"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Genç ‘Indiana Jones’ ‘Jumanji’de forma giyerse!

‘Dora ve Kayıp Altın Şehri’, çok tutmuş bir çizgi filmin sinema uyarlaması. Minik bir kızın kaçırıldığını düşündüğü ailesiyle birlikte İnka şehri Parapata’yı aramasını anlatan yapım ‘Indiana Jones’ serisiyle ‘Jumanji’ arası bir tada sahip. Film basit öyküsüyle daha çok yedi-sekiz yaş grubu çocuklara sesleniyor gibi görünüyor.

Dora ve Kayıp Altın Şehri ( BEŞ ÜZERİNDEN İKİ BUÇUK YILDIZ )
Yönetmen: David Leitch
Seslendirenler: Isabela Moner, Jeff Wahlberg, Eugenio Derbez, Michael Pena, Eva Longoria, Adriana Barraza, Temuera Morrison, Nicholas Coombe, Madeleine Madden
ABD yapımı
Genç ‘Indiana Jones’ ‘Jumanji’de forma giyerse
Bu aralar altın arayan arayana: Hayatta ve sinema salonlarında... Lakin haftanın öne çıkan filminde en azından doğa tahrip edilmiyor, dağlar delinmiyor, zamanın kendi akışı içinde nice meşakkatli çabalar sonucu kök salmış ağaçlara kıyılmıyor, aksine çocuklara çevre bilinci aşılanmaya çalışılıyor... Evet, ‘Dora ve Kayıp Altın Şehri’ (‘Dora and the Lost City of Gold’), uygarlık ortamından (!) uzakta, iki bilim insanı olan anne ve babasıyla yaşayan minik Dora’nın önce modern şehir hayatında kendi yolunu çizmeye çalışması ve ardından bildiği sulara dönerek fantastik bir yolculuğun tanığı olmasına ilişkin bir öykü anlatıyor...

Bir TV çizgi film serisinin (orijinal ismi ‘Dora The Explorer’) sinema uyarlaması niteliğinde olan yapımda, ormanı tanıyarak büyüyen ve artık okula gitme zamanı gelen ama burada kimi uyum sorunlarıyla karşılaşan Dora’nın, kuzeni Diego ve iki arkadaşıyla birlikte kaçırılması sonucu yaşananları izliyoruz.

Yönetmenliğini James Bobin’in üstlendiği yapımda ana karakter az-biraz Tarzan ama daha çok Indiana Jones tadında... Öykü de genel havasında ilk elde ‘Jumanji’yi hatırlatıyor. Şöyle ki kaçırıldığını düşündüğü ailesinin peşinde sürüklenirken bir yandan da İnka uygarlığının kayıp şehri Parapata’yı bulmaya çalışan Dora ve arkadaşları, klişe tanımlamasıyla ‘büyüleyici’ bir maceranın içinde dolanıp duruyorlar. Malum, bu tür öykülerde genellikle aynı hedefe kilitlenen kötüler de olur; nitekim bu filmin de altın tutkusuyla öne çıkan bir grup doymak bilmezleri var... Dora hem onların eski uygarlığı talan etmelerine engel olmaya hem de ebeveynini bulmaya çalışıyor.
Genç ‘Indiana Jones’ ‘Jumanji’de forma giyerse
‘Dora ve Kayıp Altın Şehri’, çok tutmuş bir TV çizgi film serisi olan ‘Dora The Explorer’ın ana karakterine sinemaya taşıyor...

Umutlu bilim kadını: Eva Longoria!

Bilgisayar yardımıyla yaratılmış maymun (Boots) ve tilki (Swiper) karakterlerinin de boy gösterdiği, çok az bir süre de ana karakterlerin ‘anime’leştiği (yani orijinal çizgi filmdeki halleriyle karşımıza geldiği) ‘Dora ve Kayıp Altın Şehri’, iyi niyetli çabalarla süslü ama ‘demode’ havasından kurtulamayan bir film olmuş. Bu duruma da derinliksiz çizilmiş karakterler ve basit olay örgüsü neden olmuş. Filme hâkim olan ‘öğreten’ ton (ya da tavır) bir noktadan sonra görsellikteki renkliliği de yer yer solduruyor adeta. Sanki seslenilen kitle çok belirlenememiş gibi gözüküyor. Daha üst yaş gruplar da hedeflenmiş ama anlatılan öykü yedi-sekiz yaş dönemi çocuklarının çizgisini aşamamış gibi (ki belki de amaç budur).

Yakın zaman önce vizyona giren ‘Şipşak Aile’de, Meksikalı üç kardeşin en büyükleri olan asi Lizzy’de izlediğimiz Isabela Moner’in ‘Dora’yı canlandırdığı yapımda, minik kızın anne ve babası rollerinde de karşımıza Eva Longoria ve Michael Pena gibi isimler çıkıyor. Mark Wahlberg’in yeğeni Jeff(rey) Wahlberg ise Diego’yu oynuyor.  

Sonuç olarak ‘Dora ve Kayıp Altın Şehri’, öğretici ama bir grup Batılı eleştirmenin de belirttiği gibi 1950’lerden kalma bir öyküyle karşımıza gelmesinin handikaplarını taşıyan bir yapım. Mesela ‘Pixar’ yapımlarıyla büyüyen (ya da halen büyümekte olan) ve birçok hınzır öyküyü sinemada izlemiş çocuklar için, bu film belki görselliğiyle çekici bulunabilir ama doğrusu öyküsünün aynı oranda ilgi göreceğini sanmıyorum...
Genç ‘Indiana Jones’ ‘Jumanji’de forma giyerse
‘Sadık Bir Adam’

Diğer seçenekler...

Haftanın yenilerinden ‘Sadık Bir Adam’ı (‘A Faithful Man’) Louis Garrel yönetmiş, oyuncular Laetitia Casta, Lily Rose Depp, Joseph Engel ve Louis Garrel. Haftanın yerli gerilimi ‘Siccin 6’, Alper Mestçi imzasını taşıyor, filmin kadrosunda Merve Ateş, Adnan Koç, Dilara Büyükbayraktar ve Fatih Murat Teke gibi isimler yer alıyor... ‘Kanlı Efsane’de (‘Blood Myth’) Jonathan Mc Clean, Anna Dawson, Hannah Chalmers ve Matt Ray Brown gibi oyuncular rol alıyor, filmi Sean Brown-Luke Gosling ikilisi yönetmiş. ‘Konuşan Hayvanlar’ ise minik izleyicilere seslenen bir yerli yapım; yönetmenliğini Mustafa Kotan’ın üstlendiği filmin kadrosunda Emir Özyakışır, Ayça Erturan, Ferit Aktuğ ve Hülya Duyar gibi isimler var. ‘Bring The Soul: The Movie’ ise Koreli müzik grubu BTS’in dünya turunu anlatan bir belgesel... ‘Ayın Karanlık Yüzü: Hitler’in Çocukları’nı (‘Iron Sky: The Coming Race’) Timo Vuorensola yönetmiş, başrollerde Lara Rossi, Vladimir Burlakov, Kit Dale, Udo Kier ve Julia Dietze gibi isimler var.
Genç ‘Indiana Jones’ ‘Jumanji’de forma giyerse
‘Siccin 6’

Bir dostun ardından...

Başka sanat dallarına ait eleştirmenlik ritüeli bağlamında, kendi içindeki ilişkiler ağının nasıl biçimlendiğine dair elbette derinlemesine bir bilgi-görgüm yok ama sinema eleştirmenliği adına konuşabilirim. Bizim cephe bazen neredeyse haftanın her günü bir film gösterimi olması nedeniyle fazlasıyla mesleki ve insani yakınlık barındırır. Bu durumu sadece basın gösterimleri değil elbet, çok sayıdaki festival, jüri üyelikleri, eş-dost sohbetleri ve toplantılar da yaratır... Bu açıdan sık sık gördüğünüz, hal-hatır sorduğunuz, hasbihal eylediğiniz birinin eksikliği zaten yeterince hissedilir bir şeydir ama ondan ötesi sizi ayıran ölümse acısı çok çok daha derindir...

Sevgili sinema eleştirmeni (gerçi onu sadece bir tek ‘sinema eleştirmeni’ kimliğiyle anmak haksızlık olurdu) dostumuz, BirGün gazetesi yazarıCüneyt Cebenoyan’ı geçen hafta bir trafik kazasında kaybettik... Cüneyt, yeterince acılarla dolu öyküsünün ona yüklediği ağırlıklara rağmen yoluna yazarak, konuşarak, insanlara bir şekilde değerek devam ediyor ve hayata kendince izler bırakmayı sürdürüyordu. Eminim ki daha yazacak çok şeyi vardı. Lakin artık hayatımız ne yazık ki onun yazıp çizeceklerinden, ifade edeceklerinden, en önemlisi varlığından eksik devam edecek.

Benim için bir insan olarak eksikliğinin yanı sıra mesleki açıdan da farklı bir sesin, farklı bir soluğun artık aramızda olmaması üzüntü verici. İzlediğimiz birçok filmde beğeni anlamında buluşmasak da hep değişik bir açıdan bakmadaki ısrarlı bir kalemin eksikliğini kuşkusuz hissedeceğim, hissedeceğiz... Geride kalanlara, başta eşi Ayşegül ve hayatının baharındaki kızı Elif olmak üzere tüm sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum...

Genç ‘Indiana Jones’ ‘Jumanji’de forma giyerse

Not: Cüneyt’in kaybının ardından yakınları ve dostları anısını yaşatmak üzere ‘Cüneyt Cebenoyan Çocuk ve Sinema Fonu’ kurdu. Bu fonun hesap bilgileri şöyle:

BÜTÜN ÇOCUKLAR BİZİM DERNEĞİ

Cüneyt Cebenoyan
Alt Hesabı

Finansbank Kavacık Şubesi

TR18 0011 1000 0000 0087 8336 84

 

X