"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

En azından Musa’ya yaranıyor!..

Ridley Scott’ın epik tatlar taşıyan son çalışması ‘Exodus: Tanrılar ve Krallar’, Hz. Musa’nın bildik hikâyesini modernize ediyor. Film, sinemasal değeriyle değil ama şimdiki zamanların ‘10 Emir’i olarak tarihe geçebilir.

Hollywood’un ‘Yeni nesiller için peygamberler tarihi’ serisi sürüyor. Yakın zaman önce Aronofsky’nin ‘Nuh’unu izledik, şimdi sahne sırası ‘emektar’ Ridley Scott’ın imzasını taşıyan ve ‘Hz. Musa’nın öyküsünün anlatıldığı ‘Exodus: Tanrılar ve Krallar’da (‘Exodus: Gods and Kings’). Aslında bu hikâye sinemaya gölgesini defalarca yansıttı ve 1956 tarihli ‘10 Emir’le (‘The Ten Commandments’, Yönetmen: Cecil B. De Mille) de en görkemli sunumunu yaptı. Scott, Nil deltasına tekrar dönüp Ramses’in zulmüne son vermek için silahına sarılan Musa’yı hem şimdiki zamanın seyircisiyle buluşturup bilgisayarda yaratılmış onca savaş sahnesiyle aksiyon şovu yaparken şu soruyu da zihinlere düşürüyor: “Durduk yerde nerden çıktı bu ‘Yahudi propagandası’ olarak da algılanabilecek film?” Ama bu noktada meseleyi tersten okumak ve filmden şöyle bir mesaj almak da mümkün: “Geçmişte bu denli zulüm görmüş bir milletin uzantısı konumundaki devletin ileri gelenleri benzer bir yolu niye seçer?” İkna olmayanlar için Scott’ı şöyle savunmak da olası: İngiliz yönetmen 2005 tarihli ‘Cennetin Krallığı’nda da Haçlı Seferleri’nden yola çıkarak İslam’a yönelik önyargıları kırmaya niyetli bir öykü anlatmıştı...

En azından Musa’ya yaranıyor..
Beş üzerinden üç yıldız

KILIÇSEVER SCOTT

Bütün bu ‘Niyet okuma’ olarak da algılanabilecek olasılıkları bir yana bırakırsak ‘Exodus: Tanrılar ve Krallar’, Scott sinematografisi açısından bildik öğelerle dolu. Malum, İngiliz büyük usta serüvenine 1977de, ‘Düellocular’la başlarken kılıca olan sevdasını da göstermişti. Sonrasında ‘Gladyatör’, ‘Cennetin Krallığı’ ve ‘Robin Hood’ gibi yapıtlarında metal sesini, anlattığı öykülere ustaca yedirmişti. ‘Exodus: Tanrılar ve Krallar’, bu açıdan Scott’ın kişisel çizgisinde tutarlı bir hamle (hatta filmi ‘Kılıç ve sandaletli’ler sınıfında ele almak mümkün). Öte yandan ana karakteri itibariyle öykünün aksiyonun dertlerinin dışında dinler tarihi açısından günümüz insanının dimağına ne türden katkılar yaptığı ya da tartışma başlıkları açtığı da önemli bir mesele.

En azından Musa’ya yaranıyor..

Önce kısaca öykü diyelim: MÖ 1300, ‘Eski Mısır...’ Tahta geçen Ramses’le kardeşi gibi büyütülen general Musa arasında problemler baş gösterir. Kendini iktidar sınıfına ait bir Mısırlı sanan Musa’nın İbrani olduğunun anlaşılmasıyla ikili arasında esen sert rüzgârlar, generalin başkenti terk edip çölde yeni bir hayat aramak zorunda kalmasına neden olur. Yoluna çıkan bir kabilede görüp âşık olduğu kadınla evlenen ve baba olan Musa, çok geçmeden mutlu-mesut dünyasını geride bırakmak durumunda kalacaktır. Çünkü halkının başına geçip Ramses’in ve ailenin 400 yıldır İbranilere yaşattığı zulme dur demesi gerektiğine karar verir...

En azından Musa’ya yaranıyor..

‘JAWS’A SELAM OLSUN...

Hoş, orijinal öykünün çıkış noktası iki kardeş gibi büyütülen Ramses’le Musa’nın tarih sahnesinde karşı karşıya gelmesi olsa da bu tema aslında Scott’ın başyapıtlarından ‘Gladyatör’deki Commodus-Maximus çekişmesini andırıyor. İki film arasındaki benzerlik sadece bu tema ve öykülerdeki babaların, çocuklarından çok çocukları gibi sevdikleri Maximus ve Musa’ya güvenmeleri değil elbet. Görkemli savaş sahneleri de iki Scott filmini aynı parantezlerde buluşturuyor. Lakin ‘Gladyatör’dekiler sanki daha etkileyici ve sahiciydi. ‘Exodus’ta kimi kadrajlar yüksek perdeden, “Ben bilgisayarda yaratıldım” diye bağırıyor sanki. Ama Nil’den başlayarak başkent Memfis’i etkisi altına alan felaketler dizisi, görsel anlamda (özellikle de ‘Jaws’a adeta selam sarkıtan timsah saldırıları) fazlasıyla kayda değer.
Peki felsefi açıdan nasıl bir zemine oturuyor film? Dört kişinin (Adam Cooper, Bill Collage, Jeffrey Caine ve Steve Zaillian) kaleme aldığı senaryonun bence en parlak fikri ‘Tanrı’ motifinde, Burada motifin ne olduğunu söyleyerek filmi izlemeyenleri bekleyen sürprizi açık etmek istemem elbette ama salondan ayrılırken sanırım bana hak vereceksiniz. Öte yandan meşhur Kızıldeniz’in yarılma meselesinde de yine filmin kendince görsel bir yorumu var, bu da bence takdire şayan... Ama yine de ‘Exodus: Tanrılar ve Krallar’, Scott’ın filmografisindeki ‘Alien’, ‘Blade Runner’, ‘Gladyatör’ gibi başyapıtların yanında vasat bir adım.

En azından Musa’ya yaranıyor..

‘FİLİSTİN MESELESİ’NE DAİR DE LAFI VAR

Bir de filmin uzaktan uzağa şimdi zamanın Ortadoğu tablosuna selam sarkıttığı ve ‘Filistin meselesi’ne dokundurduğu bir bölüm var (‘İşgalci olur muyuz, olmaz mıyız?’ tartışması), burada da bir anlamda öyküye özel bir politik tat katılmış.

En azından Musa’ya yaranıyor..

Oyunculuklara gelince: Bruce Wayne, namı diğer Christian Bale Musa’da sinema tarihine belki Charlton Heston’vari bir iz bırakmıyor ama kendince etkileyici bir yoruma soyunuyor. Keza Ramses’te de Avustralyalı aktör Joel Edgerton fena oynamıyor (bu rolün ‘10 Emir’deki karşılığı ise Yul Brynner’dı). Kadroda ‘Ustalara saygı’ kabilinden Ben Kingsley, Sigourney Weaver, John Turturro gibi isimler yer alıyor. Diğer rollerde ise Aaron Paul, Ben Mendelsohn, Maria Valverde, Hiam Abbass, Ewen Bremner, Dar Salim’i izliyoruz.
Sonuç? İyi bir sinemaseverin herhangi bir Ridley Scott’ın filmine kayıtsız kalabileceğini sanmıyorum. Ama şunu da söylemek lazım: Üstat, kardeşi Tony’ye adadığı bu son çalışmasında eski günlerini aratıyor.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI