"Tülay Demir" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tülay Demir" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tülay Demir

Okuduğu şarkının tonunu bilmeyenden jüri olmaz! 'Kendilerinin hocaya ihtiyacı var'

Onu sahnelere taşıyan ne ilkokul öğretmeni, ne milyonda bir rastlanan özel sesi... Tek sebebi, ailesinin fakirliği! Kasımpaşa’da geçen çocukluk ve genç kızlık yıllarını iç çekerek anan Muazzez Ersoy, “O yaşlarda hedefler koyamazsın. Benim de düşündüğüm tek bir şey vardı. İyi şarkı söylemek, para kazanmak ve aileme destek olmak. Ailemin durumu iyi olsa sahneye çıkar mıydım bilmiyorum” diyor. Dahası... Bu renkli ve samimi röportajda...

Muazzez Hanım, bu maceranın en başından başlayalım mı? Çocukluğunuz, ilkokul yıllarınız, o zamanlar yapmaktan keyif aldığınız şeyler... Biraz geçmişe dönelim, eski defterleri karıştıralım, ne dersiniz?

- Elbette... İstanbul’da doğdum. Çocukluğum ve genç kızlığım Kasımpaşa’da, rahmetli babaannemden kalan bir evde geçti. Erkek çocuğu gibiydim, en çok sokakta top oynamayı severdim. Arkadaşlarımla koşturmayı, misket oynamayı bir de... Takdir edersiniz ki benim çocukluğumda bugünkü kadar çok oyuncak alternatifi yoktu. O yüzden içtiğimiz gazozların kapaklarını biriktirir, onlarla oynardık. Kasımpaşa’da arkadaşlıklar, komşuluklar, dostluklar çok özeldi.

Nasıl bir yerdi Kasımpaşa?

- Benim çocukluk dönemimde çok farklıydı. Arkadaşlarımız, komşularımız vardı. Ama şimdi farklı...

Ne açıdan?

- TRT Müzik’teki programıma giderken Kasımpaşa’dan geçiyorum. Görüyorum ki benim çocukluğumdaki mahalle değil artık. Çok değişmiş. Eskiden daha güzeldi.

Kasımpaşa denince aklıma direkt Tayyip Erdoğan geliyor. O zamanlardan tanışıyor musunuz?

- Tanıyorum. Aynı semtin insanlarıyız sonuçta. Ama tabii ki ben kız arkadaşlarımla, Tayyip Bey de kendi delikanlı arkadaşlarıyla zaman geçirirdi. Bir de ben çocuktum, Tayyip Bey daha büyük. Onlar kendi akranları, ben kendi akranlarımla zaman geçirirdim.

Gelelim müziğe... Sesinizin güzelliğinin ne zaman farkına vardınız?

- Müzik benim için ilkokuldan da önce başladı. 4-5 yaşlarında... Rahmetli annem müziğe çok tutkundu. Kendi gençliğinde Şehzadebaşı’nda, Direklerarası’nda Necati Başaran korosunda yer almış. Sahneye hiç çıkmamış ama altyapı var. Rahmetli annem evde okuduğunda ben de ondan heveslenir, okumaya çalışırdım. Sonraları annem benim Türk müziğindeki ilk hocam oldu.

Sesi nasıldı?

- Çok güzeldi. Mezzo sopranoydu. Hamiyet Yüceses gibi güçlü bir sesi vardı. Ama benim tam aksi kontralto. Bu da çok çok nadir olan bir ses tonudur.

Siz ilk “Seven Olmaz ki” şarkısıyla çıkmıştınız, değil mi?

- Doğru. İlk albümümdü o. Ardından “Kal Bu Gece” geldi. Ondan sonra da albümler peş peşe birbirini takip etti. Uğursuzluk olmasın diye saymıyorum hiç ama sanırım  30’un üzerinde albümüm var.

Peki nostalji albümü fikri nasıl doğdu?

- O da rahmetli annemin fikriydi. Annemin bir erkek kardeşi varmış. Rahmetli dayım... Ondan çekindiği için sahneye hiç çıkamamış... İçinde ukde kalmış haliyle. İşte o arzuyu benimle yaşadı annem.

BANA NE KARDEŞİNDEN ANNE, O BANA KARIŞAMAZ!

O zaman sizin sahneye çıkma isteğinize destek vermiştir.

- İlk anda tedirgin oldu aslında. “Sahneye çıkacağım” dediğimde ilk lafı “Dayın ne der?” oldu. “Bana ne senin erkek kardeşinden. Ben bir evin bir çocuğuyum. O anca sana karışır, bana değil” dedim.

Yaş kaçtı o zaman?

- Deli çağlarım... 20-21... Gençliğin verdiği delilik, çılgınlık vardır ya, tam olarak o durumdayım.

Korkulan oldu mu? Dayınız çıktı mı yolunuza?

- Hayır. Allah rahmet eylesin, dayım da hiçbir ters tavırda bulunmadı bu konuyla ilgili.

AİLEM ZENGİN OLSA SAHNEYE ÇIKAR MIYDIM BİLMEM

Sahnelere çıkarken hedefiniz neydi?

- O yaşlarda hedefler koyamazsın ki... Düşündüğüm tek bir şey vardı.

Neydi o? Şöhret mi?

- Alakası yok. Fakir bir ailenin çocuğuydum. Müziği de çok seviyordum. Bütün mahalle sesimin güzel olduğunu söylüyordu. İyi şarkı söylemek, güzel okumak, para kazanmak ve aileme destek olmaktı hedefim... O yaşta başka da bir çıta, hedef bilmiyordum.

Takdir görme ve alkışlanma fikri mi ağır basıyordu, para mı?

- Hayata atılıp aileme sırtını yaslayabileceği bir evlat olmak... Önceliğim oydu.

Ya maddi durumunuz iyi olsaydı. O zaman sahneye çıkmayacak mıydınız?

- Bilmiyorum. Öyle bir ailenin çocuğu olmadığım, farklı şartlarda büyümediğim için bilemiyorum.

Kırılma noktası ne peki? Şöhret nasıl geldi?

- 11 yıl sakin sakin, kıyı kıyı şarkılarımı söyledim. 11 yıl sonra ilk albümüm “Seven Olmaz ki”yi yaptım ve uçtum.

Sanat müziğini dinlemeyenler, tanımayanlara bile Türk sanat müziğini sevdiren isim oldunuz...

- Evet, yaptığım nostalji albümleri genç neslin de Türk müziğini tanıyıp sevmesine sebep oldu. O albümler yıllar sonra tekrar tekrar dinlenecek, bundan eminim. Albümler kalıcıdır, arşivdir. Bizden sonraki nesiller de dinleyecek.

Sizin bir de sahneye yakışma durumunuz var Muazzez Hanım.

- Çünkü sahneyi seviyorum. Orası tümüyle bana özel bir alan. Birçok arkadaşım da “Sen sahneye çıktığın zaman çok değişiyorsun. Sahne kadınısın, şov kadınısın” diyor. Demek ki sahne beni seviyor.

Bundan sonrası için hedefler var mı? Yoksa “Müzik adına mümkün olan her şeyi yaptım” mı diyorsunuz?

- Bundan sonraki hedefim, bugüne kadar yaptığım güzellikleri devam ettirebilmek. Başarılı olduğum zaman olmuştur, başarısız olduğum zaman olmuştur, önemli değil. Güzellikleri aynı çizgide devam ettireyim, yeter.

Yeni albüm peki? Yok mu bir müjde o konuda?

- Son albümümü yapalı 1 yıl kadar oldu. Ama o poptu. 90’lı yılların sevilen şarkılarını okudum. Aradan biraz daha zaman geçsin farklı bir çalışma düşünebilirim.

O ne türde olur? Yine gelir mi bir sürpriz dersiniz?

- Farklı bir çalışmayla yine müzikseverleri şaşırtabilirim. Şu an için emin değilim.

Bir arabesk albüm beklerim ben kendi adıma...

- Aaaa, arabesk sevilmez mi? Orhan Baba, Müslüm Baba, Ferdi Tayfur... Suat Sayın’ın parçaları...

TÜRKİYE’DE KENDİ ŞİRKETİNİ KURAN İLK ŞARKICI BENİM

Siz ticarete de yatkınsınız. Bu restoranın ortağısınız. Ayrıca yıllar öncesinde bir müzik şirketi kurmuşsunuz.

- Şöyle söyleyeyim, ben Etiler’deki şirketimi kurduğum zaman hiçbir meslektaşımın aynı çatı altında topladığı bir ekibi yoktu. Muhasebeleri ayrıydı, menajeri ayrıydı. Ya ilk ya da ikinci albümü yaptıktan sonra, tam hatırlamıyorum, bir Amerika seyahatim oldu. O seyahatte değişik fikirler doğdu kafamda.

Ne gibi fikirler mesela?

- Mesela Amerika’nın starlarının durumu... Bir ofisleri var; muhasebecileri orada, menajerleri orada, basın danışmanları orada... Niye Türkiye’de böyle bir sistem olmasın dedim. Dönüşte şimdiki yerimi kiraladım.

Bunun farkını yaşadınız mı?

- Tabii ki, sürekli ekibinle bir aradasın, konfora bakar mısınız? Bir şey oluyor, anında soruyorsun, yanında çünkü. Zamanla başka meslektaşlarım da bu sisteme geçti. Avrupa standlarında çalışmak için olması gereken de bu zaten...

AYAKKABI ALMAYA PARAM KALMAMIŞTI, BEN O GÜNÜ HİÇ UNUTMADIM

Sosyal medyayla aranız nasıl?

- Pek fazla yok. Tadında... Instagram’da modacıları takip ediyorum.

Modayı seviyor musunuz?

- Tabii ki... Modayı sevmeyen hanım olur mu hiç?

Kimleri beğeniyorsunuz?

- Canan Yaka. Gülşah Saraçoğlu. Günlük kıyafetten çok sahne kıyafeti edindiğim için modacı tercihlerim ona göre oluyor. Evde günlük kullandığım beş-on çift pabucum varsa, 500 çift sahne pabucum var. Çünkü bizim hayatımız o. Ben sokağa eşofmanla, spor pabuçla da çıkarım ama sahneye çıkamam.

Neden bu takıntı?

- Fakir bir ailenin çocuğuyum dedim ya... İlk sahneye çıktığımda, bileziklerimi bozdurup iki kostüm almıştım. Ayakkabıya param yetmemişti. Annem de babamdan para almıştı ve o parayla bir çift ayakkabı almıştım. İki kostümün altına da onu giymiştim. O içimde ukde kalmış. O dönemden sonra iki kostümü hiçbir zaman tek ayakkabıyla kullanmadım. Artık her kostümün ayakkabısı farklı.

LİNET’İN GIRTLAĞI MAKARA GİBİ

Yardımcı olanlar oldu mu size bu yolda?

- Olmaz olur mu? Birçok güzel insan, güzel müzisyen destek verdi bu yolda bana...

Peki siz yardım ediyor musunuz yeni seslere?

- Aslında müziği benim kadar çok seven ve güçlü sesi olan talebem olsa, elimden ne gelirse yaparım. Gücüm neye yeterse. Ama önce o talebeyi bulmak gerek.

Kimleri severek dinlersiniz?

- Linet’i dinlemekten keyif alırım. Benim sevdiğim bir ses tavrı var. Ortadoğu kadını olduğu için muhteşem bir gırtlağa sahip, makara gibi... Olağanüstü güçlü bir ses. Sonra Aşkın Nur Yengi’yi, Yıldız Tilbe’yi dinlerim. Müzeyyen Hanım’ı dinlerim. Benim Türk müziğinde iki örneğim vardır. Biri Bülent Ersoy, biri Muazzez Abacı. İkisi de çok sevdiğim üstatlardır.

Okuduğu şarkının tonunu bilmeyenden jüri olmaz Kendilerinin hocaya ihtiyacı var

HAYVANLARA ŞİDDET CEZA KANUNU’NDA YER ALMALI

Siz bir zamanlar Birleşmiş Milletler İyi Niyet Elçisi’ydiniz.

- Evet, 10 sene yaptım o görevi. Ama sonra Türkiye’deki iyi niyet elçiliklerini kapattılar. Hiç önemli değil. Bir şeyler yapmak ya da taşın altına elimi koymak için iyi niyet elçisi olmama gerek yok. Gene yaparım, gene yaparım. Elçi olsam da olmasam da...

En hassas olduğunuz konular neler?

- Çocuklar ve hayvanlar. Bir köpeğim var, 25 günlükken bana geldi. Onu evlat gibi büyüttüm. Bir de kedim var. Hayvanlara yapılan zulümleri görmemek için artık sosyal medyaya giremez oldum. Devlet büyüklerimden, yetkililerden, Cumhurbaşkanımdan, Başbakanımdan özellikle istirham ediyorum, hayvanlara zulmedenlere para cezaları değil, insanlara zulüm yapmış gibi cezalar verilsin. Bu eziyetlerin Kabahatler Kanunu’ndan çıkıp Ceza Kanunu’na girmesi gerek. Bizim canımız nasıl yanıyorsa onların da canı yanıyor. Yok efendim kulağını kesmek, yok efendim arabanın arkasına bağlayıp sürüklemek... Yazık, günah... Allah’a bunun hesabını nasıl verecekler. Ödenecek parayla o hayvanın çektiği acı telafi olur mu. Bir hayvanın senden istediği üç şey var; yemek, su ve sevgi. Senden tektaş istemiyor, senden yalı istemiyor, kotra istemiyor. Yemek, su ve sevgi ya, hepsi bu. O masum cana zulmetmek akla, vicdana sığmaz. Onlar da ağlıyor, onlar da feryat ediyor.

ÇILGINIM YA BAZEN AKLIMA ENTERESAN DÜŞÜNCELER GELİVERİYOR

Birkaç yıldır da restoran işindesiniz.

- Hemen hemen yedi yıl oldu.

Neden girdiniz bu işe?

- Yemek işi çok güzel çünkü; yemesi de güzel, insanlara ikram etmesi de... Gerçi ben uğraşma tarafını pek beceremem, yeme tarafı daha iyi geliyor da (gülüyor). Seviyorum bu işi.

Nereden aklınıza geldi?

- Bilmem, bazen enteresan düşünceler geliveriyor aklıma. Çılgınım dedim ya, yapalım diyorum. Başlıyorum.

O JÜRİ ÜYELERİNİN KENDİLERİNİN HOCAYA İHTİYACI VAR

Sizi “O Ses Türkiye” gibi yarışmalarda jüri olarak görme ihtimalimiz var mı?

- Şimdiye kadar hiç jüri üyeliği yapmadım. Aslında çok güzel bir soru.

Neden?

- Şöyle söyleyeyim; bana göre böyle bir formatta jürinin duayenlerden kurulması gerekir. Yani gerçek anlamda müzikse olay. Hasbelkader eline mikrofonu alıp ezberlediği üç beş şarkıyı söyleyen ama müziğin deriniyle ilgili hiçbir bilgiye sahip olmayan insanların jüri olması bana komik geliyor. Komik... Jüri olacak kişi ya da kişiler musikinin duayenleri olmalı. Seyirci de onların sanki bir altyapıları var sanıyor.

Yok mu?

- Daha kendilerinin hocaya ihtiyaçları varken oralarda jürilik yapmaları gerçek anlamda komedi! Şahsen gülüyorum. Tekrar ediyorum orada jüri olması gerekenler konservatuvarlardaki, radyolardaki hocalar, duayenlerdir. Müziği gerçekten bilenlerdir. Okuduğu şarkının tonunu bilmeyenler bugün jüri üyesi! Böyle bir saçmalık yok! Bülent Hanım mesela çok önemli bir jüri olabilir. Keza Muazzez Abacı... Ben seyretmiyorum. Kanal gezerken denk gelirsem de gülüp geçiyorum.

TÜM SORUMLULUK ONDA

Sevgili Muazzez Ersoy’un en belirgin özelliği, hiç şüphesiz sorumluluk duygusu...
Sorumluluk özelliği çok baskın olduğundan, yaptığı her işte tüm sorumluluğu bizzat üstleniyor. Bunu şirketinde, açtığı mekanlarda, yaptığı albümlerde ve ilerisi için koyduğu hedeflerde açıkça görmek mümkün.

Okuduğu şarkının tonunu bilmeyenden jüri olmaz Kendilerinin hocaya ihtiyacı var

Okuduğu şarkının tonunu bilmeyenden jüri olmaz Kendilerinin hocaya ihtiyacı var

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Son 24 Saatte Magazin Gündemi (14.12.2017)İşte son 24 saatte yaşanan magazin olayları...Kurgu: Levent SERT

 

X