"Uğur Gürses" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Gürses" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Gürses

Belirsizliğe teknokrat bakan

Cuma günü ilan edilen kabine bir seçim kabinesi. Bağımsız niteliği fiilen olmasa da, burada görev yapacakların belli bir hükümet programı gözetmeleri beklenmiyor. Sadece ‘direksiyona hâkim olmaları’ bekleniyor. Peki, bu yeterli mi? Hayır. Hele ki ekonomideki çalkantıların en geniş dalga boyuna geldiği bir dönemde, daha iyi görevlendirmeler yapılabilir miydi? Evet, bakın nasıl?

Hazine ve kamu bankalarının yönetiminden sorumlu Ali Babacan’ın koltuğuna Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz getirildi. Oysa iki aylık bir süre için bile olsa bu koltuğa daha etkili bir bakan getirilebilirdi.

İki nedenle; birincisi, geçmiş performansı itibarıyla Cevdet Yılmaz Kalkınma Bakanlığında makro politikalarda ağırlığı olan siyasi bir tablo sergilemedi. Görevi gereği içe dönük bir duruşunun olması bunda etkili olsa da, uluslararası arenada kimsenin adını bildiği bir bakan değil. Yılmaz, hem reform adı altında kamuoyuna sunulan 25 adet dönüşüm programını hazırlayan, hem de AK Parti’nin seçim beyannamesinde ekonomi penceresini hazırlayan bakan olsa da, şimdiye dek rota belirleyen bir bakan olamadı. Karar verici siyasi tablo sergilemekten çok teknokrat niteliği ile tablo çizdi. Oysa böyle bir dönemde Babacan’ın koltuğunu, örneğin Mehmet Şimşek fazlasıyla doldurabilirdi.

Ekonominin ‘ana kumanda odası’ olan Hazine’nin başına geçecek olan Cevdet Yılmaz’ın, ‘ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı’ koltuğundan uluslararası mali oyunculara kendini tanıtacak zamanı bile olamayacak. Bu koltukla görevlendirilmesinin ana nedeninin hem bölge milletvekili olması, hem de Kalkınma Bakanlığının Güneydoğu bölgesine odaklı olması nedeniyle, kaybedilen Kürt oylarının telafi edilmesi için mali kaynakları kullanma düşüncesi ana neden olabilir.

Siyaset içe odaklansa da, içinde bulunduğumuz bu dönemin en hassas noktası dış kırılganlıklara hitap edecek, sakinleştirecek, ikna edecek bir siyasi kişiliğe ihtiyacın olmasıydı. Tersine kabinenin bu açıdan dışa dönük olmayan bakanı o koltuğa yerleştirildi.

İkinci açı da yaklaşan G20 toplantısı. 1 Kasım’da seçim yapılacak ancak, 13-15 Kasım’da Antalya’da toplanacak olan G20 bakanları, merkez bankası başkanları ve liderlerinin karşısına uluslararası deneyimi nerdeyse olmayan bir bakanla temsil edilecek olmamız. Oysa Ali Babacan kadar, bugüne kadar G20 toplantılarında deneyimi olan, görece daha fazla temsil ve bağlantıları olan Mehmet Şimşek o koltukta görevlendirilebilirdi. Bu açıdan da yanlış bir tercih kullanılmış oldu.

Merkez Bankası yine ‘mış gibi’ yaptı

TL faizlerine dokunamayan Merkez Bankası, dün hafta sonu sakinliğinde üç karar açıkladı. Bu üç karar, bilmeyenler için ‘önemli gibi’ durabilir. Ancak sadece anons etkisi olması istenen ve ‘ambalajı’ parlak duran, ‘bir şey yapılmış’ intibası vermek istenen kararlar. Mali piyasa cephesinde rota ayarı getirmiyor.

Birinci karar, bankaların Merkez Bankası bünyesinde kurulu döviz ve efektif piyasalarında işlem yapma limitlerinin 1 Eylül’den tarihinden itibaren, yaklaşık yüzde 130 oranında artırılarak 50 milyar dolara yükseltildiği açıklandı. Bunun fiiliyatta anlamı yok. Sadece anons etkisi olsun diye alınmış bir karar. Mesajı da şu; artırılan bu limitlerle, bankalar zaten Merkez Bankası’nda tuttukları döviz ve altınlar da hesaba katılırsa gelecek bir yıldaki yurtdışı borç ödemelerini karşılayabilecekler. Bankalardan Rezerv Opsiyon Mekanizması kurarak TL yerine ellerindeki dövizi kendisine getirip yatırmalarını özendiren Merkez Bankası, şimdi ‘isterseniz benden iki kattan fazla borç alabilirsiniz’ diyor.

İkincisi karar; bankaların müşterilerinin açtığı döviz hesapları dışındaki döviz yükümlülükleri üzerinden alınan zorunlu karşılıklar, yeni oluşturulanları için değiştirildi. Üç yıla kadar olanların karşılıkları 5-7 puan arası yükseltilirken, beş yıllık yükümlülüklere ait karşılıklar 1 puan düşürüldü. Özeti şu; bankalar 5 yıl vadeli borçlanırsa 1 puan düşük karşılık ödeyecek. Sanki yurtdışından oluk oluk döviz akıyor; Merkez Bankası da diyor ki 3 yıldan kısa borçlanmayın, uzun borçlanın. Ancak yıllar sonra sermaye girişinde patlama olursa iş yarar.

Üçüncü karar; Bankaların Merkez Bankası’nda tuttukları TL cinsi zorunlu karşılıklara ödenen faizi, ekim ayından başlayarak aralık ayına kadar yarımşar puan artırma kararı. Böylece aralık ayına gelindiğinde ilave olarak ödenen faiz 1.5 puanı bulacak. Ne işe yarayacak? Bankaların kredi maliyetlerinin temeli olan efektif fonlama maliyetleri toplamda 15 baz puan azalacak. Bunun neye yararı var? Piyasa faizleri yükselirken bankalara, ‘kredi maliyetinizi azalttım, kredi faizini artırmayın’ demek. İşe yarar mı? Belirsizliğin zirve yaptığı bir dönemde etkisi olmaz. Önlem almış denilecek mi? Evet.

ugurses@hurriyet.com.tr

X