"Uğur Gürses" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Gürses" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Gürses

Politik kriz ekonomiyi yavaşlatıyor

Türkiye yarın çok önemli bir seçime gidiyor. Ama temel soru şu; herkesin ‘işine gücüne bakacağı’ bir eşik olacak mı? Baştan yanıtı vereyim; hayır.

Aralık ayında ortaya çıkan krizden sonra da, 30 Mart yerel seçimlerinden sonra belirsizliğin kalkacağı, krizin yumuşayacağı beklentisi dile getirilirken de düşüncem aynıydı; bu politik kriz çözülmezse ekonomiye etkisi devam edecekti. Aralık ayındaki yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasıyla başlayan ve devamında Anayasal güçler krizi olarak gelişen krizin hane halkına yansımasının en erken 6 ay sonra olacağını düşünüyordum. Nitekim öyle oluyor; hem ekonomik yavaşlamayla, hem de yayılan yüksek enflasyonla.

Dün açıklanan sanayi üretimi verileri gösteriyor ki; ekonominin, büyümenin ana motoru sayılan sanayi üretimi giderek artan dozda hız kesiyor. Yılın ilk dört ayında önceki yıla göre yüzde 4.5 civarında seyreden büyümenin, Mayıs ayında yüzde 1.7’ye düşerek sert gerilemesinin ardından Haziran’da da yüzde 1.4’e düştüğü görülüyor. Böylece, birinci çeyrekte ortalama yüzde 5.2 büyüyen sanayi üretimi ikinci çeyrekte yüzde 2.5 büyümüş oluyor.

Denilebilir ki; kur ve faiz şoku bunu getirdi. Ancak unutmayalım ki; Ocak ayında yüzde 12’lerde olan gecelik faizler Haziran’da yüzde 9’lara indirilmişti. Kur da Aralık seviyesinde gerilemişti. Faizlerin düşüşüne dair beklentiler Nisan ayından itibaren yerleşmişti.

Sanayi üretimindeki yavaşlamanın kur ve faizin de ötesinde, ülkenin her yurttaşınca hissedilen politik krizin bir sonucu olduğunu zaman içinde daha fazla anlayacağız. Tek parti iktidarının, seçimden başarıyla dahi çıksa da kapsayıcılığı olmadığı sürece, kurumları çalıştırmadığı sürece politik istikrar getirmediğini de. Unutmamalı ki Anayasal güçler krizi hala Ankara’da capcanlı duruyor.

Tüm bunlar olurken, göz göre göre ekonomi yönetiminde kayda değer bir krizi de çıkarmakta kimse mahsur görmüyor Ankara’da. Bir bankanın durumu ile ilgili resmen Bankalar Kanunu’na göre suç olan konuşmalar ve açıklamalar yapılıyor. Bunun Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası için ‘koltuk rezervasyonu’ amacına dönük manevra olduğu da çok belli. Böylece Babacan’ın o koltuktan kalkması konusunda danışmanından, gazetesine kadar desteklenen bir irade var.

Politik kriz, yavaşlayan ekonomi, sağduyudan uzaklaşan bir ekonomi yönetimi tablosu ne mi getirir? Bu tablo içinde; devasa cari açık veren ve başkalarının tasarruflarına bağımlı olan Türkiye’nin, bunu sürdürebilmesi için ihtiyacı olan kredi notunun düşürülmesine varır iş. Kimse ‘bizi çekemiyorlar, güçlenen ülkemizi paçamızdan aşağı çekmeye çalışıyorlar’ demesin. Tüm bu olan biten normal de, notun düşmesi mi tuhaf olacak?

Kredi derecelendirme kuruluşlarının tamamının neredeyse ortak kaygısı şu; hem yüksek cari açığı olan, hem yüksek enflasyonu olan ve de hızlı bir büyüme hikâyesi olan Türkiye’de ekonominin yavaşlaması, bu süreçte aynı zamanda borç biriktiren reel sektör şirketlerini vuracak. Satış hasılatı düşen ve sermayesi düşük şirketler borç ödemekte zorlanacaklar. Bunun da potansiyel olarak bankacılık sistemine ve dahi kamuya yansımaları olacak.

Türkiye’nin son birkaç yıllık politik fotoğrafı, bu riskleri azaltacak bir görünümde değil tersine yükselten bir tonda olduğumuzu gösteriyor.

Türkiye’nin kredi notunun yatırım sınıfına atlaması çok önemli bir eşikti. Bunu izleyecek olan; fütursuz aşırı özgüvenden çok ‘bu notu nasıl koruruz?’ sorusuna odaklı olmalıydı.

Bugün olmazsa yarın karşılaşacağımız sonuç, ne yazık ki kazanımların heba edilmesi yönünde ilerliyor.

ugurses@hurriyet.com.tr

X