"Uğur Gürses" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Gürses" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Gürses

Kur nerede duracak?

Dünkü düşüşe kadar sürekli artan ve dalgalanan döviz kuru nerede duracak? Merkez Bankası nerede müdahil olacak?

Faiz artıracak mı? Bu soruların yanıtı bilinmediği, kuvvetli bir ‘yol haritası’ belirmediği sürece, hiç şüphe yok ki; ekonomide her türlü karar rafta tutulacak.
Şurası çok açık; ‘faiz indir’ baskısı, Merkez Bankası’nı öyle bir yere getirdi ki; banka bugün faizi artırmanın eşiğinde. Ama bunu da yapamıyor. 1994’deki faiz indirme baskısının krize yol açtığını biliyoruz. O dönemdeki yönetilen kur rejimi ile Hazine’ye Merkez Bankası avansı gibi unsurlar bugün yok. Bugün hatalar, kur artışı ve uzun vadeli faizlerin artışına yol açıyor. Bu da ekonomik yavaşlama ve enflasyona neden olup ekonomiyi stagflasyona sokuyor. Bugünün kriz tanımı bu artık.


‘Faiz indir’ baskısının başladığı günden bu yana geride kalan 100 günde ağırlıklı döviz kuru yüzde 15’e yakın arttı. Ankara’daki hatanın halı altına süpürülmesi çabasıyla ‘bu içeriden değil, pariteden’ diyen bakanlara, siyasetçilere bakmayın; öyle olsaydı TL’ye karşı dolar kuru yüzde 20’ye yakın artarken TL’ye karşı euro kurunun da geriliyor olması gerekirdi. Euro kuru da yüzde 10 arttı.
Dolar ve euronun yarısı kadar ağırlıklı döviz kuru sepeti 2.84’e kadar ulaştı. Parite etkisi olmayan bu seviye, Merkez Bankası’nın geçen yıl Ocak ayında faizleri 5’er puan artırdığı seviyenin (2.77) yüzde 2.5 üzerinde.
İşte burada temel bir soru ortaya çıkıyor; Merkez Bankası kur artışını ne kadar daha seyredebilir? Faiz artırma ‘rampasına’ giren bankanın seçenekleri ne?
2014’de 2.40 sepet değerinden 2.77 sepet değerine yüzde 15’lik bir artış olduğunda bunu rahatsız edici bulup faizleri 5 puan artıran Merkez Bankası, 2015’de benzer bir tablo ortaya çıktığında hiç de rahatsız olmuş bir görüntü vermiyor.


Öyle ki önceki günkü Bakanlar Kurulu sunumuna bakılırsa Merkez Bankası Başkanı Başçı’nın TL’nin değer kaybını bir zafiyet olarak telaffuz etmediği görülüyor. Çekirdek enflasyondaki gerileme nedeniyle tüketici fiyatlarındaki gerilemeye umut bağlayan, ama kur artışının enflasyona yansıyacak bölümünden bahsetmeyen, buna dair bir kerteriz dahi koymayan bir duruş var. Tek bir unsur var; ‘yine beklenti yönetimiyle piyasaları idare ederim’ bakışı.
Açıkçası üç ay önce faiz indirimi yönünde kamuoyu önünde siyasetçilerce hırpalanan ve epey itibar kaybeden Erdem Başçı’nın durumu ‘idare eden’ bir seçeneği tercih ettiği görülüyor. Kur seviyesi ekonomik birimlerde, kamuoyunda infial yaratacak bir seviyeye gelmeden de Başçı’nın kura müdahalesi beklenmiyor.
Kura müdahale nerede ve nasıl olur?


Kura müdahalenin iki temel yolu var; ya doğrudan yüklü ve fiyat kıran bir müdahale ya da TL’nin güçlü biçimde sıkılması ile faizlerin yükseltilmesi ile yapılan müdahale. Şunu hatırlatalım; TL’nin sıkılaştırılması olmadan yapılan her döviz müdahalesi başarısızlığa mahkum. Geçen yıl olduğu gibi bir günde 3 milyar dolar satarak kurun 1 kuruş etkilenmediği müdahalelerden en fazla ders alınabilir. Ayrıca banka da, ‘rezerv kaybı sendromunu’ çok açık ediyor.
Benim tahminim; Başçı’nın bugüne dek politik baskı altında yürüttüğü para politikasına getirdiği rasyonelleştirme çabalarına ve duruşuna bakılırsa Merkez Bankası’nın seçime kadar tabelasındaki faizleri değiştirme eğilimi olmayacaktır. Bu da, döviz kuru sepetinde 3, dolar kurunda ise bugünkü parite karşılığına göre 2.90’a karşılık gelen bir seviyeye kadar faizleri olduğu yerde bırakması demek. Neden bu seviye? Çünkü Başçı’nın rasyonelleştirme algoritmasına göre faizleri artırma eşiği muhtemelen, reel kur seviyesi olarak geçen yılla aynı yer olmalı. O da, geçen yılki nominal kurun kabaca yüzde 10 arttığı yere denk geliyor.
Seçimlere kadar kur artışlarına toleransa eşlik edecek tek mevcut araç, Merkez Bankası’nın yüzde 7.50 ile piyasaya haftalık repo yoluyla verdiği parayı kademeli azaltması, likidite ihtiyacını da ağırlıkla gecelik yüzde 10.25 ve 10.75’lik pencereden vermeye başlaması olabilecek. Bu aracı henüz yeni yeni kullanan ve gecelik fonlamayı toplam fonlamanın yüzde 25’ine çıkaran Merkez Bankası’nın, bu aracın etkili olabileceği dönemi ne yazık ki heba ettiği de çok açık.

X