"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Bu Churchill Oscar’a gider...

‘En Karanlık Saat’, geçen yıla damgasını vuran ‘Dunkirk’ün diğer parçası adeta. Christopher Nolan’ın filmi 1940’taki tahliyeyi cepheden anlatıyordu. Joe Wright’ın çalışması ise meselenin siyasi arka planına odaklanıyor ve etkileyici bir Winston Churchill portresi çiziyor. İngiliz siyasetçiyi canlandıran Gary Oldman olağanüstü performansıyla büyük ihtimalle ‘En İyi Erkek Oyuncu’da Oscar’ın sahibi olacak.

Bu Churchill Oscar’a gider...

Joe Wright, kendisini sinema kamuoyuna tanıtan 2007 tarihli filmi ‘Kefaret’te (‘Atonement’), 2. Dünya Savaşı’nın travmaları arasında dolaşmıştı. İngiliz yönetmen son çalışması ‘En Karanlık Saat’te (‘Darkest Hour’), aynı travmanın siyasetteki izlerini sürüyor. Aslında Wright’ın yapıtı, geçen yıl vizyona çıkan ‘Dunkirk’ün adeta bütünleyici adımı; Nolan’ın filmi ‘Cepheden bildiriyor’du, ‘En Karanlık Saat’ ise ‘Downing Street 10’den...

Önce özet: Yıl 1940. Avrupa, Naziler karşısında büyük bir çöküş yaşamaktadır. Hitler faşizmi sırasıyla herkesin kapısını çalarken Belçika ve Hollanda teslim bayrağı çekmeye hazırlanmakta, keza Fransa’ya da benzer bir ruh durumu hâkim olmaktadır. İngiltere cephesinde ise Başbakan Neville Chamberlain yaşanan gelişmelere hazırlıksız yakalandığı için hedeftedir. Chamberlain istifa eder, yerine gelmesi beklenen Viscount Halifax görevi kabul etmez ve koltuk Winston Churchill’e teslim edilir. Kral VI. George, ‘kurt politikacı’yı pek sevmemektedir, ayrıca siyasetin hafızası Çanakkale Savaşı’nı onun yüzünden kaybettikleri kanısındadır. Bu dezavantajlarla yola çıkan Churchill, göreve gelir gelmez Dunkirk sahiline sıkışmış olan İngiliz ordusunu tahliye etmek için harekete geçer...
Senaryosunu Anthony McCarten’ın (‘The Theory of Everything’i de kaleme almıştı) yazdığı ‘En Karanlık Saat’ hem iyi bir Churchill (purosu ve viskiyle tabii ki!) portresi çiziyor hem de ‘Dunkirk tahliyesi’nin (‘Domino Operasyonu’) politik arka planını perdeye taşıyor. Wright’ın filmi aynı zamanda siyasetin kendine özgü dinamiklerini (görevi bırakmasına rağmen ülke politikasındaki etkisini yitirmeyen Chamberlain ve her daim koltukta gözü olan ve uygun fırsatı bekleyen Halifax gibi kişilikler üzerinden) anlatıyor. Bütün hikâye aslında Churchill’in, bütün bir ulusa direniş ruhunu aşılayan o ünlü konuşmasına hizmet ediyor gibi. Film, o noktaya gelinceye kadar da bu söz konusu politikacının yakın çevresini (karısı, sekreteri, yardımcısı, ‘ezeli’ düşmanları vs.) son derece başarıyla tasvir ediyor.

Bu Churchill Oscar’a gider...
Filmde Churchill’in karısı Clemmie rolünde Kristin Scott Thomas’ı izliyoruz.

‘Brexit dönemi’ etkisi

Filmi sürükleyen ana unsur kuşkusuz Churchill’i canlandıran Gary Oldman. Günümüz sinemasının bu muhteşem oyuncusu, detaylarda kendisini kıyıya vuran enfes bir performans sergiliyor (Fiziksel görüntü konusunu da Kazuhiro Tsuji’nin makyaj çalışması halletmiş). Tecrübeli aktör büyük ihtimalle ‘En İyi Erkek Oyuncu’da Oscar’ı alacak gibi. Keza halkın vicdanını Downing Street 10’e taşıyan sekreter Elizabeth Layton’da Lily James, Chamberlain’de Ronald Pickup, Halifax’ta Stephen Dillane, Kral VI. George’ta Ben Mendelsohn (daha önce bu karakteri ‘The King’s Speech’te Colin Firth canlandırmıştı) gayet iyiler. Bir de görüntü yönetmeni Bruno Delbonnel’in çeşitli renk kontraslarıyla elde edilmiş, tablo tadındaki kadrajlarının da altını çizmek lazım.

‘Their Finest’, ‘Dunkirk’, ‘Churchill’ ve ‘En Karanlık Saat’. Son bir yıl içinde vizyona çıkan ve öyküleri aynı tarih dilimlerinde gezinen dört İngiliz filmi... Bu ilginin nedeni ne olabilir? Britanyalı bir eleştirmen bu durumu ‘Brexit dönemi’ne bağlıyor.

Öte yandan ‘Dunkirk’le ‘En Karanlık Saat’i daha sıkı bağlarla birbirine kenetleyen yan ise bakış açıları, atmosferleri itibariyle çok iyi filmler olmasına karşın bence finallerine doğru ‘milliyetçilik’ dozajlarını fazla artırmaları ve hamasete göz kırpmaları. Tabii “Ele aldıkları dönem böyleydi, tarihsel gerçekler böyle yaşandı” demek de mümkün. Lakin özellikle ‘Batman serisi’ne el atıp kahramanlık mitosunu yeniden harmanlayan Christopher Nolan’ın ‘Dunkirk’te aynı tavrı göstermemesi, bana doğrusu çok da tutarlı bir davranış gelmemişti. ‘En Karanlık Saat’in problemi de galiba şu: Özellikle Churchill’in metroya binip halka karıştığı bölümde öyküye sızan ‘Hamaset’, sanki filmi zedeliyor. Bir de öykünün Churchill’in upuzun politik kariyerindeki ‘günahlarından’ bahsetmediğini, başarısına odaklandığını belirtmek lazım.

EN KARANLIK SAAT (5 üzerinden 3,5 yıldız)
Yönetmen: Joe Wright
Oyuncular: Gary Oldman, Lily James, Kristin Scott Thomas, Ronald Pickup, Ben Mendelsohn, Stephen Dillane, Samuel West
İngiltere-ABD ortak yapımı

Altı dalda aday
∆ En İyi Film
∆ En İyi Erkek Oyuncu
∆ En İyi Görüntü Yönetmeni
∆ En İyi Kostüm Tasarımı
∆ En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı
∆ En İyi Yapım Tasarımı

Bu Churchill Oscar’a gider...

Ne de olsa ana yüreği...

Bu hafta sinema salonlarında, adaletten umudunu kesince kendi çözümlerini üretmek durumunda kalan kadınların öykülerini izliyoruz. ‘Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri’nin (‘Three Billboards Outside Ebbing, Missouri’) ana karakteri Mildred Hayes, tıpkı ‘Paramparça’nın Katja’yı gibi evladını kaybetmiş bir anne. Kızı bir süre önce öldürülmüş. Adalet, onun da derdine derman olmamış, aksine bürokrasinin ağır ilerleyen çarkları arasında sanki olay soğutulmaya bırakılmış. Mildred, alabildiğine ataletsiz hareket eden bir mekanizmaya tekrar ivme kazandırmak için hamle yapıyor ve arada bir kullanılan eski otoyoldaki üç billboard’a, olayın gidişatına ilişkin kısa ve vurucu cümleler yazdırıyor... Cümleler beklenen etkiyi yapıyor ve polis şefi William Willoughby’yi vicdanı hesaplaşmaya itiyor. Ön planda tür gelişmeler yaşanırken şiddete eğilimli polis memuru Dixon ise ‘ırkçı’ annesinin baskısı altında dengesini iyiden iyiye kaybetmeye başlıyor.

Daha çok ‘In Bruges’la tanınan Martin McDonagh imzalı ‘Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri’, öncelikle akıcı senaryosu ve karakter oluşturmaktaki hüneriyle dikkat çekiyor. İngiliz kökenli yönetmen, o kadar ustaca bir metne imza atmış ki, karikatür gibi görünen tiplemeler çok geçmeden ete kemiğe bürünüyor, kendi içlerindeki dönüşüm son derece inandırıcı kılınıyor. Bütün bu süreçte elbette kadrodaki usta isimlerin yetenekleri devreye giriyor; filmde etkileyici performanslar var ki muhtemelen bu yıl ‘En İyi Kadın Oyuncu’ dalında Oscar’ı Mildred rolünde izlediğimiz Frances McDormand alacak. Keza ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’da da Dixon’ı canlandıran Sam Rockwell, bence en büyük favori...

ÜÇ BILLBOARD EBBING ÇIKIŞI, MISSOURI (5 üzerinden 4 yıldız)
Yönetmen: Martin McDonagh
Oyuncular: Frances McDormand, Woody Harrelson, Sam Rockwell, Abbie Cornish, Caleb Landry Jones, Kerry Condon, Zeljko Ivanek
ABD yapımı

Bu Churchill Oscar’a gider...

Tarifsiz bir acının izinde...

Mutlu bir aile tablosu; ülkesinin ‘çok kültürlü’ ortamında bir göçmenle (kökleri Türkiye’ye dayanan bir Kürt) evlenmiş Katja Şekerci. Oğlu Rocco’yu kocası Nuri’nin işyerine bırakıyor, arkadaşı Birgit’le buluşuyor, lakin akşam dönüşte acı tabloyla karşı karşıya geliyor: Patlayan bir bomba ailesinin yok etmiştir.
Akabinde soruşturma başlıyor. Katja hafızasını yokluyor; dükkândan ayrılırken gördüğü ve “Bisikletini kilitle” diye uyardığı kadını hatırlıyor. Olayı Nazilerin yaptığını düşünüyor. Yetkililer ise kocası Nuri’nin eski bir uyuşturucu satıcısı olması nedeniyle Türk ya da Kürt mafyasından şüpheleniyor. Sonuçta olayın faili olarak iki suçlu (biri Katja’nın gördüğü kadındır) yakalanıyor ve mahkemeye çıkarılıyor... Peki ya sonrası?

Fatih Akın’ın son filmi ‘Paramparça’ (‘Aus dem Nichts’), bir dramın izlerini sürüyor. Hayattaki en önemli varlıkları elinden alınan bir kadın, yasını bile tutamadan kendisini mahkeme salonunda buluyor. Üstelik bu salonda adaletin tecelli etmemesi ihtimaliyle de boğuşuyor...

Kendi adaletini kendin sağla

Akın, filmini üç ayrı bölüme (‘Aile’, ‘Adalet’ ve ‘Deniz’ başlıkları altında) ayırmış; klasik giriş, gelişme ve sonuç olarak da adlandırılabilecek bu devinim içinde öykü bence duygusunu seyircisine geçirmeyi başarıyor. ‘Altın Küre’de ‘En İyi Yabancı Film’ ödülünü alan ama Oscar’larda ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ dalında ‘İlk beş’e kalamayan (bence normal bir durumdu, çünkü rakipleri çok güçlüydü) ‘Paramparça’nın gönülçelen yanlarından biri yönetmeninin karakterlerine ait kültürel kodlara olan hâkimiyeti. Öte yandan Charles Bronson ya da Clint Eastwood filmlerinden miras “Kendi adaletini kendin sağla” meselesine de Akın, öfkeli ve sarsıcı üslubuyla farklı yorum getiriyor.

Öte yandan ‘Paramparça’yı taşıyan en önemli unsurlardan biri de Diane Kruger. Alman yıldız anne ve eş olarak Katja’nın acısını, öfkesini, çözümsüzlükler karşısındaki kendince çözümünü çok iyi yansıtıyor (Nitekim gösterdiği performansla Cannes’da ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü kazandı).

Kimi eleştirilerden okuduğum kadarıyla Akın’ın filmine ilişkin itirazlar var; özellikle senaryonun zaaflar barındırdığını, inandırıcılıktan yoksun olduğunu iddia edenler çoğunlukta... Ben kendi adıma, adalet mekanizmasını da deşifre etmeye çalışan bu öyküye ve anlatılma biçimine inandım. Zaten Akın’ın akıcı ve seyirciyi içine çekip ana karakterle çarçabuk özdeşleşme fırsatı yaratan rejisi her şeyi hallediyor gibime geliyor. Naçizane kaçırmayın derim...

PARAMPARÇA (5 üzerinden 3,5 yıldız)
Yönetmen: Fatih Akın
Oyuncular: Diane Kruger, Denis Moschitto, Numan Acar, Johannes Krisch, Ulrich Brandhoff, Hanna Hilsdorf, Rafael Santana, Hanna Hilsdorf
Almanya-Fransa ortak yapımı

Bu Churchill Oscar’a gider...

Aradığınız dürüstlüğe ulaşılamıyor!

Bir akşam yemeğinde buluşan eski arkadaşlar, kendilerince sempatik bir oyun oynamaya koyulur: Cep telefonlarına gelen mesaj ve konuşmalar, toplulukla paylaşılacaktır. Lakin oyun ilerledikçe kirli çarşaflar, birbirine girmiş ilişkiler, yasak aşklar kıyıya vurur…

İtalyan filmi ‘Perfetti Sconosciuti’nin ‘Türkiye versiyonu’ (ki Serra Yılmaz’ın da ilk yönetmenliği) ‘Cebimdeki Yabancı’, düzgün, temiz bir iş. Lakin bir buçuk yıl önce orijinalini izlemişler için Türkçesine ihtiyaç var mıydı, orası tartışılır. Ama ‘Perfetti Sconosciuti’ bizde gösterime girmediği için kabulümüzdür! Başarılı oyunculukların sürüklediği, Çağlar Çorumlu’nun performansıyla birkaç adım öne çıktığı yapım için, şimdiki zaman hayatlarımız ve ikiyüzlülüklerimiz üzerine eğlendirici ve ‘ayna tutucu’ bir film diyebiliriz…

CEBİMDEKİ YABANCI (5 üzerinden 3 yıldız)
Yönetmen:
Serra Yılmaz 
Oyuncular: Belçim Bilgin, Buğra Gülsoy, Çağlar Çorumlu, Leyla Lydia Tuğutlu, Serkan Altunorak, Şebnem Bozoklu, Şükrü Özyıldız

Bu Churchill Oscar’a gider...

Diğer seçenekler

Haftanın yenilerinden ‘Foxtrot’u Samuel Maoz yönetmiş, oyuncular Lior Ashkenazi, Sarah Adler, Yonaton Shiray ve Gefen Barkai. Melisa Üneri imzalı ‘Babasının Kızı’nda (‘Isan Tyttö’) belgeselde Melisa Üneri ve Cengiz Üneri rol alıyor. Tuncer Gürbüz’ün yönettiği ‘Cin Çeşmesi: Kafirun’da ise şu isimler oynuyor: Mustafa Miraç Kaya, İlayda Özdoğan, Engin Kahya ve Nevin Efe.

X