"Uğur Gürses" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Gürses" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Gürses

Coşku balonuna dokunan iğne

GEÇEN cumadan bu yana bol ve ucuz parayla boylarını aşan ya da fazlasıyla kaldıraçlı mali riskler alan yatırımcıların kâbusu başladı. Başladı çünkü tüm zamanların en düşük dalgalanmasına gelinen noktada yatırım coşkusu zirve yapmıştı. Bir günde borsa çöküşü ile iş karıştı.

Şimdi “nereye?”, “bu bir zihniyet kayması mı?” soruları soruluyor; sisten kimse ilerisi için bir şey söyleyemiyor.

Coşku patlamıştı çünkü mali piyasalara para aktıkça “nasılsa bir şey olmuyor” denilerek risk üstüne risk alınmıştı. İşte bu noktada “ahlaki çöküntü” (moral hazard) başlıyordu; tüm zamanların rekorunun kırıldığı bir mali piyasa tablosunda “borsa çöküşüne bakarak merkez bankaları faiz artıramaz” bekleyişi başlamıştı. Ama durum pek de öyle görünmüyor.

ABD borsasındaki ani çöküş tablosu biraz toparlandı. Ama “yeniden eski güzel günlere” dönülme şansını yüksek görenler fazla değil.

Bu çöküşün hisse senedi piyasası ile sınırlı kalması teselli olarak görülüyor, “bulaşıcılık” olmadı diye seviniliyordu. Ama temkinli bakanlar bunun öyle olmayabileceği rezervasyonunu çoktan koymuşlardı. Belli ki bu rezervasyonu koyanlar az değil; dolar endeksi hızla yükseldi, altın fiyatı düştü. İşte bizde de dolar kurunun 3.80’leri geçmesi bundan. Borsa çöküşünden sonra en başta “canı yananların” ilk aklına düşen şu olmuştu; “Yok yahu Fed böyle bir çöküşe karşı finansal istikrar kaygısıyla faiz maiz artıramaz”. Hani “ahlaki çöküntü” nedir derseniz tam da bu derim; “nasıl olsa kurumlar bizim batmamıza izin vermez” kafası. Ama umutları batıran cinsten haber New York Fed Başkanı Willam Dudley’den geldi; “Bakışım değişmedi çünkü borsa birkaç gün öncesine göre çok az düşük. Geçen seneki olduğu yerden keskin biçimde yukarıda”. Bu yanıt epey anlamlı.

Sadece VIX gibi dalgalanma göstergelerine endeksli finansal mühendislik ürünlerinin 8 milyar dolara yakın olduğu, borsalarda kote bilinen 3.7 milyar dolarlık bir bölümünün değerinin ise 500 milyon dolar civarına düştüğü biliniyor. Bu fonlar varlıklarının yüzde 85’ini kaybettiler. Fonların çoğu, kayıp yüzde 80’i geçtiğinde otomatik biçimde likide çevriliyor. Yani kapatılıyor.

Bilinmeyen riskler ve kayıplar yüzünden tam da Lehman krizinin 10. yılında aynı ölçekte değil ama kaygı var; iş yaptığınız kurumlarda bu çöküş sırasında batık varsa?

TAŞLAR YERİNDEN OYNADI

Bu yüzden nakde dönüş dolar talebini artırıyor. Kredili ve kaldıraçlı işlemlerden korku her oyuncunun kafasında bir kâbus gibi duruyor.

Şurası açık ki “taşlar yerinden oynadı”. Özellikle de çok borçlular için her şey pahalı; yeni borç almak da dolar cinsi borcu başka para cinsinden kapatmak da.

Gelişen ülkeler de bu dalgadan sonra eskisi gibi olamayacak. Son 10 yılda sadece küresel çapta değil, Türkiye’de de hane halkı, şirketler, finansal piyasa oyuncuları da çok şey öğrendi.

Serbest dalgalı kur rejimine geçtiğimizde 2002-2007 arasında şunu öğrendik; kur yükselir ama orta vadede geri geliyor. Bu dönemde zihinlerde şu yerleşmişti “kur yükselir ama sonra düşer”. Bunu öğrenmemizi sağlayan sermaye akımının devam etmesiydi. Sermaye geldikçe kur çıktığı yerden tekrar geriliyordu. Anahtar; ihtiyacımızdan daha fazla sermaye akmasıydı. İlk işaret 2011’de aldık ama 2013 sonrasında kur hareketinin değişmeye başladığını da öğrendik. Bu defa “döviz düşer ama yeniden yükselir” bakışı güçlenmeye başladı. Hele ki 2010-2018 arasında kayda değer bir döviz borcu yapan Türkiye’nin şirketleri bunu çok iyi öğrendi. Hele ki hane halkı ve bir kısım ticari kesim, 5 yılda 50 milyar dolara yakın döviz biriktirdi bankalarda. Anahtar; daha az sermaye geliyor, şirketler daha fazla borçlu, hane halkı döviz alıyor. Türkiye’nin dalgalı serbest kur rejimi 17’inci yılında; herkes bir şeyler öğrendi ama galiba politikacılar 2002-2007 arasında kalmış görünüyor. Wall Street’teki kazanç hırslı akbaba fon yöneticileri “nasıl olsa bizi kurtarırlar” çöküntüsü içinde olabilirler. Ancak siyasetçilerin ve onların gölgesindeki bürokratların gelişmeleri rehavetle karşılaması ülkenin makro dengelerine mal olabilir. Hele ki böyle bir küresel konjonktürde.

 

X