"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Artık dünya, Anita Ekberg'siz dönecek

Onu, ‘Dolce Vita’yla tüm dünyaya tanıtan Fellini’ye göre teninin ışık saçan rengi, buz mavisi gözleri, altın sarısı saçlarıyla olağanüstü bir yaratıktı. Yalnızdı ve bu durumu “Sevdim, ağladım, mutluluktan deli oldum. Ben kazandım ve ben kaybettim” diye açıklıyordu. Ekberg ‘Arrivederci’ dedi ve aramızdan ayrıldı.

Elbette ‘Tatlı Hayat’ların da bir sonu vardı ama Anita Ekberg’in geçen haftaki ‘veda’sıyla mesele resmiyete büründü... Aslına bakılırsa konuyu şöyle tanımlamak da mümkün: Sinema, güzelliklerini öte tarafa taşıyor birer birer...

Filmler gibi bazen onca karaktere hayat veren oyuncuların da kendine özgü, kulak vermeye değer, kimselerin yaşayamadığı öyküleri olur. Ekberg işte böylesi hikâyelerle süslenen bir hayatın sahibiydi. Tam adıyla Kerstin Anita Marianne Ekberg, 29 Eylül 1931’de Malmö’de doğmuştu. Modellik yaptı, ‘İsveç güzeli’ seçildi, nihayetinde Amerika’ya kapağı attı ve sonrasında bambaşka bir kaderin parçası oldu. Küçük roller ve adımlarla ilerlerken, gözlerin yeteneğine değil yüzü ve vücuduna odaklandığını herkes biliyordu. King Vidor imzalı ‘Savaş ve Barış’ta dikkat çekici bir performans sergilemişti ama onu kim bilir kaç kuşağın belleğine, bir daha hiç çıkmamacasına yerleştiren Federico Fellini’nin ‘Dolce Vita’, namı diğer ‘Tatlı Hayat’ filmi oldu.

İtalyan sinemasının bu ‘sürreal’ dehası, Roma burjuvazisindeki ahlaki çöküşü resmederken Ekberg’e de Sylvia adlı ‘mutsuz’ aktris rolünü biçmişti. Sinema tarihindeki yerini çoktan almış ‘Trevi Çeşmesi’nde geçen o muhteşem sahnede öykünün ana karakteri olan Marcello Rubini’ye karşı son derece davetkâr bir portre çizer İsveçli... Elindeki yavru kediyi bırakır, çeşmenin içine dalar ve adeta küçük çaplı bir çağlayanın altından seslenir: “Marcello, buraya gel...”

‘BAŞTA NAZİ ASKERİ GİBİ GELMİŞTİ’

Artık dünya, Anita Ekbergsiz dönecek
Federico Fellini

Olağanüstü bir sahnedir bu. Ve hayatı boyunca Ekberg’in üzerine bir kimlik gibi yapışır. Sözünü sakınmayan İsveçli yıldız, gün gelir bu sahneden ve de filmden yola çıkarak Fellini’nin kendisini keşfedip şöhrete kavuşturduğu hikâyesini çok sevdiğini ve hayat boyu sürdürmek istediğini iddia eder.

Fellini ise onu şu ifadelerle tanımlar: “Anita’da genç bir tanrıçanın güzelliği vardı. Teninin ışık saçan rengi, berrak buz mavisi gözleri, altın sarısı saçları, coşkusu onu olağanüstü bir yaratık yapıyordu. Sanki bu dünyadan değildi.”

Artık dünya, Anita Ekbergsiz dönecek

Tarihi sahnedeki partneri Marcello Mastroianni ise kendisinden ilk görüşte etkilenmediğini belirtirken şöyle bir tanımlamada bulunmuştu: “Bana, esirleri toplayıp kampa götürecek olan kamyona binmemi söyleyen Nazi askerini anımsatmıştı.”
80’inci yaşı için İtalyan gazetesi Corriere della Sera’nın kendisiyle yaptığı söyleşide, yalnız olup olmadığı sorulunca, “Evet, bir parça yalnızım ama bu durumdan dolayı pişman değilim. Sevdim, ağladım, mutluluktan deli oldum. Yani ben kazandım ve ben kaybettim” demiş ve durumu tüm içtenliğiyle aktarmıştı.

Anita Ekberg, farklı bir dönemin, farklı bir estetiğin, farklı bir dünyanın ifadesiydi. Geçen hafta 83 yaşında ‘Arrivederci’ diyerek son noktayı koyup gitti aramızdan...

Artık dünya, Anita Ekbergsiz dönecek
Malmö’de doğan Ekberg, modellik yaptı, ‘İsveç güzeli’ seçildi, nihayetinde Amerika’ya kapağı attı ve sonrasında bambaşka bir kaderin parçası oldu.

X