"Tülay Demir" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tülay Demir" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tülay Demir

'İlk denemede başarısız oldum pavyona düştüm'

Ankara’da, kalabalık bir ailenin en küçük çocuğu olarak hayata gözlerini açtı. Maddi zorluklar hiçbir zaman mutluluklarına gölge düşürmedi. Çocukluğundan itibaren aklı fikri şarkıcılıktaydı. Bol inişli çıkışlı bir maceranın sonunda, kendi tabiriyle pavyona düştüğünde bile yılmadı, tekrar ayağa kalktı, en baştan başladı. Şimdi gecelerin en sevilerin yıldızlarından biri. Bu hafta Cenk Eren’le buluştuk, sıra dışı macerasını, hayatının dönüm noktalarını ve bundan sonrasını konuştuk.

Eğlence dünyasının en sevilen isimlerinden birisiniz ama bu noktaya kolay gelmediğinizi biliyorum. En başa dönelim mi? Müzik aşkı nasıl girdi kanınıza?

- Her çocuk gibi şarkı söylemeye çok hevesliydim. Şarkıcı olacağım diye tutturmuştum bildiğiniz...

Kaç yaşlarındaydınız?

- İlkokul çağlarında... Ama ailemde hiç böyle bir şey yok. Mazbut, orta halli bir aileyiz. Ankara’dayız. Babacığımın işleri bozulmuş, kamyon şoförlüğü yapıyor. Anacığım ev hanımı. Sekiz kardeşiz, ben en küçükleriyim.

Zor bir çocukluk muydu sizinki?

- Babacığım kısıtlı imkanlarına rağmen bizi hiçbir şeyden eksik bırakmazdı. Belki yazları otellerde tatil yapamazdık ama eylülde, yani fiyatlar düşünce kamping’lerde çadır kurardık. 10 gün olmasa da 4 gün tatil yapardık ailece. Yeni Mahalle’de 2 oda 1 salon bir evimiz vardı. Bayramlarda birer ayakkabı, yazın birer ayakkabı, kışın birer ayakkabı... Bilinen durumlar işte... Lüks yok ama mutluyuz.

E müzik?

- İşte daha o dönemlerde bir şarkıcı olma hevesim vardı. Okulda müzik derslerim çok iyi falan. 17 yaşındayken arkadaşlarımın kafasına uydum, eve haber vermeden tatil için kalkıp Antalya-Side’ye gittim. Arkadaşlarım, bir çay bahçesinde otururken “Bu arkadaş da çok güzel şarkı söyler” deyip beni öne attı. Bildiğiniz Türk filmi hikayesi (gülüyor). Çıktım bir şarkı söyledim. Çay bahçesinin sahibi dedi ki “Sizin yeme içme paralarınızı veririm, gel burada şarkı söyle”... Başladım orada şarkı söylemeye.

Ailenizin tepkisi ne oldu?

- Dönüşte anlattım babama durumu. Koltukta oturuyordu, resmen tavana zıpladı. “Olmaz öyle şey, şarkıcılık markıcılık ne demekmiş” diyor da başka bir şey demiyor!

Nasıl ikna ettiniz onu?

- Abilerim, ablalarım sağ olsun. Onlar destek verdi. Bir de dediler ki “Yapacaksan bu işi, eğitimini al”... O sene Ankara Radyosu sınav açmıştı. Girdim, kazandım, çok sesli koroya korist olarak katıldım. 8-9 ay orada çalıştım ama bana çok hitap etmedi.

İlk denemede başarısız oldum pavyona düştümFotoğraflar: Levent KULU

İLK DENEMEDE BAŞARISIZ OLDUM PAVYONA DÜŞTÜM

Neden?

- Ben sahnede şarkı söylemek, kendimi göstermek istiyordum çünkü... O yüzden koro işi beni kesmedi. Devamında Ankara’da ufak kulüplerde, tavernalarda sahneye çıkmaya başladım.

Kulüp, taverna işlerinden sonra mı adınız duyulmaya başladı?

- Nerede! Başarılı olamadım bir türlü. Gideyim askerliğimi yapayım da bari o çıksın aradan dedim. 18 ay yaptım.

Müzisyen olarak mı?

- Tanınmıyordum ki...
Üç-beş nöbetlerine varıncaya kadar hepsini yaptım. Sonrasında bir orduevinde, gazinoda şarkı söylemeye başladım ama... Askerlik dönüşü yine çalışmaya başladım. Baktım olmuyor, yapamıyorum. O taverna ve gece kulüplerinden pavyona düştüm.

Bildiğimiz pavyon...

- Tabii canım. My Pavyon’un asıl temeli odur zaten. Ama bak, pavyondan Cemal Reşit Rey’e geldim, Zorlu’ya geldim, Bostancı’ya geldim. Pavyonda çalıştığımı söylemekten de asla utanmadım. Zaten utanacak bir şey yok. Orada çalışanlar insan değil mi? Artı, çalıştım ve oralardan buralara geldim. Buradan oraya döner miyim; onu Allah bilir. Kimse ne oldum demeyecek, ne olacağım diyecek.

Pavyondan sonra yol nereye döndü?

- Antalya-Alanya’ya yerleştim. 3 sene orada kaldım. Bir otelde şarkı söylüyordum. O dönemde İstanbul’dan dönemin Kapkara gece kulübünün sahibi geldi, beni dinledi ve İstanbul’a davet etti.

ASLA OLDUM DEMEM HÂLÂ MERDİVENLERİ İNİP ÇIKIYORUM

Ve şeytanın bacağı kırıldı...

- Alakası yok. 1 senelik çaba, yine başarısızlık ve geri dönüş. Bu sefer Ankara’ya değil İzmir’e ama... İzmir’de yine iyi gitmedi işler. O sırada bir telefon geldi, çalışmak için Bodrum’a geçtim. Bodrum’dayken bir telefon daha... Arayan İstanbul’dan İzzet Çapa, Dedikodulu Meyhane için çağırıyor. Ankara’dan da Kulüp 13 ile anlaştım. Haftanın iki günü İstanbul’da çalışıyordum, iki günü Ankara’da... Bu bahsettiğim 97-98’ler... Adım böyle böyle duyulmaya başlandı. Sonra 98 ya da 99’da Yeşim Salkım’la yollarımız kesişti. Onun Yeşil Müzik firmasından ikinci albümüm çıktı.

Bir dakika, ilk albüme ne oldu?

- İlki çıktı ama olmadı. O yüzden saymıyorum. İkinci albümden itibaren merdivenleri çıkmaya başladım.

Merdivenlerde kaçıncı basamaktasınız şimdi?

- Asla oldum demem ben. Merdiveni tırmandığını, tepeye geldiğini zannettiğin anda bir bakarsın ki ilk basamaktasın. Ben merdiveni hâlâ iniyor, çıkıyorum.

Bu istikrarsızlık
değil mi?

- Hiç de değil. Aksine, iyi oluyor böyle. “Zirveye yaklaştım” dersen yanılırsın. Arada inip çıkmak lazım.

TÜRKİYE’DE 5 YILDIZLI STAR ÇOK AMA BEN BUTİK STARIM

Bunca başarısızlığa rağmen yılmadan yola devam etme azminiz şaşırtıcı. Başkası olsa pes etmiş, kendine farklı bir yol çizmişti.

- E biz mücadeleci yıllardan geldik, normal.

Başaracağınızdan nasıl bu kadar emindiniz?

- İnsanın içine doğuyor. Senin ne olacağını kalp sesin söylüyor. Hatta zamanını bile... Diyorlar ki “Cenk bu albümleri çok geç çıkardın”. Hayır efendim, asla. Zamanı bu zamanmış. Eğer bu benim nasibimde 10 sene önce olsaydı, o zaman çıkarırdım.

Sanat dünyasında kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz?

- Türkiye’de çok kıymetli starlar var. 5 yıldızlı star çok Türkiye’de... Bense daha butik bir starımdır. Herkes 5 yıldızlı otelde tatil yapmak, yeri geldiğinde de çok şık bir butik otelde konaklamak ister. Ben kendi şarkıcılığımı öyle görüyorum. Bu son 2-3 yıldır yaptığım albümlerle de alakalı.

Çok ses getirdi gerçekten o albümler.

- Evet. İlki Tanju Okan’dı. Sesimi orada keşfettiler (gülüyor). Ardından Ferdi Özbeğen geldi. O şarkıları söylerken elbette Tanju Okan ya da Ferdi Özbeğen’in üzerine çıkmak gibi bir çaba sarf etmedim. Onu yaparsam hadsizlik olacağını düşündüm. Şarkıları taklit etmeden, içimden gelerek söylediğim için başarılı oldu sanırım. Şimdi yeni bir proje albümü geliyor.

Detay alabilir miyim?

- Tabii. İsmi “Üç Kadın Bir Erkek” olacak. Aysel Gürel, Fikret Şeneş ve Ülkü Aker şarkılarını söyleyeceğim.

Hiç kolay bir yolculuk olmamış sizinki. Kaç senedir müzik sektöründesiniz?

- 30 senedir şarkı söylüyorum. Bu işler mücadele gerektiriyor, en baştan onu bilmek gerek. Çok iyi yorumcu olabilirsiniz, lakin kalıcı olmak için çok çalışmak şart. Şans tabii ki önemli faktör ama tek başına yeterli değil.

Ne yapmak gerek peki?

- Bu işi isteyen herkes yapabilir. Kimsenin önünü kesmeyeceksiniz. Bir sürü proje çıkacak, albüm olacak, dizi çekilecek, bir sürü genç arkadaş olacak, olmalıdır da. Halk değer verir ve ilgi gösterirse yoluna devam eder. Bu arada “Yoluna devam eder” demek de “kalıcı olur” anlamına gelmiyor. Kendi kariyerini yönetmek, bir şarkıcının ya da oyuncunun en önemli meziyetlerindendir.

İREM DERİCİ STAR OLMA YOLUNDA İLERLİYOR

Severek dinlediğiniz kimler var?

- Selda Bağcan. Ölürüm. Allah rahmet eylesin Kayahan benim idolümdü, onun şarkılarını söylemeden sahneden inmem. Yeni jenerasyondan da dinlediğim acayip iyi sesler var. Mesela Derya Uluğ, Edis... Sonra İrem Derici müthiş, star olma yolunda ilerliyor. Hatta o mertebeye yaklaştı. Benim dönemimden de Kenan Doğulu müthiştir, konser ve sahne adamıdır. Tarkan’ı başka yere konumlandırırım zaten, o bambaşkadır. E Nükhet’i dinlemek haz verir insana. Sezen Aksu ile çalıştım, keza o da aynı şekilde. Sevmediğim diye bir şey olamaz zaten, dinlemediğim insanlar vardır.

Gece hayatının en çok iş yapan ismi olduğunuzu söyleyebilir miyiz?

- Gece sahnelerinin dört yapraklı yoncası diyelim; Serkan Kaya, ben, Berkay ve Hakan Altun. Yok yok, dört yapraklı yonca olmaz, Fatih’i (Ürek) de koymalıyım.

Şu anda düzenli program yaptığınız bir yer var mı?

- Evet, her perşembe People’dayım. Çok şükür full oluyor her programım.

Acaba beklentiye karşılık vermeyle mi alakalı bu?

- Yıllarla alakalı bir şey. Bir de iyi repertuvarla. Ayrıca ben ana baba duası aldım. O kadar önemli ki... Kimse bu sözümü kulak arkası etmesin. Bu sizi manevi yönden çok besliyor, doyuruyor ve otomatik olarak işinizde başarı getiriyor. Bütün yeni arkadaşlara tavsiyem, anne babalarının dualarını alsınlar, onları dinlesinler.

Bu kadar sevgi görmek nasıl bir his?

- Muhteşem bir şey tabii. Ama bunu da bana kimse altın tepside sunmadı. Ben tırmaladım.

Ünlü bir isimle aşk yaşamaktan korktuğunuzu söylemişsiniz, doğru mu bu?

- Hemen düzelteyim. İnsanın kiminle ne yaşayacağı belli olmuyor, bunu siz bilemiyorsunuz. Ünlü birisiyle aşk yaşarsınız, çok mutlu olursunuz. Ünsüz biriyle birlikte olursunuz, mutsuz olursunuz. O iki insanın yan yana geldiğinde kimyalarının tutmasıyla alakalı bir durum. Bu konuda çok şanslı değilim. Hayatıma giren insanlar oldu ama yıllardır tek başıma hayatımı sürdürüyorum.

Şu an yalnızsınız yani.

- Evet yalnızım. Yalnızlığımı da çok seviyorum. Yani ben öyle banyoma birisi girsin de diş macunumu kullansın, saçını kuruturken saçlarını yerlere döksün falan sevmiyorum.

Aldatılma korkunuz
var mı?

- Allah kimsenin başına vermesin. Günümüz şartları uzun ilişkilere çok elverişli değil ne yazık ki...

Neden?

- Günümüz şartlarında kadın da erkek de ilişki yaşarken çok ciddi anlamda bir mücadele içine giriyor. “Ben ne dersem olacak, hayır ben ne dersem olacak” gibi bir çekişme hali sürekli... Oysa ilişkileri sürdürebilmek için zaman zaman geri adım atmayı bilmek gerek. Kendi annemden, babamdan örnek vereyim. Olmaz mıydı onların kavgaları; muhakkak olurdu. Fakat ya annem ya babam, ikisinden biri mutlaka geri adım atardı. Yani birbirleriyle mücadele etmezlerdi. Bir evliliği sürdürebilmek, bir evin içinde uzun yıllar yaşayabilmek için özveride bulunmak şart.

BUNDAN SONRA STADYUMDA KONSER VERECEK HALİM YOK, NE HEDEFİ!

Bulunduğunuz yer sizi tatmin ediyor mu?

- Allah’a şükür demek lazım. Sağlıklıyım en önemlisi. Para kazandım. Vergimi ödüyorum. Askerliğimi yaptım 18 ay. Çok iyi bir ailem var. Anacığımı babacığımı kaybettim ama ablalarım, abilerim var. Önüme koyacağım yemeğim var. Daha ne isteyeyim?

Hedef ne?

- Ne hedefi! Dönüp bakıyorum, Allah bana çok güzel şeyler nasip etti. İyi bir aile nasip etti, edepli olmayı nasip etti. Para kazandırdı. İlkokuldan beri yapmak istediğim mesleği yapmama vesile oldu. Bundan sonraki hedef ne olabilir ki? Ne yapacağım, stadyumda konser mi vereceğim? Avrupa’ya mı açılacağım? Yoo... Ben çok iyi şarkı söylüyorum, sevenlerim var, dostlarım var, artık bununla yetinmeyi bilmem lazım.

İlk denemede başarısız oldum pavyona düştüm

NÜKHET KAVGA ETMEDİĞİ İÇİN ONA MEKTUP YAZIYORDUM

Nükhet Duru ile uzun yıllar çalıştınız.

- Evet, 9 sene.

Hiç aranızda kavga, dargınlık olmadı mı?

- Olmaz mı? O bana kırıldı. Çok kırıldı hem de. Nükhet’in yeri bende apayrıdır. 9 sene aynı ekmeği paylaştık. Benim cehalet dönemlerim tam da... Nükhet bana “Sakin ol” dedikçe hırçınlaşıyordum. Çok kavga ederdik. Gerçi Nükhet kavga etmez biliyor musunuz... O da insanı iyice delirtiyor.

Umursamıyor gibi mi geliyordu size?

- Öyle algılanıyor tabii ama değil, kadının tarzı bu. Neyse. En son kendimce bir çözüm buldum, mektup yazmaya başladım. Onunla kavgalarımızdan sonra oturup mektup yazıyordum Nükhet’e, içimdekileri öyle döküyordum. Sonra birbirimize kırıldık. Ve ben bu kırgınlığımızı basın yoluyla, gazetelere röportaj vererek çirkin bir şekilde açıkladım. Hırsla yapılan bir şeydi. Ama 4-5 sene önce barıştık.

ALİ POYRAZOĞLU BANA DÖNÜP “ÖKÜZ” DEDİ

Bunca sevgiye rağmen insanlar sizi biraz soğuk, mesafeli buluyor.

- Evet, beni ilk etapta ukala, kibirli sanıyorlar.

Neden bu yanılgı?

- Benim utangaçlığımı insanlar ukalalık olarak algılıyor da ondan... Ben mütevazı bir ailede yetiştim, başımız önümüzdeydi hep. Sahnenin dışında o yüzden çok farklıyım. Yolda yürürken kalabalık görsem kaldırım değiştiririm. Çekinirim çünkü o kalabalığa girmeye. Utangacım ve bunu düzeltmem lazım.

Düzeltme yolunda bir adım attınız mı?

- Ali Poyrazoğlu sayesinde evet. Bir gün beraber yemeğe gittik. Restorana girdik, o bütün masalara “Afiyet olsun, iyi akşamlar” diyerek geçti. Ben direkt gidip masaya oturdum. Ali dönüp bana “öküz” dedi!

Yok artık inanmam!

- İnanın. “Oğlum neden insanlara bir ‘afiyet olsun’ demiyorsun” diye çıkıştı. Dedim ki “Ben onları tanımıyorum”... Aldığım cevap müthişti.

Ne dedi?

- “Onlar seni tanıyor ama! Hiç değilse kafanla bir selam ver” dedi. Çok haklıymış. Sezen Aksu’nun da bana söylediği çok güzel bir laf var. “Ara sıra git faturalarını kendin yatır oğlum” dedi. O da doğru. Buralardan kopmamak lazım. Çünkü dönüp dolaşıp mahallendeki komşunla olacaksın.

SONUÇ

Vazgeçmemek onun mottosu

Cenk Eren, takdir edilmeye ve beğenilmeye ihtiyaç duyduğu için bu yolda bu kadar mücadele verdiği görülüyor. Fark edilmek, değer görmek ve sevilmek için çok çalışmış, her zaman çalışmaya da devam edecektir.
Vazgeçmemek Cenk Eren’in mottosudur diyebiliriz. En büyük özelliği ise muhatap olduğu insanların ne istediğini bilmesi. Bu farkındalık Cenk’e hep artı olarak dönmeye devam edecektir.

 

 

Kış Mevsimini Sevmek İçin Buz Gibi 5 Sebep | Her şey hakkında her şey

X