"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Adaletin meleği...

Kızı ve kocası bir uyuşturucu çetesi tarafından öldürülen kadının, adaleti kendi eliyle sağlama çabasını anlatan ‘İntikam Meleği’, aksiyonuyla ön plana çıkıyor. Jennifer Garner’ın sürüklediği filmde ana karakterin öfkesinden çürümüşlüğün bütün unsurları; yani sadece failler değil onların suçlarını örtbas eden hukukçular ve rüşvetçi polisler de payını alıyor...

Adaletin meleği...
Artık kadınların da eli silaha gidiyor ve aksiyonun içinde sivriliyorlar. ‘Atomic Blonde’da Charlize Theron, ‘Red Sparrow’da Jennifer Lawrence derken şimdi sahne sırası Jennifer Garner’da. Aslına bakarsanız aksiyon Garner için bildik bir liman: Sinemada ‘Elektra’, televizyonda ‘Alias’ bu cephede önceki duraklarıydı...

Lakin Amerikalı kadın oyuncuyu bu hafta karşımıza getiren ‘İntikam Meleği’nin (‘Peppermint’) tanım aralığını ‘kadınlar ve aksiyon’dan ziyade ‘Kendi adaletini kendin sağla’ başlığı üzerinden yapmak gerekiyor. Pierre Morel imzalı yapım, 70’lerin Charles Bronson’lı ünlü klasiği ‘Death Wish’in yeni bir versiyonu. Hatırlanacağı gibi söz konusu filmde ailesini kaybeden bir baba, eline silah alıp meseleyi bizatihi kendi çözüyordu. Michael Winner’ın 1974 tarihli bu filmi Brian Garfield’ın romanından sinemaya uyarlanmıştı. Benzer bir temaya sahip bir başka Garfield romanı ‘Death Sentence’ da 2007’de perdeye taşınırken Bronson’vari bir intikam yolunu tercih eden isim Kevin Bacon oluyordu. İlginçtir, aynı yıl Jeil Jordan’ın ‘Brave One’ında Jodie Foster, benzer şekilde adaletini kendisi sağlamak zorunda kalıyordu. Bu açıdan ‘İntikam Meleği’, ‘Brave One’a daha yakın düşüyor. Ve fakat kamera arkasındaki isim aksiyonlara vâkıf Pierre Morel olunca Jennifer Garner, iki-üç kişiden ziyade koca bir çeteye karşı mücadele eden bir ölüm makinesine dönüştürülmüş.
Adaletin meleği...
Jennifer Garner, ‘Elektra’dan ve TV dizisi ‘Alias’tan aksiyona yatkın bir isim.

‘Toplumsal arınma!’

Bu aşamada önce kısaca konu diyelim: Bir uyuşturucu çetesinin göz korkutmak amacıyla gerçekleştirdiği saldırıda kocasını ve kızını kaybeden, failleri teşhis etmesine rağmen hiçbir ceza almamalarına da tanıklık eden Riley North, olayın beşinci yıldönümünde ortaya çıkar ve hesabını kendisi görmeye başlar. Karşısındaki koca bir çetedir ama Riley’nin açık hesabı sadece onlar değildir. Listesinde kanlı eylemleri örtbas eden hukukçular da vardır; öfkesinden avukat ve hâkim de payını alır...

Senaryosunu Chad St. John’ın kaleme aldığı ‘İntikam Meleği’, yönetmen Morel’in etkileyici aksiyon sahneleri sayesinde eskilerin deyişiyle ‘yağ gibi akıp giden’ bir heyecan kurdelası (bu da eski bir sinemasal deyimdir!) olmuş. Filmin öncüllerinden farkı, çürümüşlüğün (aslında bildiğimiz türden) geniş resmini çizerken intikam parantezine sadece mafyayı değil ondan beslenen hukuk insanlarını ve rüşvetçi polisleri de dahil etmesi. Bu tür filmler, sinemaya gölgesini düşürdüğü ilk günden itibaren elbette bir ‘katarsis’in (‘arınma’) ifadesidir. Sistem kötülerin cezalandırılmasına ya izin vermez ya da kanunlar dahilindeki kimi boşluklar sayesinde yaptıklarının karşılığını görmezler. İşte bu noktalarda da Clint Eastwood’un ‘Dirty Harry’sinin ya da ‘Death Wish’in Charles Bronson’ının kişisel gayretleri devreye girer. Biz de seyirci olarak onlar kötüleri cezalandırırken oturduğumuz yerden “Oh olsun”larımızı çekeriz.

‘İntikam Meleği’ meseleyi günümüz refleksleriyle buluştururken işin içine sosyal medyayı ve cep telefonuyla çekilen ‘olay yeri’ canlı görüntülerini de dahil etmiş. Ki böylelikle adalet için elini kana bulayan bir ev kadınının, varoşların gözünde ‘Melek’ türü bir kahramana dönüşmesine de tanıklık ediyoruz...

Filmin kötüleri Latinler

Klişeleri yerli yerinde kullanan ve izleyicinin duygularına seslenme konusunda başarılı olan filmin elbette en önemli falsosu, kötülerini ‘Latinler’ ve ‘Asyalılar’dan seçmesi. İşte böylesi bir profile sahip uyuşturucu tacirleri, ‘Beyaz bir aile’yi yok ediyor. Neyse, belki de bu denli öküz altında buzağı aramamak lazım, onlarla işbirliği yapan sistemin aklayıcısı konumundaki hâkim ve avukat beyaz! Bir de film, Riley North’un beş yıl içinde eli kanlı bir meleğe dönüşme sürecini ya da eğitimini, “Siz durumu anladınız” tavrıyla çok hızlı anlatıyor.

Adaletin meleği...Amma verimli ‘seans’mış...

Bizde vizyon ismi ‘Korku Seansı’ olan ‘The Conjuring’ serisi ne bereketli malzemeymiş meğer. Karı-koca ‘paranormal dedektifler’ olarak adlandırılacak Ed ve Lorraine Warren ikilisinin serüvenlerini anlatan orijinal metin iki filmi buldu zaten, öykünün içinden filiz veren ‘Annabelle’ de iki filme ulaştı. Şimdi de boy gösterme sırası ‘The Nun’da (ki bizde ‘Dehşetin Yüzü’ ismiyle gösterimde).

Ailenin bu yeni üyesi Corin Hardy imzasını taşıyor. ‘Korku Seansı 2’de Lorraine Warren’a musallat olan ‘Rahibe Valak’ın nasıl ortaya çıktığına dair bir hikâye anlatan film, 1952’de Romanya kırsalında, bir ortaçağ yapımı olan ve İkinci Dünya Savaşı sırasında bombalanmış St. Carta Manastırı’nda geçiyor. Yapı içinde yer alan ve kapısında Latince “Tanrı burada bitiyor” yazısı bulunan bir mahzenin önünde start alan öyküde, bir rahibenin ölümünün soruşturulma sürecine odaklanıyoruz. Vatikan tarafından görevlendirilen Peder Burke, yanına henüz bağlılık yeminini bile etmemiş genç rahibe Irene’i alarak yola koyuluyor. İkili, manastırdaki ölüm vakasını ortaya çıkaran Fransız-Kanadalı köylü Frachie’yle birlikte hareket ediyorlar ve çok geçmeden mekânı mesken tutmuş bir iblisle karşı karşıya geliyorlar.

‘Dehşetin Yüzü’nde görüntü yönetmenliği başarılı, kadrajlar çekici. Mekânlar gotik korku kültürüne uygun (mum ışığının aydınlattığı koridorlar, karanlık bodrumlar). Ana karakterlerden biri (Peder Burke), ‘The Exorcist’ geleneğine bağlı; eh, atmosfer de fena sayılmaz ama gerilim sahneleri çok zayıf, çok zorlama, çok sıradan. Bu yanıyla da film bence ‘The Conjuring’ familyasının en başarısız halkası. Öyküde karşımıza çıkan kimi komik unsurlar (ya da espriler diyelim), mekânın Romanya olması bağlamında Transilvanya’ya ve uzaktan uzağa ‘Dracula’ya selam gönderme çabası da durumu kurtaramıyor.

Son olarak genç rahibe Irene’de, seride Lorraine Warren’ı canlandıran Vera Farmiga’nın kız kardeşi Taissa Farmiga’yı izlediğimizi
hatırlatayım.

Adaletin meleği...
Güvercin

 Diğer seçenekler

Haftanın yenilerinden ‘Güvercin’i Banu Sıvacı yönetmiş, oyuncular Kemal Burak Alper, Ruhi Sarı, Demet Genç ve Michal Elia Kamal. ‘Radiogram’ Rouzie Hassanova imzasını taşıyor, kadroda yer alan isimlerse şöyle: Alexander Hadjıangelov, Yana Titova, Aleksandar Aleksiev ve Alexander Ivanov. Yönetmenliğini Aida Begiç’in üstlendiği ‘Bırakma Beni’de (‘Never Leave Me’) ise İsa Demlakhi, Ahmad Husrom, Motaz Faez Basha ve Carole Abboud rol alıyor. ‘Bücür’ü Umut Kırca yönetmiş, oyuncular Berat Efe Parlar, Taner Barlas, Seren Şirince ve Seçkin Özdemir. ‘Nezih Bir Film’in kadrosunda A. İlker Okumuş, Deniz Barut, Mehmet Ali Karakuş ve Mehmet Uslu gibi isimler yer alıyor, yönetmen Ayhan Özen. ‘Kapımdaki Aşk’ (‘Home Again’) ise Hallie Meyers Shyer imzasını taşıyor, oyuncular Reese Witherspoon, Michael Sheen, Candice Bergen ile Pico Alexander. ‘Sorma Neden’i ise Tolga Baş yönetmiş, kadroda yer alan isimler şöyle: Burak Satıbol, Derya Şensoy ve Toygan Avanoğlu. Haftanın animasyon seçeneği ‘Cesur Araba’ (‘Wheely’) Yusry Abdul Halim imzasını taşıyor.
Adaletin meleği...
‘Radiogram’

25. yıl coşkusu...

Ülkemizin en uzun soluklu sinema organizasyonlarından biri olan Adana Uluslararası Film Festivali’nin 25’inci randevusu bugün başlıyor. 30 Eylül’e kadar sürecek organizasyonda her zaman olduğu gibi çok sayıda film seyircilerle buluşacak, öte yandan düzenlenecek panel, söyleşi ve sergilerle de Çukurova bir anlamda sinemaya doyacak. Festivalde bu yıl; Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, Uluslararası Kısa Film Yarışması, Ulusal Öğrenci Kısa Film Yarışması ve Adana Kısa Film Yarışması bölümleri yer alacak. Etkinliğin bu yıl 25’incisinin yapılıyor olması nedeniyle 25’inci yıla özel ödüller verilecek, etkinlikler düzenlenecek. Ayrıca bir şenlik tadında geçmesi beklenen organizasyon süresinde birçok önemli yabancı filmin gösterimleri de gerçekleştirilecek.Adaletin meleği...Antalya’nın kalbi olan ‘Ulusal Yarışma’nın kaldırılmasıyla ‘Yerli ve milli’ açıdan sinemamızın en önemli buluşma noktası haline gelen Adana’da bu yıl tam 15 film yarışacak.

Jüri başkanı Tomris Giritlioğlu

‘En İyi Film’ ödülünün 350 bin lira olduğu festivalin ‘Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Ana Jürisi’ şu isimlerden oluşuyor: Tomris Giritlioğlu (Jüri Başkanı), Ahmet Mümtaz Taylan, Cihan Ünal, Mehmet Açar, Mustafa Presheva, Nebil Özgentürk ve Tuba Büyüküstün.

Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Jürisi’nde de Barış Saydam, Hasan Nadir Derin ve Murat Tırpan üçlüsü yer alıyor. İyi seyirler, iyi festivaller dileklerimizle...

Ulusal Uzun Metraj Yarışması

Anons / Yön: Mahmut Fazıl Coşkun

Arada / Yön: Ali Kemal Çınar

Aydede / Yön: Abdurrahman Öner

Babamın Kemikleri / Yön: Özkan Çelik

Dört Köşeli Üçgen / Yön: Mehmet Güreli

Güvercin / Yön: Banu Sıvacı

Güvercin Hırsızları / Yön: Osman Nail Doğan

Halef  / Yön: Murat Düzgünoğlu

İçeridekiler / Yön: Hüseyin Karabey

Kardeşler / Yön: Ömür Atay

Kaos / Yön: Semir Aslanyürek

Kelebekler / Yön: Tolga Karaçelik

Sibel / Yön: Çağla Zencirci, Guillaume Giovanetti

Tuzdan Kaide / Yön: Burak Çevik

Yuva / Yön: Emre Yeksan

Adaletin meleği...
 

 

 

 

 

X