"Tülay Demir" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tülay Demir" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tülay Demir

Siz hiç âşık olmamışsınız

Şarkıları öyle hemen dinlenip geçilmiyor, sözlere iniliyor, her bir cümlesiyle insanı 12’den vuruyor. Bunu fazla bulup “Kadın kendini hiç böyle ifade eder mi?” diyenleri “Siz hiç âşık olmamışsınız” deyip susturuyor... Diğer yandan bir ters köşesi var ki, sahnede kendisinden buram buram melankoli bekleyenleri ritimle, davulla karşılayıp şaşırtıyor. 2012’de Emre Aydın’la söylediği “Soğuk Odalar”la dikkat çeken Gülden’le İngiltere-Türkiye yolunda şekillenen yolculuğunu, şarkılarını, şöhreti konuştuk.

Siz hiç âşık olmamışsınız

◊ Durup durup bir şarkıyla sevenlerinin kalbini tam 12’den vuruyorsun.

- Teşekkür ederim. Son iki şarkım “Mendil” ve “Yakarım İstanbul’u”, duygu yoğunluğundan hiç çekinmediğim, “bir kadın olarak bu cümleleri nasıl kurarım” diye hiç düşünmeden yazdığım şarkılardan.

◊ Müzikseverler sadece melodiye takılmıyor, sözlerin de çok konuşuluyor zaten...

- Öyle bir durum var. Hatırlarsın, “Yatsın Yanıma” ilk çıktığında da bazıları “Bir kadın olarak kendini neden böyle ifade ediyorsun?” demişti.

◊ Nasıl ifade etmişsin?

- “Bir gece kalsın benimle, kırk yılım onun olsun, yatsın yanıma, sarılmasın dönsün uyusun” demişim. (Gülüyor) Ben de bunun için beni eleştirenlere diyorum ki “Siz gerçekten hiç âşık olmamışsınız”. Aşk insana her şeyi yaptırır, her şeyi söyletir, azını çok saydırır, yetinmeyi öğretir. Yani öyle bir hissiyatı yaşarken de o cümleleri kurmaktan, o kelimeleri kullanmaktan çekinmemeli insan.

KADERİMİZ BİR SOSYAL MEDYA VİDEOSUNA BAĞLI

◊ Son birkaç yıldır adını sık duyar olduk ama bunun öncesi ve çok sağlam bir temeli var...

- Evet, 2012’den beri adım biliniyor. Emre Aydın’la yaptığımız “Soğuk Odalar” düetini hatırlarsın. Onun söz ve müziği de bana aitti. İlk o zaman “merhaba” dedim dinleyicime. Ama dediğin gibi öncesinde de müzik backround’um vardı, bunu kimse bilmiyordu.

◊ Bilsinler... Seninki “Bir güzel şarkı buldu da onunla parladı” gibi bir hikaye değil ki.

- Aslında öyle olabilme ihtimali çok yüksek günümüzde... Kaderimiz sosyal medyada yayınlayacağımız ve ilgi çekecek kısacık bir videoya bağlı olabilir. Eskiden böyle kolay değildi. Dediğin gibi, ben evde bulaşık yıkarken biri gelip de “Çok güzel şarkı söylüyorsun, gel sana albüm yapalım” demedi. Konservatuvar eğitimi aldım, İngiltere’de bir Türk müziği korosunun şefliğini yaptım. Yıllarca şarkı yazdım, kitap okudum, kelime haznemi geliştirdim.

GİTTİĞİM YOL YOKUŞ AMA
SONU FERAH, BİLİYORUM

◊ Hedef belirledin mi kendine? Bu şarkılar nereye varacak?

- Tek hedefim yazıp söylemeye devam etmek. Hislerimi anlatabilecek manevi gücü kendimde bulduğum sürece...

◊ Kariyer planlaması yapmıyor musun?

- Kendime bir kariyer hedefi koyamam, çünkü her şey hızla değişip gelişiyor. Ben 7 senedir piyasadayım, bir çizgim ve duruşum var. Gittiğim yol yokuş. Dikeni de var, çiçeği de... Yoruyor mu yoruyor ama biliyorum ki yokuşun sonu çok ferah bir yer.

◊ Zirveyi mi gözüne kestirdin?

- Kesinlikle zirveden bahsetmiyorum. Ben o yokuşta ter akıtıyorum, yaptığım her işin içinde emeğim var ve bu benim için çok kıymetli. O manevi değer insanlara geçtikçe kıymet buluyor. Yokuşu da o güce dayanarak çıkıyorum. Yani kariyer anlamında “şunu yapmak istiyorum, şuraya gelmek istiyorum, adımı duyurup ülkemi Avrupa’da temsil etmek istiyorum” gibi hedeflerim yok. Ben duygu insanıyım. Ne kadar doğru hissedebilirsem, bunu ne kadar doğru aktarabilirsem, insanlarla ne kadar iletişimde kalabilirsem o kadar mutlu olurum.

SAHNEDE RESMEN KILIF DEĞİŞTİRİYORUM

◊ Hiç canlı olarak izlemedim ama senden slow ağırlıklı, hatta melankolik bir sahne performansı beklerim...

- Genelde insanların bildiği şarkılarım slow. Dolayısıyla evet, dinleti tarzında bir sahnem olacağını düşünüyor herkes.

◊ Yanılıyor muyuz yani?

- Hem de nasıl! O kadar eğleniyoruz ki... Sahnede davul falan çalıyoruz, düşün. İlk kez izleyenler inanılmaz bir şaşkınlık yaşıyor, “Biz böyle performans beklemiyorduk” diyorlar. İnsan ne zaman coşar? Çok mutlu olduğu zaman. Ben de sahnede çok mutlu olduğum için resmen kılıf değiştiriyorum. Sahne bana iyi geliyor.

AŞKTA TABANIM BELLİ TAVANIM DEĞİL

◊ Aşkı şarkılarındaki kadar tutkulu mu yaşarsın?

- Çok duygusal bir kadınım, orası kesin. Ortam yoktur benim. Tabanım belli, tavanım değil. Gerçekten inanılmaz duygu yoğunluğu içinde yaşıyorum.

◊ Ya vazgeçmen gerekirse...

- Geçerim. Mesafe koymam gerekiyorsa bunu da harika yaparım, o çizgiyi hemen çekerim.

◊ Seni en çok neler duygulandırır?

- Çocuklar. Onlar hayattaki en hassas noktam. Üzülmelerine, ağlamalarına asla dayanamam. Yolda çocuğunu azarlayan birini görürsem üstüne yürürüm, gerekirse o ebeveyni azarlarım bile.

◊ Senin de bir kızın var, değil mi?

- Evet, 10 yaşında.

◊ O da müzikle ilgili mi?

- İlgili. Şimdiden inanılmaz güzel şarkılar yazıyor.

◊ 10 yaşında ve şarkı mı yazıyor?

- Evet. Söz yazıyor, besteliyor, sonra gelip bana dinletiyor.

◊ Ses...

- Sesi de güzel.

◊ Peki iletişiminiz nasıl?

- İletişimimiz çok iyi. Ama arkadaş gibi değiliz. Ben o duruma çok ılımlı bakmıyorum.

◊ Otoriter anne yani...

- Hayır da arada bir çizgi olması gerek diye düşünüyorum. Çünkü inandığım bir doğruyu anlatırken ya da sezdiğim bir tehlike ile ilgili uyarırken, ikna edici olabilmem açısından onun saygısını kazanmış olmam lazım. Onun için dengede tuttuğumuz bir ilişkimiz var.

◊ Konuşmanın sonunda her zaman anne mi haklı çıkıyor?

- Hiç öyle bir iddiam yok. Annesiyim ama her zaman benim dediğim doğru olamaz. Kızımın fikirlerine saygı duyuyorum. Sonuçta yaşayarak deneyimlemesi gereken bir hayatı var. Eğer herhangi bir tehlike hissetmiyorsam müsaade etmeliyim ki deneyim-lesin ve sonuçlarını görsün.

Siz hiç âşık olmamışsınız

 INSTAGRAM’DA KÜFÜR ET, ERTESİ GÜN ÜNLÜSÜN

 Son alarak şöhret diyeyim sana... Bu çok da umurunda değilmiş gibi görünüyor gerçi...

- Aç Instagram’ın story’sini, bir küfür et, ertesi gün ünlüsün! Günümüzde böyle... Sonra dersin “Ya alkollüydüm, öyle çıkmış ağzımdan, canım da sıkkındı” falan... Ertesi gün gör sana gelen işleri.

Hızlı şöhretin yolu mu bu?

- İyi de bunun altında ne var, rezillik... Bu duygusal bir iş ya, duygu işi. Benim için hiçbir zaman amaca giden her yol mübah olmadı. Çocukluktan beri kurduğum hayaller o kadar temizdi ki bunu işin gerçeğiyle kirletemem.

SANATLA UĞRAŞAN İNSANDAN NORMAL OLMASINI BEKLEYEMEZSİN

  Müzik dünyasındaki rekabet ortamından bunaldığın ya da yolunun kesilmeye çalışıldığını hissettiğin oldu mu hiç?

- Hiç hissetmedim öyle bir şey.

Sanat camiasından dostların var mı?

- Var tabii.

Aranızda hiç “Onun şarkısı şu kadar tıklanıyor, benimki tıklanmıyor” gibi konuşmalar geçiyor mu?

- O mevzu beni o kadar ilgilendirmiyor ki. Ayrıca o mevzuyu yapacak kimseyle oturup sohbet de etmem yani. Çünkü bu bir yarış değil ya... Sanat özgürlüktür. Sanatla uğraşanların normal insanlar olmasını da bekleyemezsin, orası özgür bir alan. İtiraf edeyim, biz bazen idare edilmesi gereken insanlar oluyoruz yapı itibarıyla.

Sanatçı neden normal olamaz?

- Çünkü olmayan bir şeyi, bir hayal ürününü kaleme alıyor, olmayan bir dünyaya giriyor, sonra da dinleyicisine bunlar gerçekten varmışçasına aktarıyor.

Nasıl yapabiliyorsun bunu?

- Çünkü o şarkıyı yazarken o ruhu taşıyorum. O duyguları hissediyorum.

UZAKTAN HOŞ GELİR AMA GURBETİ YAŞAYAN BİLİR

 Çok uzun yıllar İngiltere’de yaşadıktan sonra Türkiye’ye döndün. Adaptasyonda zorlandın mı?

- Adaptasyon süreci diye bir şey yaşamadım ki. Çok özlemiştim zaten ülkemi. Nasıl özlediğimi açıklayayım. Türkiye’ye dönüşümün ertesi sabahı kahvaltılık bir şeyler almak için evden çıktım. Ayağımda parmak arası terlik, pıtır pıtır iniyorum merdivenlerden. Bir an durdum sokakta, ömrümde ilk defa tabanımın yere değdiğini hissettim. O kadar duygulandım ki.

Neydi seni bu kadar duygulandıran?

- Aidiyet duygusu var ya hani, tam olarak o işte. Ne kadar önemli bir şeymiş meğer. Ki ben İstanbul’da yaşamamıştım, İstanbul’u bilmiyordum bile. Şunun şurasında bir senedir buradayım.

İnsanların dilinde sürekli bir “gitmek” varken... Enteresan bunları söylemeniz...

- Ama böyle. Evet, her ülkede bir sürü problem yaşanıyor, her ülkenin kendine göre sıkıntıları var ama sonuçta bu benim kültürüm, benim toprağım, benim insanım. Öyle ya da böyle her şeyiyle benim. Bakkala girdiğimde kasadaki adamla sohbet ediyorum, manavla selamlaşıyorum, birinin derdini dinleyip ötekine derdimi anlatıyorum. Bu bizim için çok normal. Özetle, uzakta olmak zor yani.

VARLIĞIMA ANLAM KATAN İNSANLARA PARAMLA HAVA ATAMAM

Gurbet zor diyorsun...

- Gurbet kelimesinin altı gerçekten çok dolu. Bunu ancak yaşayan bilir. Dışarıdan bakınca her şey güllük gülistanlık; Avrupa’da yaşıyorsun, daha iyi imkanlar var, daha iyi para kazanıyorsun falan ama sonuçta oralarda kazandığınız parayı harcamak istediğiniz yer bile kendi ülkeniz oluyor. Burada güzel bir şey yaptığında bırak aileni, komşun bile seninle gurur duyuyor, omzunu okşuyor. Orada böyle bir şey yok ki. Kendine bir şey alsan hava atacak kimsen yok biliyor musun, çünkü kimsenin umurunda değil. (Gülüyor)

Artık o konuda kimse bir sıkıntı yaşamıyor, sosyal medya var.

- Var ama ben sosyal medyayı o anlamda kullanmıyorum, kullanmayı da hoş karşılamıyorum. Bizler örnek teşkil etmesi gereken insanlarız. Ben bir sanatçıyım. Bir şarkı yayınlıyorum, konser veriyorum, insanlar bana vaktini ayırıyor, parasını ayırıyor. Ben beni dinleyen ve varlığıma anlam katan insanlara, kazandığım parayla nasıl hava atayım? Nasıl gözlerine sokayım?Evet, dünyanın bir sürü yerini gezdim, yemediğim içmediğim kalmadı. Zamanımın, imkanımın el verdiği her şeyi yaşadım. Ama bunları başkasının gözüne sokmak, “Bakın ben böyle yaşıyorum, bakın ben buna sahibim” demek bana çok doğru gelmiyor.Kimse kazandığı parayla birbirine hava atmasın. Benim dinleyicim yoksa ben de yokum kardeşim, bu kadar basit. Yaptığım işin onlar yoksa hiçbir anlamı da yok. Oturur, evde yazıp söylerim o zaman.Ama şunun da bilinmesi gerek, ben şans eseri bu hayata sahip olmadım, lotodan falan para çıkmadı. 36 yaşındayım, hep çalıştım. İnsanlar gece kulübünde eğlenirken ben nota çalışıyordum. Ama aldığın eğitimin insanların gözünde önemi yok işte...Hani bir laf vardır ya, senin fırtınayla nasıl baş ettiğin kimsenin umurunda değil, gemiyi kıyıya yanaştırdın mı ondan haber ver. Öyle... Bak şimdi, dinlediğin isimleri örnek veriyorum sana. Sezen Aksu, Nilüfer, Kayahan... Biz bunlarla büyüdük. Ben bunları telaffuz ediyorsam, “Onların şarkılarıyla büyüdüm” diyorsam, yaptığım işin de onlara benzer bir şey olması gerekmiyor mu?

İyi de herkesin dilinde o isimler var zaten...

- Farkındayım. Soruyorlar “Kimleri dinlersin?” diye. Sezen Aksu dinlerim, onu dinlerim, bunu dinlerim. E yaptığın iş ne, o şarkıda kullandığın cümleler ne o zaman! Örnek aldığın işle yaptığın işin birbiriyle alakası yok ki. Ya gerçekten örnek almamışsın ya da söyleyebileceğin en iyi isimler onlardı, onları söylemekten başka çaren yoktu.

X