"Uğur Gürses" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Gürses" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Gürses

Kur savaşında ilk havlu atan İsviçre

İsviçre Merkez Bankası kur savaşında ilk yenilgi alan merkez bankası oldu.

Dün aldığı kararla, parasındaki değerlenmenin önüne geçmek için koyduğu 1 euro=1.20 franklık kur sınırını kaldırdı, faizleri daha da düşürerek negatif bölgeye doğru oturttu. İsviçre Merkez Bankası, mevduatlara uyguladığı faizi yüzde -0.75’e çekerken, libor faizinin de yüzde -1.25 ile yüzde -0.25 arasında negatif bölgede seyretmesini sağlayacak.

Bu karar sonrasında ise piyasalar karıştı. İsviçre frangı hızla değerlendi; euro kurunun bir ara 1.20’den yüzde 25 gerilediği görülse de, sonra 1 civarında seyretti. Bir ülkenin parasının hızla değerlenmesi demek, diğer ülkelerin parasının devalüe olması demek. Bu yüzden, İsviçre bir günde yüzde 15-20’lik kur hareketi ile diğer ülkeler için bir anda pahalı ülke oluverdi; burada kalırsa artık İsviçre saatleri de, İsviçre çikolatası da pahalı. Bu yüzden, Zurich borsası sert biçimde düştü. Altın yükseldi.

Türkiye’ye etkisi sınırlı

Bunun ilk elde hemen Türkiye’ye etkisi, dalgalanma dışında olmayacak. Ancak, İsviçre’den yapılan ithalatın pahalılaşacağını, ihracatın da cazip hale geleceği açık. Ayrıca, Orta Avrupa’da Polonya ve Macaristan gibi ülkelere etkisinin olacağı görülüyor.

İsviçre’nin mevcut ‘güvenli liman’ özelliği, küresel krizle birlikte katmerlenmişti. Diğer ülke paralarından İsviçre Frangı’na olan akım artmıştı; bu da değerlenme yarattı. 2011 Eylül ayında, parasındaki değerlenmeyi önlemek için İsviçre Merkez Bankası (SNB), 1 Euro= 1.20 İsviçre Frangı seviyesinden bir limit koydu ve sınırsız döviz alacağını açıkladı, sonrasında ise yüklü döviz alarak bu sınırı savundu.

2011’de 1.20’lik parite açıklamasında, belki de deflasyonist risk gelişmelerinden ilk bahseden merkez bankası da İsviçre Merkez Bankası oldu.

İsviçre Merkez Bankası’nın 2011 sonrasında parasını savunmak için satın aldığı döviz miktarının kabaca 200 milyar euro olduğu ve toplam rezervlerinin 400 milyar euroya ulaştığı görülüyor. Merkez bankalarının en son bakacağı yer kar zarar hesabıdır. Ancak, dün limiti kaldırarak bir günde yaklaşık 60 milyar euro zarar yazdığını da not etmek gerekir.

İsviçreliler neden böyle bir karar aldı?

İsviçreliler ‘yenilmedi, sadece taktik değiştiriyor’ da denilebilir. Peki, neden bu kararı aldı? Birincisi, üç yılda 220 milyar euro döviz akımını emmek zorunda kalan bir merkez bankası, döviz alımı yaparak bununla baş edemeyeceğini gördü. Negatif faiz uygulamasının görece daha etkili olduğu çok açıktı. Avrupa’daki diğer merkez bankalarının uyguladığı hali ile politika faizinin borç alma işlemlerinde negatif yapılması döviz kuru üzerinde daha etkili olabiliyor. En son örnek de Avrupa Merkez Bankası’nın 2014 ortasından itibaren, kendisinde tutulan mevduatlara negatif faiz uygulamaya başlaması ile euro değer kaybetmeye başlamıştı.

İkincisi, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) tahvil alımına dayalı yeni bir parasal genişleme eşiğinde olması, hatta bu konudaki tereddütleri ortadan kaldıran Avrupa Adalet Divanı’nın ‘ECB’nin tahvil alımında sakınca yok’ mealindeki önceki günkü kararı İsviçre Merkez Bankası’nı harekete geçirmeye zorlamış olmalı. Zira Avrupa’da daha da yerleşen küresel yavaşlama kaygısı ile deflasyona evrilmeye yatkın çok düşük enflasyon verileri, olasılıkla ECB’nin beklenen 500 milyar euroluk tahvil alımı beklentilerini daha yüksek, örneğin 1 trilyon euroya getiriyor. Bu devasa genişlemenin ilk gideceği ve hücum ederek ‘patlatacağı’ baraj İsviçre Merkez Bankası’nın 1.20’lik kur barajı olacaktı. Bu yüzden, SNB de bunu görerek adım atmış olmalı.

Peki, bu değerlenme yönündeki kur hareketi kalıcı olur mu? Tahminim; daha da düşürülmüş negatif faizin kur müdahalelerinden daha etkili olacağı. Bugün sorun şurada; bu kur hareketinin frank borçlu Avrupalı şirket ve bankalarda ne kadar hasar yarattığında. Bunu ilerleyen zaman içinde göreceğiz.

Not: Çarşamba günkü doğrudan yatırımların dışarıya kaydığına işaret eden yazımda, yerli yatırımcıların ya da sermayenin ‘ülkeyi terk ettiği’ vurgusu yok. Sorun, dışarıdan gelenlerin artmıyor olmasında. Türkiye’de Ülker gibi yerleşik firma ya da kişilerin yurtdışında ölçüp biçerek yaptıkları dış yatırımlar tabii ki çok değerli ve katma değerli, devam da etmeli.

ugurses@hurriyet.com.tr

X