"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Güç de iktidar da benimle olsun...

Sinema tarihinin en popüler serisi ‘Star Wars’un sekizinci adımı ‘Son Jedi’, hem ‘retro’ tadına sahip hem de kendi ruhunu ve sesini bulmuş bir film. Rian Johnson’ın yazıp yönettiği yapım ikonik karakterlerden Luke Skywalker’ın, isyankâr kız Rey’i yetiştirme sürecinin yanı sıra ‘Yeni Darth Vader’ Kylo Ren’in güç ve iktidar çabalarına odaklanıyor...

Güç de iktidar da benimle olsun...

İki yıl önce vizyona giren ‘Star Wars’ serisinin yeni üçlemesinin ilk ayağı olan ‘Güç Uyanıyor’ (‘The Force Awakens’) vesilesiyle de yazmıştım: George Lucas’ın 70’lerin sonuyla 80’lerin başında yarattığı evren uzayda geçse de western’lerden tarihi aksiyonlara uzayan bir esintiye sahipti ve göndermeleri açısından da ‘Soğuk Savaş’ reflekslerini perdeye taşıyordu. 90’ların sonuyla 2000’lerin ilk yarısındaki üçleme bence zorlamaydı; ticari zekâsı yüksek Lucas’ın elindeki en iyi ve tek malzemenin yeniden pazarlamasıydı adeta.

‘Jedi eğitimi’ şart!

Yönetmenliğini J.J. Abrams’ın üstlendiği ‘Güç Uyanıyor’, kronolojik olarak 1983 tarihli ‘Return of the Jedi’ sonrası bir zaman diliminde geçerken seyirciye hem serinin ikonik karakterleri Luke Skywalker, Han Solo ve Prenses Leia’yla kısa ama öz buluşmalar sunuyor hem de isyankâr kız Rey, direnişçilerin safında mücadele eden yetenekli pilotu Poe Dameron, sistemin hâkimi ‘İlk Düzen’e başkaldıran asker Finn gibi yeni kahramanları önümüze atıyordu. ‘Şimdiki zamanın üçlemesi’nin evreninde, başında ‘Yüce lider’ Snoke’un olduğu ‘İlk Düzen’ adlı bir oluşum vardı ve sistemin kötüsü de bir tür ‘Darth Vader Jr.’ havasındaki doğaüstü güçlere sahip Kylo Ren’di...

Güç de iktidar da benimle olsun...

Bu haftadan itibaren tüm dünyada gösterime giren ve yönetmenliğini Rian Johnson’ın üstlendiği ikinci adım ‘Son Jedi’ ise (‘Star Wars: The Last Jedi’), ‘Güç Uyanıyor’un kaldığı yerden start alıyor ve yeni kahramanlar, ‘Snoke’un güçlerine komuta eden General Hux’ın yok etmeye çalıştığı ‘Direnişçiler’in safında mücadelelerini sürdürüyor. Öykü iki ana koldan ilerliyor; bir yanda Poe Dameron ve Finn (o da kendisine bir ortak buluyor: Rose Tico), Hux’a karşı bilfiil savaş veriyor, öte yanda ise Rey Skywalker’ı kendisine ‘Jedi eğitimi’ vermesi için iknaya çabalıyor.

Shakespeare havası...

‘Güç Uyanıyor’, orijinaline halel getirmeyen ve genel çizgileri itibariyle ‘Retro tadı’ taşıyan bir çalışmaydı. ‘Son Jedi’da da ‘retro’ tadı var ama sanki bu kez öykü kendi sesini, ruhunu, rengini de bulmuş gibi. Hem serinin genelinde hem de ‘Güç Uyanıyor’ özelinde öne çıkan Freudyen öğeler ise yerini bu kez Shakespeareyen bir havaya terk etmiş. Hikâyede sık sık iktidar tutkusu ve bu tutkunun yarattığı ruhsal gelgitler kıyıya vuruyor (bu aşamalarda da ‘III. Richard’dan ‘Macbeth’e uzanan bir çizgiyi hatırlıyoruz). Filmdeki günümüze yönelik gönderme ise ‘silah ticareti’. Ben ayrıca Luke Skywalker’ın ‘Jedi romantizmi’ne ve bir dönemin artık kapanmasının zamanının geldiğine ilişkin saptamalarını, kendi efsanesiyle yüzleşme çabasını da beğendim. Snoke’un, Kylo'ya “Şu saçma sapan kaskı çıkar” uyarısı ve Luke’un, Prenses Leia’nın hologram görüntüsüne “Bu ucuz bir numara” demesi de filmin en iyi esprileriydi.

Güç de iktidar da benimle olsun...

Carrie Fisher’a adanmış

Performanslara gelince: Kariyeri boyunca kimi farklı adımlar atsa da ‘Luke Skywalker’dan başka bir rolüyle hatırlanmayan Mark Hamill, belki de serideki en iyi kompozisyonunu sergiliyor. Kylo Ren’de Adam Driver ise muhteşem. O boğuk ses tonu ve ifadesinin yanı sıra son derece etkili yüz fizyonomisiyle karakterinin ruhsal gelgitlerle dolu yapısını çok iyi yansıtıyor. Rey’de Daisy Ridley ilk filmdeki etkileyiciliğinden uzak ama yine de idare ediyor (Ayrıca Rey’in varlığıyla seriye ‘Feminist’ bir karakter kattığı da bir gerçek). Finn’de John Boyega, Poe Dameron’da Oscar Isaac, yeni karakterlerden Rose Tico’da Kelly Marie Tran, ‘kaypak hırsız’ DJ’de Benicio Del Toro, Amiral Holdo’da Laura Dern gayet iyiler. ‘Yüce lider’ Snoke’ta Andy Sarkis’i ‘Güç Uyanıyor’da beğenmemiştim ama bu kez tatminkâr. Ve ‘rahmetli’ Carrie Fisher... Prenses Leia’da son kez karşımıza geliyor ve kendisine adanan bu filmdeki her görüntüsünde insanı hüzünlendiriyor.

Güç de iktidar da benimle olsun...

Sonuç? ‘Brick’, ‘Bloom Kardeşler’ ve ‘Tetikçiler’ gibi yapıtlarıyla tanıdığımız Rian Johnson, senaryosunu de kendisinin yazdığı 152 dakikalık ‘Son Jedi’da son derece başarılı bir çalışmaya imza atmış. Kırmızı renklerin hâkim olduğu filmi, bence serinin ilk üçlemesinin tadında ve kalitesinde (zaten en çok da ‘The Empire Strikes Back’i hatırlatıyor). 

Güç de iktidar da benimle olsun...
BB8, ‘Son Jedi’da da kalpleri fethediyor.

Aman da ne şirinmiş bu Porg’lar...

‘Son Jedi’da, sevimli küçük bir köpek tadındaki (ki ben ‘Güç Uyanıyor’ eleştirisinde onu daha çok ‘Wall-E’ye benzetmiştim) yeni dönem robotu ‘BB8’, yine ‘Gönüllerin yıldızı’ olmayı başarıyor. Lakin kadroya yeni katılan ‘Porg’lar da çok şirin. Minik penguenleri hatırlatan bu yaratıklar, Chewbacca’nın yâreni oluyor...

Güç de iktidar da benimle olsun...
Chewbacca’nın yeni dostları Porg’lar...

STAR WARS: SON JEDI (5 üzerinden 4 yıldız)
Yönetmen: Rian Johnson
Oyuncular: Daisy Ridley, Mark Hamill, Adam Driver, Oscar Isaac, Carrie Fisher, Domhnall Gleeson, Andy Serkis, Laura Dern, Kelly Marie Tran, Benicio Del Toro
ABD yapımı

Bir kısa yürüyüştü aşkımız...

Michel Hazanavicius, sinema tarihi üzerinden hikâyeler anlatmayı sürdürüyor. Kendisinin tüm dünyada tanınmasını sağlayan (hatta Oscar’a uzanmasına da vesile olan) ‘The Artist’, yedinci sanatın ‘sessiz’ dönemine bir saygı duruşuydu. Son çalışması ‘Godard ve Ben’ (‘Le Redoutable’) ise sinemanın belki de en ‘gürültücü’ yönetmenine bakıyor. Filmin Türkçe adından da anlaşılacağı gibi, Fransız yönetmen şimdi de ‘Yeni Dalga’nın (‘La nouvelle vague’) bayrak ismi Jean-Luc Godard’ın hayatından bir kesite odaklanıyor.

Kısaca özet: ‘Serseri Âşıklar’, ‘Nefret’, ‘Alphaville’, ‘Çılgın Pierrot’ gibi çığır açan yapıtlarıyla dikkat çeken Godard, 1967 yılında siyaseten kendini yakın hissettiği Maoculuğa sevgisinin ifadesi olarak ‘Çinli Kız’ı çeker. Başrol oyuncusu, 17 yaşındaki Anne Wiazemsky’yle aşk yaşayan ve evlenen genç yönetmen, filmin olumsuz eleştiriler almasıyla birlikte özgüven sorunu yaşamaya ve kendince yeni bir yol haritası çizmenin derdine düşer. Bu sırada 1968 gelip çatmış ve ülke, ‘Devrim ve başkaldırı’ şarkıları söylemeye başlamıştır. Godard bir yandan eylemlere katılır, bir yandan da Anne’le arasında baş gösteren problemlerin üstesinden gelmeye çabalar.

Güç de iktidar da benimle olsun...

Anne Wiazemsky’nin, yönetmenle yaşadığı kısa süreli evliliğin ve ilişkinin koridorlarında gezinen otobiyografik kitabı ‘Un an apres’den uyarlanan film, üslup ve ruh olarak aslında Godard’ın sinematografik mirasına yakın bir çizgide seyrediyor. Batı’da kimi ‘Godardsever’ eleştirmenleri yüzeysel ve yönetmenin daha çok gönül ilişkisini öne çıkardığı gerekçesiyle öfkelendiren film, bence bu türden tepkileri hak etmiyor. ‘Godard ve Ben’, hem Fransız yaratıcıya, hem 68’in o eylemci ruhuna hem de sinema tarihine yer yer iğneleyici ama asıl olarak merakımızı harekete geçiren serbest vezin çağrışımlarla dolu bir çaba. Hoş, Godard da film için “Aptalca bir fikir” yorumunda bulunmuş ama en azından şu işe yaradığı kesin: Salondan çıktığınızda Godard’ı bilmiyorsanız ya da biliyor olsanız bile yeniden hatırlamak kabilinden, filmlerini bir an önce seyretme isteğiyle doluyorsunuz.

Louis Garrel çok iyi

Evet, belki Hazanavicius’un filmi Godard’ı aksi, bencil, sadece kendisini düşünen, egosu her daim şişkin, uzlaşmaz biri olarak çiziyor ama ne gam, sanatçı dediğin biraz da böyle değil midir zaten?

Son dönem nerdeyse izlediğimiz her Fransız filminde rastladığımız Louis Garrel’in enfes bir Godard portresi çizdiği çalışmayı, özel bir sinemasal yolculuğa çıkmak isteyen herkese tavsiye ederim. Bana kalırsa Hazanavicius’un aktardığı ya da çizmeye çalıştığı portreye inanmak değil dönemin ruhunu hatırlamak daha önemli.

GODARD VE BEN (5 üzerinden 3,5 yıldız)
Yönetmen: Michel Hazanavicius
Oyuncular: Louis Garrel, Stacy Martin, Bérénice Bejo, Micha Lescot, Grégory Gadebois, Jean-Pierre Mocky, Marc Brun Adryan
Fransa yapımı

Güç de iktidar da benimle olsun...

Bu maskeli balo ve onun sahte yüzleri...

Gölge Sağlık Bakanlığı görevi kendisine tebliğ edilen Janet, bu başarısını kutlamak üzere evinde yakın arkadaşlarına bir parti verir. Dirayetli kadın karakterleri sinemaya taşımakla tanınan ve sağlam reji çalışmalarıyla dikkat çeken Sally Potter imzalı ‘The Party’, bir karmaşanın, ikiyüzlü ilişkilerin ve derinde görünüp kıyıya vuran meselelerin filmi.

Eşini aldatan Janet, karısının bu en mutlu gününde kendi sırrını açıklamaya hazırlanan kocası Bill, bitmiş ilişkisiyle son defa bir topluluğa dahil olan April, çocuk sahibi olmaya karar vermiş lezbiyen çift Martha ve Jinny, karısı üzerinden bu ekibin üyesi konumundaki genç bankacı Tom derken bu ‘nezih’ topluluk çok geçmeden birbirini ısırmaya başlar...

Siyasi yelpazenin sol kanadında yer alan bir grup entelektüelin hayat ve ilişkiler bağlamındaki hesaplaşması olarak da kabul edilecek ‘The Party’, son derece akıcı ve zevkle izlenen bir tiyatro oyunu tadında. Oyunculuklar da çok iyi...

THE PARTY (5 üzerinden 3,5 yıldız)
Yönetmen: Sally Porter
Oyuncular: Kristin Scott Thomas, Patricia Clarkson, Timothy Spall, Emily Mortimer, Bruno Ganz, Cherry Jones, Cillian Murphy
İngiltere yapımı

Güç de iktidar da benimle olsun...
'Poyraz Karayel: Küresel Sermaye'

DİĞER SEÇENEKLER

Haftanın yerli seçeneklerinden ‘Poyraz Karayel: Küresel Sermaye’yi Osman Taşçı yönetmiş, oyuncular Musa Uzunlar, Celil Nalçakan, Ali İl ve Cem Cücenoğlu. Bryan Buckley imzalı ‘Somali Korsanları’nın (Dabka-Pritase of Somalia’) kadrosunda ise şu isimler yer alıyor: Evan Peters, Barkhad Abdi, Al Pacino ve Melanie Griffith. Yönetmenliğini Mehmet Doğan’ın üstlendiği ‘Papatya’da başrolleri Kenan Acar, Mekin Sezer, Aysun Güven ve Kübra Gökçe paylaşmış. Fransız yapımı ‘Yeni Yıl Tehlikede’yi (‘Santa & Cie – Christmas & Co’), Alain Chabat yönetmiş, oyuncular Alain Chabat, Audrey Tautou, Golshifteh Farahani ve Pio Marmai.

Güç de iktidar da benimle olsun...
'Somali Korsanları'

X