"Uğur Gürses" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Gürses" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Gürses

Bütçe açığının yüzde 10’u garantilere

ÜLKEDEKİ ya da ülkeye gelerek üretim yapacak, mal satacak potansiyel bir yatırımcı için maliye politikasının istikrarlı olması önemlidir. Ama bizde olduğu gibi, vergi politikası gibi ölçülüp biçilmiş, çalışılmış olması gereken bir politikanın günübirlik değiştiği ülkeler, yatırımcıyı bezdirir, uzak tutar.

Bir aydır vergi politikasının ne olacağına bir türlü karar verilemedi. En çarpıcısı; oyuncağa dönen Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV)  oldu. Önce yüzde 40, sonra “sadece yeni araçlara yüzde 40”, sonra “yok ben karıştırdım hepsineymiş” denildi. En son “yüzde 40’ı yüzde 25’e indirdik” biçiminde formüle edildi. Ama, araçların motor hacmine göre trafikteki dağılımlarına bakılınca anlaşıldı ki; aracı olan orta sınıf, en az yüzde 37.5’ten başlayarak vergi ödüyor olacak.

Sonra Meclis’teki görüşmeler sırasında gelir vergisinin üçüncü dilimine uygulanan yüzde 27’lik vergi oranının, yüzde 30’a çıkarılması da geri çekilmişti. Bitmedi; sadece finansal şirketlere getirileceği ilan edilen kurumlar vergisi oranının yüzde 20’den yüzde 22’ye çıkarılması, bu defa Meclis görüşmeleri sırasında tüm şirketlere uygulanacak biçimde güncellendi.

Ankara’da bir kafa karışıklığı var; vergi politikası, hem zaman boyutu ile hem de rota boyutu ile  çerçevesi bulanık. Yarın ters yüz olabilir.

Ağustos sonunda Hürriyet muhabiri Neşe Karanfil’e stratejik ve kritik sektörlere kurumlar vergisi (KV) indirimine yönelik bir çalışma yaptıklarını anlatan Maliye Bakanı Naci Ağbal, ekim ayında silme tüm sektörlere 2 puanlık KV artışının altına imza koyuyordu. Sonra da zamlanmış yerden, yeni bir indirim hikayesini canlandırıyordu; “Kurumlar vergisinde üç yıl için ve geçici olarak getirdiğimiz 2 puanlık artışı, mali imkanlar elverirse daha önce geri çekebiliriz.”

2018 bütçesinde, eskisi gibi muğlak olmaktan çıkıp sayılara bürünen ve önemli bir bütçe kalemi olarak yerini alan unsur da; koşullu yükümlülükler. MTV ve KV gibi vergi artışlarından gelecek ilave hasılat, çok açık ki otoyol ve köprüler ile şehir hastaneleri için verilen kamusal taahhütlere yapılacak ödemelere kaynak olacak.

Ağbal, “kamu özel işbirliği projeleri” olarak adlandırılan otoyol ve köprüler ile şehir hastaneleri için taahhüt edilen ödemeler için; bütçeye toplam 6.2 milyar TL ödenek konulacağını açıkladı. Buna göre; 2018 yılı için ulaştırma projelerinde verilen garanti ödemeleri kapsamında 3.6 milyar TL, şehir hastaneleri için ise 2.6 milyar TL ödenek konuluyor.

Kötü ve ekonomiye getireceği dışsallığı az olan bir modelle yapılan otoyol ve köprüler, ölçekleri ve yerindekileri tartışmalı şehir hastanelerine verilen garantilerin kamu cebinden faturası resmi olarak bütçede yerini alırken; henüz başındayken bunların bedeli şimdilik bütçe açığının yüzde 10’una karşılık geliyor. İzleyen yıllarda bu fatura daha da kabaracak.

Bakan Ağbal, ilerleyen zaman içinde geçişlerin artacağını ve kamu yükümlülüğü nedeniyle yapılan ödemelerin azalacağını söylüyor. Oysa bu yükümlülükler dolara ve ABD’deki enflasyona endeksli biçimde belirleniyor. Bu yüzden, kur arttıkça taahhüt fiyatı da artacak. Geçiş adedine verilen sübvansiyon, geçiş ücretine verilen sübvansiyon haline gelecek. Geçen için de, geçmeyen için de bütçeden para çıkmaya devam edecek. Öte yandan, şu anda sadece üç şehir hastanesi işler halde; buna zaman içinde ilave olarak 20’den fazla hastane eklenecek. Kira ve hizmet bedeli olarak bütçeye konulan ödenek de devasa hale gelecek. Ayrıca bu bedellerde döviz kuruna göre de güncellemeler yapılacak.

İşte tüm bu mali ve vergi karmaşasının ardında yatan hikaye de bu olsa gerek; “Ek 6.2 milyar TL’yi vatandaştan nasıl alırız?” Yok yetmiyor ise ilave borçlanma demek.

Ama şu konuda hükümeti ve maliyecileri tebrik etmek gerekiyor; köprü ve otoyollara verilen otomobil geçiş garantileri,“geçsen de ödeyeceksin, geçmesen de” şiarı ile vergi havuzu kanalıyla zaten vatandaştan alınacaktı. Şimdi MTV’deki yüksek artış yoluyla “arabaya binsen de, binmesen de” şeklinde mikro düzeye indirgenerek doğrudan vatandaşın hissedeceği biçimde yansıtılmış olacak. Bu da seçmenlik bilinci açısından çok yerinde!

X