman’ klişeleriyle dalga geçen ‘Kaptan Düşükdon’ adlı bir çizgi tipleme yaratmışlardır. George ve Harold, kendilerine yönelik okuldaki baskının arttığı bir dönemde büyülü bir imkâna kavuşur ve Müdür Krupp’u ‘Kaptan Düşükdon’a dönüştürür. Lakin asıl tehlike okula yeni gelen fizik öğretmeni Prof. Poopypants’tir...    

Amerikalı yazar ve çizer Dav Pilkey’nin çok tutmuş çocuk serisinden sinemaya uyarlanan animasyonu David Soren yönetmiş, senaryoyu da (yazar-yönetmen) Nicholas Stoller kaleme almış. Hınzır, göndermeleri bol, diyalogları zekice yazılmış ‘Kaptan Düşükdon’, ‘Wonder Woman’la birlikte haftanın ikinci ‘Süper’ filmi aynı zamanda... Kaçırmayın derim...

Güzel olduğunuz kadar ‘süper’siniz de...

‘Anayurt Oteli’

VE ‘ZEBERCET’ YENİDEN ARAMIZDA

Yusuf Atılgan’ın klasikleşmiş romanı ‘Anayurt Oteli’, ‘rahmetli’ Ömer Kavur tarafından beyazperdeye uyarlandığında, film de Türkiye sinemasının klasikleri arasına girmişti. Anadolu’da bir otelin, yalnızlıktan derdine derman bulamayan müdürü Zebercet’in öyküsü olarak özetlenebilecek filmin kadrosunda Macit Koper, Serra Yılmaz, Orhan Çağman ve Şahika Tekand gibi isimler yer alıyordu.  Groupama tarafından ‘Türk Klasikleri Yeniden’ projesi kapsamında restore edilen ‘Anayurt Oteli’, yeni haliyle ilk kez bu yıl İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti. Ömer Kavur’un yapıtı bu haftadan itibaren de salonlara, yıllar sonra tekrar uğruyor. Zamanında izlemeyenler ya da hasret gidermek isteyenler için...

Güzel olduğunuz kadar ‘süper’siniz de...

‘Şeytanın Doğuşu’

DİĞER SEÇENEKLER

Gerilim filmi ‘Şeytanın Doğuşu’nu (First Born’) Nirpal Bhogal-Georgie Smith ikilisi yönetmiş, oyuncular Antonia Thomas, Jonathan Hyde, Lucy Chappell ve Luke Norris. Gülşen Güner imzalı ‘Nefrin’in başrollerinde Arda Kural, Tuğba Özay, Metin Yüksel ve Eylem Doğan var. Kadrosunda Birgül Ulusoy, Tayfun Sav, Fatih Paşalı, Buse Sevindik ve Caner Tanrıverdi gibi isimler bulunan ‘Bambaşka: Başka Bir Aşk Hikâyesi’ ise yönetmen olarak Bahadır Apşin’in imzasını taşıyor. ‘Bir Damla Aşk’ta ise Öykü Bozkurt, Sıla Seda Kansu, Can Karakoç başrollerde, yönetmen Berk Aygül.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI