"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Gel gidelim ‘tost’a gönül...

Annesine fazla düşkün bir adamın öyküsünü anlatan ‘Manyak’, Flash TV’nin bir zamanlar çok tutan dizisi ‘Gerçek Kesit’e saygı duruşu niteliğinde. Onur Ünlü imzalı film, bir yanıyla Alfred Hitchcock’un ünlü klasiği ‘Sapık’a da selam gönderiyor.

Ah şu Hitchcock... Freud’u nasıl yorumladıysa, ‘Sapık’taki ana karakterinin bilinçaltına ‘anne’ figürünü öyle bir yerleştirdi ki, o tarihten bu yana perdede ne vakit elini kana bulayan ya da bulamaya hazır bir erkeğe rastlasak, savunmasını “Benim annem, güzel annem” diyerek yapıyor. Onur Ünlü’nün ‘vizyona çıkan’ son filmi ‘Manyak’, adeta Hitchcock’un klasiğine bu coğrafyadan bir sesleniş ya da daha doğru bir ifadeyle, ‘yerli ve milli’ bir saygı duruşu...
Ama aslında ‘Manyak’ın asıl ilham kaynağı Flash TV’nin bir zamanlar çok tutmuş serisi ‘Gerçek Kesit’. Hatırlanacağı gibi söz konusu program kimi üçüncü sayfa haberlerinin canlandırılması esasına dayanıyordu. Perihan Savaş’ın anlatıcı olarak görev aldığı ‘Gerçek Kesit’in ‘gerçek’ yıldızı ‘Sarı bıyık’ lakaplı Cahit Kaşıkçılar’dı. Seride yer alan bütün oyuncular gibi Bursalı olan Kaşıkçılar, ‘Manyak’ın senaryosuna da imza atmış.
Önce kısaca konu diyelim: Temizlik görevlisi olarak çalışan Rıza, birlikte yaşadığı annesine fazlasıyla düşkündür. Öyle ki bu düşkünlük aile hayatı kurmasına da engel olur. Günün birinde karşıki apartmana taşınan çocuklu ve dul bir kadına ilgi duymaya başlaması ise ruh ve zihin yapısında gelgitlere yol açar. Rıza kadına ısmarladığı tostu bir ilişkinin başlangıcı olarak kabul ederek kendi hayal dünyasında ilerlemeye koyulur...

Gel gidelim  ‘tost’a gönül...

Şöyle bir görünüp geçenler!
Onur Ünlü, kuşkusuz son dönemin en verimli yönetmeni... ‘Cingöz Recai’ vizyona girdi, ‘Manyak’ bu hafta salonlarımıza uğruyor, ‘Put Şeylere’, ‘Aşkın Gören Gözleri İhtiyacı Yok’ ve ‘Kırık Kalpler Bankası’ beklemede. Bu üretkenlik, eleştirilere neden oluyor. Doğrusu ben kendi adıma sinemada böyle bir kriterin olduğunun çok da farkında değildim. Bize öğretilen ya da miras bırakılan şuydu, bir film iyidir ya da kötüdür (ya da ortadır, neyse). Yönetmen dediğin kişiyse bir hayata bazen bir film, bazen de ne bileyim, 11, 21, 31, 41, 51; çekebildiği sayıda filmi barındırır. Önemli olan her adımda stilini, sesini, kendine özgü bakışını yansıtabilmesi. Tamam, farkındayım, eleştirilerin açılımı şu: “Çok fazla film çekiyor, bu yüzden de özensiz davranıyor, aceleye getiriyor” ama ben ortada bir özensizlik ya da acelecilik olduğu kanısında da değilim. Onur Ünlü’nün son dönemde bu kendi çizgisi dışına taşan tek yapıtı vardı bence; o da ‘Cingöz Recai’.

Gel gidelim  ‘tost’a gönül...

‘Manyak’ ise kadrajlar, karakterler ve ruh olarak ilham alınan orijinal yapıta bağlı (ya da sadık) kalınarak çekilmiş. Kuşkusuz bu bir tercih ama bence filmin eksikliği gibi gözüküyor; çünkü perdeye daha fazla Onur Ünlü dokunuşu yansıyabilirmiş. Öte yandan ‘Sapık’a yönelik göndermeler gayet iyi. Başta Kaşıkçılar olmak üzere filmde yer alan ‘Gerçek Kesit’ ekibi üzerine düşeni yerine getiriyor. Serkan Keskin, Türkü Turan, Sırrı Süreyya Önder, Metin Üstündağ, Mehmet Erdem, Hazar Ergüçlü, Erkan Kolçak Köstendil, Öner Erkan, Hazar Ergüçlü, Feride Çetin, Muhsin Akgün gibi isimler de filmde şöyle bir görünüp geçiyorlar...
Sonuç? ‘Manyak’, Onur Ünlü’nün farklı patikalarda yürüme çabasının yeni bir örneği. Evet, keşke daha iyi olsaymış ama bazen adımın kendisi bile takdire şayandır. Hem her filmin başyapıt olması gerekmez, zaten olamaz da...

Diğer seçenekler...
Xavier Legrand’ın yönettiği ‘Velayet’te (‘Jusqu’a la garde’) başrolleri Denis Menochet, Lea Drucker, Thomas Gioria ve Mathilde Auneveux paylaşıyor. Hazar Ergüçlü, Ozan Uygun, Halil Babür ve Doğaç Yıldız’ın başrollerini paylaştığı ‘Kar’ı Emre Erdoğdu yönetmiş. ‘Martı’da Onur Buldu, İrem Sak, Öner Erkan, Sahra Şaş ve Erşan Utku Ölmez gibi isimler rol alıyor, yönetmen Erkan Tunç. ‘Bordo Bereliler 2: Afrin’, Erhan Baytimur imzasını taşıyor, oyuncular Cenk Ertan, Halil İbrahim Kalaycıoğlu, Cavit Çetin Güner ve Kübra Dilara Çelen. Sedat Yetkin’in yönettiği ‘Zat-ı Mahfuz’da ise Beşir Öner, Taha Yasin Eyigün, Mehmet Demirtaş ve Ahmet Özdemir gibi isimler rol alıyor.

Gel gidelim  ‘tost’a gönül...

‘Velayet’ (4 Yıldız)

Gel gidelim  ‘tost’a gönül...

‘Kar’ (4 Yıldız)

Çocuklar Sana Emanet

Yönetmen: Çağan Irmak Oyuncular: Engin Akyürek, Şerif Sezer, Hilal Altınbilek,  Birsen Dürülü, Ogün Kaptanoğlu, Osman Alkaş, Eren Devrim, Parla Şenol, Çağdaş Yılancı, Ümmü Pütgül Türkiye yapımı

Gel gidelim  ‘tost’a gönül...

( 3 yıldız)

Ruhumun insanları...

Çağan Irmak, sinemamızın modern (ya da ‘şimdiki’ diyelim) zamanlarında hem geleneğe sahip çıkan hem de bu gelenek içinde farklı yollar, öyküler arayan bir yaratıcı. Son dönemde irtifa kaybına uğrasa da kendisi, öz ve yetenek itibariyle her daim umut beslediğimiz ve güvendiğimiz isimlerden (en azından benim için). Bu haftanın mönüsünde yer alan son filmi ‘Çocuklar Sana Emanet’, iki ana koldan akıyor. Bu kollardan biri gerilim türüne saygı duruşu içeren ve bizden bir katkı olarak nitelendirilecek öyküsü; diğeri de bu hikâye içinde son dönemde daha fazlaca kıyıya vurmuş toplumsal bir yaraya parmak dokunuşu...
Film, geçirdiği trafik kazası sonucu iki kişinin (biri eşi) ölümüne neden olan bir içmimarın ‘iç hesaplaşması’ üzerine gelişen bir öyküye sahip. Lakin bu hesaplaşmasının psikolojisi herkesten farklı ve çok çok ağır oluyor, çünkü mimar Kerem’in hayatını doğaüstü yaratıklar ziyaret etmeye başlıyor...
Çağan Irmak’ın ‘gerilim sineması’na olan ilgisi malum. İlk adımlarından ‘Mustafa Hakkında Her Şey’, keza ‘Karanlıktakiler’ ve tabii ki ‘Kâbuslar Evi’ serisi, bu yolda daha önceki deneyimleri. ‘Çocuklar Sana Emanet’, tema açısından ‘Ruhlar Bölgesi’ ve ‘Korku Seansı’ türü yapımların (ki onların da piri ‘Poltergeist’tı) havasını taşıyor (Hatta öyküdeki şifacı kadının da Batı’daki karşılığı ‘Paranormal’ olayları çözen uzmanlar diyebiliriz). Filmin perdeye taşıdığı yara ise ‘çocuklara taciz’ meselesi. Bence Irmak’ın gerilim formatı içinde bu türden güncel bir sorunu (ki aslında kadına, çocuğa ve hayvana cinsel istismar, taciz ve şiddet kurbanlar açısından gündelik hayata ait bir gerilim ve azap, öte yandan da toplumsal açıdan da büyük bir utanç) ele alması, hatırlatması ve kendince bir tavır koyması takdire şayan. Peki film biri ana, diğeri ara iki arter üzerinde ilerlerken sinematografik olarak nasıl bir noktaya ulaşmış ya da bir ortak payda bulabilmiş mi? Doğrusu ‘Çocuklar Sana Emanet’, Çağan Irmak filmografisi içinde üst sıralarda yer alabilecek bir çalışma değil ama ben kendi adıma, yine de dertleri ve yönetmen olarak çabasını kayda değer buldum.
Son olarak görsel efektler açısından not düşeyim; hastanedeki yaratık ‘Harry Potter’daki ‘Lord Voldemort’u, köydeki ise ‘Yüzüklerin Efendisi’ndeki ‘Gollum’u hatırlatıyordu. Bir de kaza sahnesi sinematografik olarak etkileyiciydi.

Pasifik Savaşı: İsyan

Yönetmen: Steven S. DeKnight Oyuncular: John Boyega, Scott Eastwood,
Cailee Spaeny, Jing Tian, Burn Gorman, Charlie Day, Rinko Kukichi,
Karan Brar, Wesley Wong ABD-Çin ortak yapımı

Gel gidelim  ‘tost’a gönül...

(3 yıldız)

‘Heavy metal’lerin dönüşü

Dünyamıza göz diken uzaylı ‘ağır metal’lerin saldırısı sürüyor. Kuşkusuz bu konuda kimse ‘Transformer’ların eline su dökemez (çünkü beşinci filme ulaştılar bile) ama Pasifik üzerinden ortalığı karıştıran Kaiju’lar da boş durmuyor, 2013’teki ilk adımın (‘Pasifik Savaşı’ yani) ardından bu yıl yeniden huzurlarımızdalar...
Önce çıkan özeti diyelim: İnsanlık, Pasifik Okyanusu’ndaki bir yarıktan dünya yüzeyine çıkan devasa yaratıklarla (isimleri ‘Kaiju’) mücadele etmek için benzer boyutlara sahip robotlar tasarlar. ‘Avcı’ anlamına gelen ‘Jaeger’ adı verilen bu ‘Dünyalı’ metal yığınlarının hareketini, içlerindeki iki pilot (biri sağ, diğeri soldan sorumludur), senkronize biçimde sağlar.
Haftanın yenilerinden ‘Pasifik Savaşı: İsyan’ın (‘Pacific Rim: Uprising’) öyküsü Kaiju’lara karşı kazanılan zaferin 10 yıl sonrasında geçiyor. Bir şekilde yeniden ortaya çıkan düşmana bu kez yeni neslin temsilcileri direnecektir. Bu grupta ilk filmin kahramanlarından General Stacker Pentecost’un oğlu Jake, eski pilot ortağı Nate, ailesini bir Kaiju saldırısında kaybetmiş olan Amara gibi gençler vardır.
‘Star Wars’ tadı...
Yönetmenliğini, daha çok kimi TV dizilerinde çalışmış olan Steven S. DeKnight’ın üstlendiği yapımda, devasa robot karakterlerden dolayı öncelikle ‘Transformers’ serisi akla geliyor. Öte yandan savaşçı gençler aralarındaki hiyerarşi, dayanışma ve dostluğun yanı sıra üniformalı görüntüler filme, ‘Star Wars’ (ki ana karakterlerden Jake’te, yeni ‘Star Wars’ serisinde Finn’i canlandıran John Boyega’yı izliyoruz) tadı veriyor. İşin içine ‘yeni güç’ Çin’i de dahil eden öykü, orijinal olmasa da film beklentileri belli ölçülerde karşılıyor, ayrıca görsellik de yeterince tatmin edici. Tek problem, son dönemdeki diğer örneklerde (buna duruma elbette ‘Süper kahraman’lı yapımları da dahil ediyoruz) olduğu gibi alabildiğine gürültülü
aksiyon sahneleri.

 

 

 

X