"Tülay Demir" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tülay Demir" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tülay Demir

Bütün korkularım sessizliğe gömüldü

Son dönemde ağırlıklı olarak ses getiren tiyatro projeleriyle adından söz ettiren Kerem Alışık, bu kez iki koldan geldi. Bir yandan “Esaretin Bedeli” filminden aynı adla tiyatroya uyarlanan oyunda Red’i canlandırıyor, diğer yandan “Bir Zamanlar Çukurova”nın Ali Rahmet Fekeli’si olarak izleyici karşısına çıkıyor. Bu yoğun tempoda şiirden de kopmayan, hem okuyup hem yazmaya devam eden Alışık’la geçtiğimiz günlerde bir araya geldik. Çocukluğundan çocuğuna, dünden bugüne şiir tadında bir söyleşi yaptık.

Hayırlı uğurlu olsun diyeyim öncelikle... Biz iddialı tiyatro oyununuzun takibindeyken, siz “Bir Zamanlar Çukurova” dizisiyle ekranlara da dönüş yaptınız.

- Çok teşekkür ederim.

Seyirci orada canlandırdığınız Fekeli karakterini kısa sürede benimsedi. Bu başarıyı, bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz?

- Siz canlandıracağınız karakteri sever, karakterinize inanırsanız, onu tüm hücrelerinizle yaşarsanız, izleyici de onu sever ve inanır. İzleyici son derece sağduyu sahibidir. Ve karakterdeki sahiciliği hemen fark eder. O karakterle özdeşim kurar. Öylesine kucaklayıp öylesine içselleştirdiler ki Ali Rahmet Fekeli’yi, dizi başlamadan önceki bütün endişelerim, korkularım sessizliğe gömüldü. Endişelerimden utanır hale geldim. Ama şunu da netlikle söyleyebilirim; hani bütün şiirler yağmura yazılır ama marifet buluttadır ya... Burada senaryonun, yönetmenin ve oyuncu arkadaşlarımın marifetini de, hakkını da sonuna kadar teslim etmem lazım.

Bütün korkularım sessizliğe gömüldü

EVİMİZİN YUVA OLDUĞU ZAMANLARI ÖZLÜYORUM

Dizi 1970’lerde geçiyor. O dönemin havasına girmek, kendinizi ruhen o role hazırlamak için özel bir süreç yaşadınız mı?

- Dönemlerin sadece konuşma dili değil, beden dili de, enerjisi de farklı oluyor. Bu bir oyuncunun arayıp da bulamadığı zenginliklerden olsa gerek. Bir de ben zaten duygu ve mantık olarak dünde yaşayıp bugünde bulunduğumu düşünüyorum. Aklımda hep o eski yıllar, o eski yağmurlar var. Gözlerim bile eskidir benim, eski bir yerden bakar.

Geçmişe özlem büyük...

- Çok... Özlüyorum eski yılları... Hiç kimselerin ölmediği yılları... Evimizin yuva olduğu zamanları... Üç kornere bir penaltı attığımız, ağaçlara ismimizi kazıdığımız, gazozla kaşar-ekmek yediğimiz, olmayacak aşklar keşfettiğimiz, kalbimizin sadece koştuğumuz için çarptığı, içimizin ise sadece düştüğümüz için acıdığı yılları...

Yuva ile ev arasındaki fark ne?

- Her zaman evde ve ailemin yanında huzur buldum. Artık ben kaldığım yere ev değil barınak diyorum. Çünkü evleri yuva yapan, kokusunu veren içindeki aile sıcaklığı. Ne mutlu bana ki oğlum yanımda...

Bu arada Fekeli sosyal medyanın yeni fenomeni oldu. Çok güçlü ve etkileyici cümleler kuruyor. Dizinin yayınlandığı akşam sosyal medya o cümlelerle çalkalanıyor. Senaryoya sizin de eklemeleriniz oluyor mu?

- “Uhuletle ve suhuletle” biliyorsunuz Attila İlhan’ın senaryosunu yazdığı “Kartallar Yüksek Uçar” dizisinde Sadri Alışık’ın kullandığı bir sözdür. Enteresan olan, bu sözü benim de özel hayatımda zaman zaman kullanmam. Bir dayı ve bir babanın hatıralarından biridir bu söz... Bana kalandır.

Ayfer Tunç ve Murat Saraçoğlu ile konuştuğumuzda, zaten bu yapıda olan Ali Rahmet Fekeli’nin böyle bir mottosunun olması konusunda mutabık kaldık. Şimdi herkesin dilinde olması da bizim yüreğimizde kuşların yuva yapmasına neden oluyor.

ATEŞTEN BİR BULUTTUM HER BAHÇEDEN KOVULDUM

Sadri Alışık ve Çolpan İlhan’ın oğlu olmak elbette çok kıymetli. Böylesi iki dev ismin oğlu olmak, sanat hayatınızda size avantaj sağladı mı? Yoksa daha fazla sorumluluk yüklenmek demek miydi bu?

- İnsanın hayata karşı ödevi yaşamak... Böyle topluma mâl olmuş bir ailenin içinde sağlam kalmayı başarmak ve kendini kanıtlamak ise iki defa yaşamak.

Ben hemen her dönemde sanki ateşten bir buluttum, mısra mısra her bahçeden kovuldum.

Ama bu aileye ait olmanın zorluğunu, gene bu aileden kolaya çevirmeyi öğrendim. Felsefem şuydu; tıpkı Mevlana’nın söylediği gibi “Direnmek yaşamaktır” ve savaşmayı, direnmeyi, mücadele etmeyi bana ailem öğretti.

Ya sizin payınız, mücadeleniz...

- Kendime de haksızlık etmeyeyim. Şans insana bütün nimetleri verse bile gene de onu tadacak burun gerekir.

Kötücül, kıskanç, sadece dünyaya gelme şansından dolayı kem gözle bakan zihniyete karşı, (ki zaman zaman da olsa hâlâ bunlarla karşılaşmaktayım) zorlu süreçlerim oldu.

Şu an sanki Alışık soyadının dezavantajından söz eder gibisiniz...

- Şöyle bir örnek vereyim, çocukken bile okulda iyi not aldığımda “E tabii Sadri Alışık’la Çolpan İlhan’ın oğlu, onun için iyi not veriyorlar” deniyordu.

Bu zorluğu ve önyargıyı nasıl aştınız?

- Sanat insanı onarır, tedavi eder, iyileştirir. Sanata sarıldığınız zaman bütün bu zorlukları daha kolay atlatabilirsiniz. Ben de öyle yaptım.

Bütün korkularım sessizliğe gömüldü

BİR GÜN MORGAN FREEMAN’IN ROLÜNÜ ÜSTLENECEĞİM AKLIMDAN GEÇMEZDİ

 IMDB’de puanlama olarak 1 numarada bulunan “Esaretin Bedeli” filmini tiyatroya taşıma fikri nasıl doğdu? Bu kimin fikriydi?

- “Esaretin Bedeli” defalarca izlediğim ve hayran kaldığım bir film. Filmi izlerken, bir gün oyunculuğunu çok beğendiğim Morgan Freeman’ın canlandırdığı o karakteri oynayacağım aklımdan bile geçmezdi. Bu eserin Türkiye’de ilk defa sahnelenecek olması dışında, bir de Morgan Freeman’ın rolünü üstlenmek ayrı bir heyecan ve coşku getiriyor insana...

Oyun, “Umut iyi bir şeydir ve iyi şeyler asla ölmez” mottosunu savunan Andy karakteri ile “Eğer hapishaneye düşmüşsen, umut tehlikeli bir şeydir ve tehlikeli şeylerden uzak durulmalıdır” diyen Red’in çatışması olarak görülebilir. Sonunda umudun mayalandığı, umutsuzluğun katranlaştığı bir hikaye bizleri bekliyor. Biz de oyunla ilgili umut doluyuz...

İLK ŞİİRİMİ İLKOKUL 2’DE ANNEME YAZDIM

Sizi tiyatro sahnesi, sinema ve dizi setlerinin dışında yazdığınız, okuduğunuz şiirlerle anıyoruz. Kendinize has bir şiir okuma tarzınız da var. Şiir yazarken ya da okurken neler hissediyorsunuz?

- Yatılı okulda şiir yazmaya başladım. Anneme hasret dolu mektuplar yazarak başladı yazma alışkanlığım. İlk şiirimi de ilkokul 2. sınıfta yine anneme yazdım.

Sonra 8 yaşlarında dayımın teşvikiyle Attila İlhan şiirleri okumaya başladım.

Şiirin, romanın ya da hikayenin okunmadan yazılamayacağını net bir şekilde söyleyebilirim.

O yüzden halen şiir yazmaya ve okumaya devam ediyorum. Ben yazdıklarıma şiir diyorum ama okuyanlar ne der bilmiyorum.

SADRİ’NİN KANATLARINI AÇMA VAKTİ GELDİ

 Oğlunuz Sadri de ailesinin izinden yürüdü, tiyatro sahnesinin ardından televizyona “Merhaba” dedi. Ona oyunculuk anlamında tavsiyeler veriyor musunuz?

- Sadri’nin oyunculuk yapmaya başlamasından son derece memnunum. Doğduğundan beri sinema, televizyon ve tiyatronun içinde büyüdü. Artık uçma fikri aklına girdiğine göre, kanatlarını açma vakti de geldi. Onun kanatları yok, kanatları yüreğinde. İnşallah Sadri Alışık Jr’ı ileride başka projelerde hep beraber göreceğiz.

TiYATRO HER YÜREĞiN TAŞIYAMAYACAĞI BiR SORUMLULUK

Türkiye’de özel tiyatroların ayakta kalabilmesi için büyük fedakarlıklar yapılıyor. Siz de bunun en güçlü örneklerindensiniz. Sadri Alışık Kültür Merkezi olarak nice oyuncular yetiştirip nice oyunlar sahnelediniz. Tiyatro sevdanızdan da biraz bahseder misiniz?

- Çolpan İlhan&Sadri Alışık Tiyatrosu olarak, sinematografik tiyatro anlayışında, yüksek prodüksiyonlu eserler sahneye koyuyoruz. “Guguk Kuşu”, “Frankenstein” ve şimdi de “Esaretin Bedeli”... Sorumluluğumuz her zaman büyük. Tiyatroya karşı her yüreğin taşıyamayacağı kadar ağır sorumluluğumuz, sevgimiz, her omuzun kaldıramayacağı kadar da büyük umutlarımız var. Nazım diyor ya “İnsan denizin olmadığı yerde martı olmalı umut adına”... Biz başarmanın bilmekten, sevmekten, çalışmaktan ve cesaret etmekten geçtiğine inananlardanız. Ve önemli özelliklerimizden bir tanesi de işimizi canımızla yapmamız. Tiyatro bizim nefesimiz, tiyatro sanatına hizmet etmeyi ana baba mirası görmenin dışında bir vazife sayıyoruz.

Onun için de “zor olan şeyler kıymetlidir” mantığıyla, dünya prömiyerini yapmış ama Türkiye’de ilk defa oynanacak kült eserleri sahneleme cesaretini gösteriyoruz. Ve inanın Mevlana’nın dediği gibi “Kalbinizle yaptığınız her şey size geri döner”...

X