"Tülay Demir" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tülay Demir" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tülay Demir

Çocuğumla arkadaş olmak zorunda değilim

Çocukluğundan beri gönlü ne isterse denemiş, sevmediği dalda durmamış, kendi deyimiyle “sonsuz deneyim insanı” bir kadın Deniz Barut. Şimdilerde “Avlu” ile izleyici karşısına çıkan, bir yandan yazılarını okurla buluşturmaya devam eden Barut’la buluşup bu renkli yelpazeyi konuştum.

Deniz Hanım, 13 yıldır setlerdesiniz, birçok dizi ve filmde rol aldınız. Bu macera nasıl başladı?

- Herhangi bir mesleğe küçük yaşta karar verdiğimi söyleyemem. Çünkü her şeyden biraz biraz yapan bir çocuktum. Bunun için de kimse beni yönlendirmiyordu, kendim talep ediyordum. Bağlama da çaldım, okulda edebiyat koluna başkanlık da yaptım.

Maymun iştahlılık mı?

- Hayır, denemeyi sevmek. Denemeyi seven, hep dene yanıl yöntemiyle yol alan bir çocuktum. Hâlâ öyleyim.

Bağlama çalmaya devam ediyor musunuz, yoksa “denedim yanıldım” olarak mı kaldı?

- Yarıda bırakmıştım. Ama 35’imde tekrar bağlama öğrenmeye başlayabilirim, çünkü ardımda yarım kalmış hiçbir şey bırakmak istemiyorum.

Velhasıl oyunculuk bir sürpriz hamle sizin için, plansız programsız...

- Öyle. Yani benim böyle bir hayalim yoktu. Halen her şey olabilirim ayrıca, yeter ki isteyeyim.

Çocuğumla arkadaş olmak zorunda değilim

Edebiyata olan ilginiz “deneme yanılma” olarak kalmamış ama...

- Kesinlikle... Edebiyatın hayatımda çok özel bir yeri var. Çocukluğumdan beri çok okurum. Zaman zaman geçmişte okuduğum kitapların yeni basımlarını tekrar okuduğum da oluyor.

“Kendime hatırlatmalar” manasında mı?

- Değil. Kendimdeki değişimi fark etmek manasında... 18 yaşında altını çizerek okuduğum kitabı alır, sonra 35 yaşındayken hangi cümlelerin altını çizmişim ona bakarım. İkisini kıyaslamayı seviyorum.

Bu size ne kazandırıyor?

- Orada hayatımın döngüsünü görüyorum. Bir bakıyorum geçmişte önemsediğim şeyler çoktan çözülmüş, bir kenara konmuş. Şu an önemsediklerimi ise o zamanlar hiç fark etmemişim bile.

Siz sadece okumuyor, yazıyorsunuz da...

- Evet, o da bambaşka bir keyif.

Yazılarınız bir edebiyat dergisinde yayınlanıyor aynı zamanda...

- Doğru. Çok kıymetli bir edebiyat dergisine yazıyorum: Kafkaokur... Gerçekten çok önemli bir iş bu benim için. Hemen hemen her ay yazıyorum ve bunun devam etmesini, yazarlığın ve yazmanın hep hayatımda olmasını istiyorum. Bu şekilde devam etmek, devamlı üretmek benim için çok önemli.

Yazım anlamında kendinize koyduğunuz bir hedef var mı?

- Yazı ya da oyunculuk fark etmez, benim çocukluktan beri net hedeflerim yoktu. 10-15 sene sonrası için hedefler belirlemedim hiçbir zaman. Hep günü ve anı değerlendirmeye bakmışımdır. Mesela bugün “Avlu”dayım. O sette elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Bu beraberinde sonraki seneleri getirecektir zaten. Yani “şu kadar sene sonra şurada olacağım” gibi bir hedefim hiç olmadı, olmaz da. Benim tek sınavım kendimle. Benden güzeli var, benden akıllısı, benden kültürlüsü, benden iyisi var. Bunu biliyor ve kimseyle yarışmıyorum. Dediğim gibi tek yarışım, tek sınavım kendimle. Sonsuz deneyim insanıyım diyeyim.

Bundan sonra bambaşka alanlarda da görebiliriz sizi o halde...

- Kesinlikle. Şimdilik, zamanı geldiğinde değerlendirilmek üzere öykülerimi yazıp bir kenara atıyorum tatlı tatlı.

Roman bekleyelim mi?

- Keşke, umarım... Bununla ilgili kendimi geliştirmek için her şeyi yapacağım, işte ondan eminim.

Gelelim “Avlu”ya...

- Gelelim (gülüyor).

Projeye nasıl dahil oldunuz?

- Teklifi sunan Limon Yapım’dı. Okuduğum anda çok farklı bir proje olacağını hissetmiştim.

Siz dizinin Melis’isiniz...

- Evet, hikayenin geçtiği cezaevinin psikoloğuyum. Aynı zamanda avukatlık okumuş olan Melis Ersoy yani... Bir dönem cezaevinin müdürü, sonrasında psikoloğu olan kadın.

Bu rol bir farkındalık kazandırdı mı?

- Cezaevi yaşamını bir platoda deneyimlemek, gerçekten cezaevinde yatan biriyle aynı şeyi hissettiremez hiç kuşkusuz. Buna rağmen tüm ekip bu konuya empatiyle yaklaşmaya başladı.

Hedef koymak gibi bir alışkanlığınız yok, onu anladım... “Bundan sonra ne olacak?” diye sorsam peki...

- Mutlaka sinema filmleri deneyimlerim olsun istiyorum. Bir sürü karakteri deneyimlemek, bir sürü karakter için özel olarak hazırlanmak istiyorum. Çünkü dizi yaparken bunun için fırsatımız olmuyor. Biliyorsunuz diziler uzun, çekim zamanı kısıtlı... Dolayısıyla ön hazırlık süreci de kısalıyor. O nedenle hedefim sinema filmlerinde farklı farklı karakterleri deneyimlemek.

Çocuğumla arkadaş olmak zorunda değilim

BiZ KADINLAR HAYATA YENiK BAŞLIYORUZ

 ◊ 8 Mart Kadınlar Günü’nü geride bıraktık. Türkiye’de kadın olmakla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

- Biz hayata “Bacağını açarak oturma, eteğini ört”le başlıyoruz. Yani zaten 1-0 yenik başlıyor hayat bizler için. Biz hep kendini koruması, usturuplu olması gerekenleriz. Çünkü böyle olmazsak, olanlar bizim yüzümüzden bizim başımıza geliyor demektir! Maalesef toplumda biraz böyle bir bakış açısı var. Gerçi son zamanlarda bunun çok değiştiğini, kadınların artık söz sahibi olduğunu, kendilerini gayet iyi savunduklarını ve temsil ettiklerini düşünüyorum. Yine de, şu an öyle olmasa da bizler “eteğini ört, bacağını açıp oturma” ile büyüyen kadınlarız. Dolayısıyla birinin bize bir şey yapmaması için kendimizi korumamız gerektiğini düşünüyoruz.

BiZiM iLiŞKiMiZDE HER ŞEYDEN BiRAZ VAR

 ◊ İki oğlunuz var. Peki Deniz Barut nasıl bir anne? Çok yönlü bir kadın olarak çocuklarınızdan beklentiniz de çok yüksektir diye düşünüyorum, yanılıyor muyum?

- Yok... Onları hiçbir konuda zorlamam. Ben öncelikle çok iyi sohbet eden bir anneyim. Böyle iki çocuğum olduğu için çok şanslıyım, çünkü onlar da benimle çok güzel sohbet ediyorlar. Bizim aramızda ne bir arkadaşlık ilişkisi var, ne de sadece disiplin içeren bir anne-çocuk ilişkisi. Her şeyden biraz demek daha doğru...

“Çocukla arkadaş olmak” klişesine inanmıyor musunuz?

- İyi de çocuğumla arkadaş olmak zorunda değilim ki, ben onun annesiyim. Bu sözüm yanlış anlaşılmasın, sadece disiplin de içermiyor bizim ilişkimiz. Sadece kuralları olan bir anneyim.

Katı kurallar mı bunlar?

- Çok katı değil. Yaşamsal olarak onları belli bir standartta tutacak kurallar demek daha doğru. Asla onların hayatlarını sınırlayacak, taleplerini ve isteklerini yok sayacak kurallar değil...

Çocuklarınızla en çok ne yapmaktan keyif alıyorsunuz?

- Belli bir aktivite söyleyemem ama dediğim gibi biz çok konuşuruz. Özellikle yatmaya yakın sohbetlerimiz çok kıymetli. Günün özet sohbetlerinden hayata dair çok şey çıkarırım.

 

X