"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Başka bir dünya mümkün mü?

Viggo Mortensen’in sürüklediği ‘Kaptan Fantastik’, uygarlığı reddedip farklı bir toplum modeli içinde yaşayan Ben Cash ve altı çocuğunun öyküsünü kara mizah tadında anlatıyor.

Evet, ismi bir ‘Süper kahraman’ı çağrıştırıyor ama ‘Kaptan Fantastik’ (‘Captain Fantastic’), doğallık, sadelik, özüne dönme ve bütün bu özelliklerle şimdiki zamanın dünyasında, ekonomik ve ekolojik sisteminde yaşamanın zorlukları, aykırılıkları ve uyumsuzlukları üzerine bir film. Oyuncu-yönetmen Matt Ross’un imzasını taşıyan yapım, altı çocuğuyla birlikte bambaşka bir hayat kurmaya ve yaşatmaya karar vermiş bir babanın öyküsünü anlatıyor.

 

Kuzeybatı Pasifik’in derin ormanlarında kurduğu düzende Ben Cash, yarı anarşik çizgiler taşıyan ama daha çok doğallığın sınırlarında gezinen bir model oturtmuştur. Mesela bu hayat biçiminde teknolojiye yer yoktur, beslenme bıçakla avlanan geyikle sağlanır, aile üyeleri yakın dövüş sanatlarını öğrenir, kaya tırmanışı gerçekleştirir ama öte yandan bütün bilimlere ilişkin eğitim-öğretim üst düzeydedir; matematik, kuantum fiziği öğrenilir. Yetmedi, edebiyatla haşır neşir olunur; Nabokov’un ‘Lolita’sı tartışılır, Dostoyevski’den alıntılar yapılır. Açık havada ateş etrafında yüz yüze gerçekleşen bu seanslarda birden derslere ara verilir, müzik sahneyi alır, gitara doğal enstrümanlar eşlik eder.

 

O kadar ilginç bir ailedir ki bu, altı çocuğun isminin de (Bodevan, Kielyr, Vespyr, Rellian, Zaja ve Nai) dünyada eşi benzeri yoktur. Ben, bu özel sistemin oluşmasına yıllar önce karısı Leslie’yle karar vermiş, lakin eşi daha sonra mental problemler yüzünden hastaneye kaldırılmıştır.

 

‘Kaptan Fantastik’, ‘Cash ailesi’ni, birçok detay eşliğinde tanıttıktan sonra öyküyü bir dönüm noktasına getiriyor ve bu aşamadan sonra Ben ve çocuklarının ‘uygarlık’la olan imtihanını izliyoruz. Filmin ikinci yarısı bir nevi farklı kültürlerin gel-gitlerle etrafında biçimlenen mücadelesi üzerine inşa ediliyor.

 

CHOMSKY’NİN YAŞ GÜNÜ!

 

Matt Ross’un yapıtı çok özel bir modelin, kapitalist bir sistem içinde yaşama şansı üzerine biraz da çizgi roman tadında bir öykü anlatıyor. Bir yandan vahşi doğayla köklerini kaybetmemiş hatta daha da sıcak tutmuş, öte yandan bilginin ulaştığı en uç noktalardan yararlanmayı bilmiş bir toplum formatı bu. Lakin baba, çocuklarına çok geniş bir parantez içinde her şeyi öğretmiş, aktarmışken kendi içine kapanıklık ve izolelik hali, bir sorun olarak belirmiştir. Çünkü bu modelin problemi pratikten yoksunluktur; öyle ki mesela çocukların en büyüğü Bedovan aşk ve bu duygunun insan metabolizmasında yarattığı psikolojik ve fiziksel etkiyi bilir ama o güne kadar karşı cinsle iki kelam etmemiştir. Bu açıdan otobüsle çıktıkları yolculukta karşısına çıkan genç kız onun için önemli bir sınavın ifadesi olur. Öte yandan büyükbabaları, onları tekrar ‘uygarlığa’ kazandırmak ister. Reillian ise ailenin başkaldıranı olarak isyan bayrağı açan ilk kişidir.           

 

Belli bir noktadan sonra hızı kesilen ama finale doğru tekrar toparlanan bir film olmuş ‘Kaptan Fantastik’. Viggo Mortensen Ben’de yer yer bilinçli olarak karikatürize kaçan ama etkileyici bir performans sergilerken Bedovar’da George MacKay, büyükbabada Frank Langella, Reillian’da Nicholas Hamilton göz doldurucu olmayı başarıyorlar.

 

Noam Chomsky’nin yaş gününü bir Noel partisi biçiminde kutlamak ya da Bodevan’ın “Bunu sadece bir Stalinist, Troçkiste söyleyebilir ama ben zaten Maocuyum” türü sahne ve diyaloglarıyla akılda kalıcı anlara imza atan bu, bir tür ‘Modern Robinsonlar’ öyküsü, zamanımızın hal ve gidişatına ilişkin izlenmeye değer güzel bir fars olarak kabul edilebilir. Öte yandan artık ‘Trump Amerikası’nda bu filmleri daha çok arayacağız sanki!

 

Yönetmen: Matt Ross

 

Oyuncular: Viggo Mortensen, George MacKay, Frank Langella, Samantha Isler, Nicholas Hamilton, Steve Zahn, Kathryn Hahn,Annalise Basso, ABD yapımı

Başka bir dünya mümkün mü

 

 ‘ISSIZ’LIĞIN ORTASINDA…

 

Başkası sanılarak onun kimliği üzerinden yaşamak… Bir gün, bir hafta ya da bir hayat boyu… Ersan’ın payına düşen, bir düğün töreni süresi. Çağan Irmak’ın son filmi ‘Benim Adım Feridun’, sevgilisi Ayla’dan ayrıldıktan sonra ‘huzur bulmak’ için doğup büyüdüğü topraklara, Erdek’e uzanan Ersan’ın, “Belki daha da çabuk unuturum” diyerek kafa dağıtmak için hiç tanımadığı insanların düğününe gitmesiyle birlikte yaşananları anlatıyor.Orijinal metin (film, Mahir Ünsal Eriş’in ‘Olduğu Kadar Güzeldik’ kitabındaki bir hikâyenin uyarlaması) kahramanının yeni bir seçenek bulmasından ziyade kendi sularında ayakta kalmasının ifadesiydi. Irmak, senaryoyu kaleme alırken öykünün ana karakterine yeni bir yol açmış ve düğün esnasında tanıştığı Hayal’le yeni hayallere doğru ilerlemesine fırsat tanımış.Türkiye sinemasında modern melodramların unutulmaz yönetmeni olarak tanımlayabileceğimiz Irmak, ‘Benim Adım Feridun’da bir önceki filmi ‘Nadide Hayat’ta olduğu gibi yine güldürü öğelerinin ağır bastığı bir çalışmaya imza atmış. Halil Sezai Paracıkoğlu’nun sürüklediği yapım, belli ölçülerde etkili ama genel olarak yönetmenin filmografisi içinde ön sıralarda yer almayacak bir yapıt olmuş. Öte yandan ‘Issız Adam’ı ıssızlığından kurtaracak formülleri de sunan (!) ‘Benim Adım Feridun’da Defne Yalnız ve Güngör Bayrak’a rastlamak da hoş bir tesadüftü.

 

BENİM ADIM FERİDUN

 

Yönetmen: Çağan IrmakOyuncular: Halil Sezai Paracıkoğlu, Büşra Pekin, Tarık Pabuççuoğlu, Suzan Aksoy, Özge Borak, Defne Yalnız, Güngör Bayrak Türkiye yapımı

 

BU ÇAĞRIYA KULAK VERİNİZ!

 

Küçük bir çocuğun hayatına giren ağaçtan bir dev (ya da dev bir ağaç)... ‘Canavarın Çağrısı’nı (‘A Monster Calls’) böyle özetlemek mümkün. Spielberg’ün ‘The BFG’sinden sonra sahne alan yapım, benzer sularda geziniyor gibi görünse de aslında bambaşka dertlerin ifadesi. Önce konu diyelim: Conor’ın annesi amansız bir hastalığın pençesine yakalanmıştır. 12 yaşındaki çocuk hem ev hem de okul hayatından pek memnun değildir. Babası ise çok uzaklarda, ABD’de kendisine yeni bir hayat kurmuştur. Hastalık dolayısıyla pek sevmediği büyükannesi de artık yanı başındadır. Tam bu ortamda kendisine tuhaf bir dost edinir; gece saat tam 12.07’de ortaya çıkan ve insan siluetindeki dev bir porsuk ağacı. İkili arasında doğan dostluk, ağacın anlattığı üç değişik öyküyle kıvamını bulur, son öyküyü Conor anlatacak ve nihai nokta konulacaktır.

 

POST-MODERN BİR MASAL

‘Canavarın Çağrısı’ bir roman uyarlaması. Eserin fikir sahibi Siobhan Dowd, ne yazık ki erken yaşta kanserden hayatını kaybedince Patrick Ness yola devam etmiş ve kitabı yazıp bitirmiş. Bir çocuğun annesinin giderek nükseden rahatsızlığı karşısında kendisini hayal dünyasının koridorlarına atması ve burada yeni bir rota çizmesine dayalı metni, daha çok son derece etkileyici gerilim filmi ‘Yetimhane’yle tanıdığımız Juan Antonio Bayona sinemaya uyarlamış. İspanyol yönetmenin yetkin rejisi ve bazen özel efektlerden bazen de etkileyici çizimlerden destek alan görselliğiyle ‘Canavarın Çağrısı’, son derece ilgi çekici bir psikolojik drama olmuş. Minik oyuncu Lewis MacDougall, Conor’ın ruhsal gelgitlerine tercüman performansıyla filme damgasını vururken Liam Neeson da sesiyle devasa ağaca hayat veriyor. Bu arada 13 metrelik porsuk ağacının tasarımının, ‘Galaksinin Koruyucuları’ndaki Groot’u andırdığını (ki onu da Vin Diesel seslendiriyordu) belirtelim. Ayrıca büyükannede Sigourney Weawer, annede de son dönemin dikkat çeken ismi Felicity Jones’u izliyoruz.

 

En son Tayland’daki tsunami felaketini anlattığı ‘Kıyamet Günü’nü çeken Bayona, ‘Canavarın Çağrısı’nda da çizgi dışı bir işe imza atmış; bu post-modern masal’ı kaçırmayın derim...     

 

DİĞER SEÇENEKLER

 

Haftanın diğer yapımlara gelince: ‘Geliş’ (‘Arrival’) yönetmen olarak Dennis Villeneuve’in imzasını taşıyor, oyuncular Amy Adams, Jeremy Renner, Forest Whitaker, Michael Stuhlbarg. Yerli yapım ‘Rus’un Oyunu’nda ise Levent Fırat Tanış, Levent Özdemir, Anastasiya Klueva, Leonid Kulagin gibi isimler rol alıyor, yönetmen Levent Özdemir.

 

X