"Tülay Demir" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tülay Demir" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tülay Demir

Bakan eşi olmak bana farklı bir misyon yükledi

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un eşi Pervin Ersoy, kurucularından olduğu Bizim Çocuklarımız Derneği’nin faaliyetlerine son dönemde hız verdi. “Bakan eşi olmak bana farklı bir misyon daha yükledi” diyen Ersoy, hem Türkiye’nin tanıtımına hizmet etmek hem de açacakları yeni anaokullarına destek sağlamak adına düzenlediği turlarla kendinden söz ettiriyor.

 ◊ Sizinle, düzenlediğiniz Bursa gezisinde bir araya geldik. Gerçekten çok da keyifli bir kültür-sanat turu oldu. Gerçi asıl amaç, bir geziden çok daha fazlasıydı.

- Evet, biz bu geziyi Bizim Çocuklarımız Derneği olarak düzenledik. Amaç da derneğe destek sağlamaktı.

O konuyu biraz açalım mı? Hangi faaliyetleriniz için desteğe ihtiyaç duyuyorsunuz?

- Biz dernek olarak, maddi imkansızlık içindeki ailelerin çocuklarına destek olabilmek adına anaokulları açıyoruz. Bu sene üçüncüsünü açmayı planlıyoruz. Ama sözünü ettiğim üçüncü anaokulunun tamamlanması için eksiğimiz vardı. Böyle bir gezi düzenleyerek de anaokulu için eksik kalan kaynağı tamamlayacağımızı düşündük. Bu gezi sayesinde en yakın zamanda Eyüp’teki anaokulumuzun temelleri atılacak.

Neden gezi için Bursa’yı tercih ettiniz?

- Özellikle Bursa’yı seçtik çünkü gerçekten çok kıymetli bir ilimiz olduğunu düşünüyorum. Barındırdığı kültür değerleri ile her zaman gözbebeğimiz olan kadim bir kentimiz. Cumalıkızık Köyü’nü görmeyi de çok istiyorduk. UNESCO tarafından korunan, tarihi dokusu ve yapılarıyla ünlü, herkesin görmek isteyebileceği bir şehrimiz olduğu için, ilk aklımıza gelen Bursa oldu.

Açık söyleyeyim, hayatım boyunca bu kadar pozitif, bu kadar yardımsever insanı bir arada az gördüm. Böyle bir grup oluşturmayı nasıl başardınız?

- Çok haklısınız, biz de inanılmaz mutlu ayrıldık Bursa gezisinden. Herkesin birbiriyle uyumu harikaydı. Demek ki çok güzel insanlar seçmişiz. Turlarda bu kadar pozitif enerjili, birbirine bu kadar anlayış gösteren, birlikte hareket edebilen insanı bir araya getirmek zordur. Dolayısıyla bu gezimizden biz de çok memnun kaldık. Sonuçta herkes bir arada olmaktan mutluydu, herkes anlaştı. Hatta çok güzel dostluklar kuruldu.

Bakan eşi olmak bana farklı bir misyon yükledi

Siz tüm katılımcıları önceden tanıyor muydunuz?

- Hayır, ilk defa bu gezide tanıştığımız insanlar vardı grupta. Ama bizimle hemen kaynaştılar, ortama adapte oldular. Siz de şahit oldunuz, çok keyifli, verimli zamanlar yaşandı. Ayrıca herkesin katılım sağladığı çok da güzel etkinliklerimiz oldu. Hepimiz mutlu ayrıldık.

İşin sırrı, insanları bir araya getiren sebep bence...

- Onu bilemem ama ben enerjiye inanıyorum. İyi enerjili insanların bir arada olması, mutlu bir ekip oluşmasını sağlıyor. Gerçi yalan yok, her zaman bunu sağlayamıyoruz, bu açıdan da sürpriz bir geziydi diyebilirim.

Siyasetçilerin eşleri arasında sizin kadar aktif isim az herhalde... Sizi bu kadar motive eden, enerji veren nedir?

- Benim aktifliğim, eşimin siyasete girmesiyle başlamadı. Kendimi bildim bileli, ilkokul, ortaokul yıllarımdan beri aktif bir insandım. Annem “Biraz da otur istersen” derdi.

Ve siz dinlemezdiniz...

- (Gülüyor)... Ben “Otur istersen” lafını hiç sevmem. Oturmayı da sevmem. O nedenle hayatım boyunca elimden geldiğince güzel işlere imza atmaya, projeler üretmeye, bir hedef belirleyip arkadaşlarımla birlikte o hedef doğrultusunda ilerlemeye çalıştım. O yüzden eşimin (Mehmet Ersoy) siyasete atılmasıyla veya bakan olmasıyla çok daha aktif olduğum söylenemez.

Peki bu gelişme, hayatınızı hiç mi etkilemedi?

- Şöyle bir fark oldu diyebiliriz, Türkiye’nin tanıtımı ve iç turizmin canlanması adına daha aktif çalışmaya başladım. Çünkü istiyorum ki batıdaki insan doğuyu görsün, doğudaki insan batıyı merak etsin. İç turizmin canlanmasına katkımız olsun. Yurtdışına ayırdığımız zamanı yarı yarıya bölsek yeter aslında. “Yurtdışına gidelim ama Türkiyemizi de bir gezip görelim” desek çok daha doğru olacak. Ben eşimin bakan olmasıyla birlikte bunun daha çok bilincine vardım. İç turizmin ne kadar önemli olduğunu, gezilip görülecek yerlerin ne kadar çok olduğunu daha iyi anladım.

Bakan eşi olmak ekstra bir sorumluluk getirdi mi?

- Evet, doğrusunu söylemek gerekirse ekstra sorumluluklar ekledi.

Hangi açıdan?

- İnsanlar eskiden beni sadece Pervin Ersoy olarak tanırdı, şimdi Kültür ve Turizm Bakanı’nın eşi olarak tanıyorlar. Bu da farklı bir misyon yüklüyor. Böyle bir ekstra sorumluluğum oldu, olmasa olmazdı zaten. Üstümüze giydiğimiz gömleği layıkıyla taşımamız lazım. İnsanlara  yardımcı olmayı, sorunlarının çözümüne katkıda bulunmayı seviyorum. Onların beklentilerini, taleplerini doğru noktalara iletmek benim de görevim. Sonuçta bir aracısın, köprüsün, yardımcı olmak güzel şey.

Size nasıl ulaşıyorlar?

- Ofisimde toplantılarım oluyor, elimden geldiğince herkesi dinliyor, mantıklı, değerlendirilebilecek tüm projeleri ve istekleri yerlerine ulaştırıyorum. Bu konuda hiç tereddüt etmesinler.
Bakan eşi olmak bana farklı bir misyon yükledi
ZAMANI DOĞRU KULLANIYORUM
 Pervin Ersoy nasıl eş ve annedir?

- İyi bir eş olduğumu da düşünüyorum açıkçası. Örneğin çocuklarımız ile ilgili tüm sorumlulukları üstleniyor, Mehmet Bey’e bu konuda bir rahatlık sağlıyorum. Evet, Bakanlığı öncesinde de çok yoğundu, özel hayatına az zaman ayırabiliyordu, ama şimdi bir de Ankara’ya yerleşti. İki erkek evladımız var ve doğal olarak onlarla daha çok ben ilgileniyorum. Elimden geldiğince hem onlara zaman ayırıyor, hem sosyal yardım faaliyetlerime devam ediyor hem de şirketimizin işleriyle ilgileniyorum. Bu sebeplerle iyi bir eş ve iyi bir anne olduğumu düşünüyorum.

Nasıl yetişiyorsunuz hepsine?

- Zamanı doğru kullanıyorum.

Çocuklar bu tempodan şikayetçi mi?

- Bilmiyorum, çocuklara sormak lazım (gülüyor). Son dönemde çok sık seyahatim oldu. Ama şimdi sömestr tatili var. Tatili onlarla geçireceğim, her gün birlikte olacağız. Gerçi her durumda zamanı çok iyi programlıyorum. Mesela okul çıkış saatinde evde olmaya çalışıyorum, iki geceden fazla konaklamalı seyahatlere gitmiyorum. Onlar olmadan uzun seyahatler yapmıyorum. Her zaman onları düşünüyorum. O yüzden şikayet edecekleri bir durum oluşmuyor. İyi bir eş ve iyi bir anneyim yani (gülüyor).

SOKAKLARDA OYNAYAN ÇOCUKLARDIK BiZ

Nasıl bir çocukluk yaşadınız? “Ah o günler” diyor musunuz?

- Ankara’da geçirdim çocukluk yıllarımı. O dönemde çocukluk çok daha farklıydı tabii. 70’ler kuşağındanım ben. Sokaklarda oynayan çocuklardık. Bu tanım klişe oldu belki ama, bilgisayar çocuğu değildik.

En çok hangi oyunları severdiniz?

- Bizim dönemimizde seksek de oynanırdı, yakartop da, yağ satarım bal satarım da. Bütün oyunlara çok hakim ve çok da keyif alan bir çocuktum. Akşamüstleri okuldan geldiğimde, annemden en büyük ödülüm “Hadi çık, bir saat dışarıda oyna” demesiydi.

Siz de çocuklarınızı böyle ödüllendiriyor musunuz?

- Aramızda küçük süprizler oluyor evet. Ancak bugünün çocuklarının oyun anlayışları bizim kuşaktan farklı. Keşke benim çocukluğumdaki gibi devam etseydi her şey. Ne kadar keyifli, ne kadar güzeldi. Bir seksek oynayıp kazanmanın heyecanını yaşasaydı bugünün çocukları da. Ama maalesef...

Belki ileride bizim çocuklarımız da kendi dönemleri için benzer şeyleri söyleyecek, bilemeyiz. Yaşayıp göreceğiz.

18 LİRANIN MISIR VE KOLAYA GİTTİĞİNİ BİLMİYORDUM

◊ Yapımcılar ile sinema işletmecileri arasında baş gösteren “mısır-bilet” krizi hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Yaşanan tartışmalardan dolayı
üzgünüm. İnanın ben bile bilmiyordum 28 lira ödediğimizde aslında bunun sadece 10 lirasının sinemaya verildiğini, 18 liranın mısır ve kolaya gittiğini... Daha yeni öğrendim. Bu tartışmalar alevlendiğinde toplum olarak meselenin bilincine vardık. İyi ki bu konu gündeme gelmiş de bir şeylerin farkına varmışız. Sonuçta yanlış hesap Bağdat’tan
döner.

ANKARA’DAN AĞLAYARAK AYRILDIM

- Ankara benim için çocukluğum, ailem, özlem demek... Ağlayarak ayrıldığım, çok büyük hüzünle terk ettiğim şehir. O kadar büyük bir aşkla sevdim Ankara’yı. Daha sonra İstanbul’a geldim, tabii ki buraya da alıştım. Ama Ankara ben için her zaman ilk gözağrısı olarak kalacak. Türk olmanın gururunu da son nefesime kadar yaşayacağım, evlatlarıma aynı şekilde bunu yaşatacağım. Bir de şunu söylemek isterim, Recep Tayyip Erdoğan denince ben “Türkiye” derim. Çok çalışkan bir dünya lideri. Ayrıca seveninin ne kadar çok olduğunu eşimin siyasete girmesiyle daha da yakından gördüm.

YAZ TATİLLERİM ANAOKULUNDA ANNEME YARDIM EDEREK GEÇTİ

 ◊ Bizim Çocuklarımız Derneği nasıl doğdu? Kimin fikriydi bu?

- Bizim Çocuklarımız Derneği kurulalı dolu dolu 2 yıl oldu, üçüncü yılımıza girdik. İki yıl önce sevgili Sinem Nefesoğlu ile birlikte çıktık bu yola.

Neydi sizi çocuklarla ilgili bir çalışma yapmaya yönelten?

- Annem anaokulu öğretmeniydi. 20 küsur yıl anaokulu öğretmenliği yaptı. O yurtdışındaydı ve ne zaman yaz tatilinde yanına gitsem, üç ay boyunca beni anaokuluna götürürdü. Orada çocuklarla ilgileniyordum. Tabaklarını toplardım, masalarını silerdim, ellerinden tutup parka götürürdüm. 13-15 yaşlarından 20 küsurlu yaşlara kadar böyle geçti yaz aylarım. O yüzden çok ilgiliydim çocuklarla. Ve bir gün yolumuz Sinem Nefesoğlu ile kesişti...

Nasıl oldu o?

- Sinem, başka bir derneğin yönetimindeydi. Ben de Çaba Derneği’nde 8 sene çalışmıştım. İkinci çocuğum dünyaya geldikten sonra bir süre derneklerle çalışmayı bıraktım. Bir gün Sinem “Pervincim küçük çocuklarla ilgili bir şey yapmayı çok istiyorum, ne dersin, birlikte bir adım atalım mı? Hadi gel bir dernek kuralım” dedi. “Çok güzel olur” dedim ve o fikirle yola çıktık.

İsim annesi kim bu derneğin?

- Sinem ile bir gün oturmuş sohbet ediyoruz, sohbet esnasında “Bu derneğin adı ne olacak?” dedim. Sonra aklıma geldi, “Düşünsene, benim çocuklarım olsa derneğin adı, ne güzel olur” dedim. Sinem “Aaa çok güzel ama bence Bizim Çocuklarımız olsun” diye karşılık verdi. Onu daha çok beğendik. Dedim ki “Senin önerdiğin isim daha güzel oturdu, hadi başkan da sen ol, ben de başkan yardımcısı görevini üstleneyim”... Yeri gelmişken bize bu yolda eşlik eden çok sevdiğim dostlarıma buradan bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Hülya Kalyoncu’ya teşekkür etmek istiyorum, hâlâ bizimle beraber. Altın Mimir’e teşekkür etmek istiyorum, işlerinin yoğunluğundan dolayı ayrıldı ama hiç belli olmaz tekrar derneğimize geri gelebilir, çok sevdiğim bir arkadaşımdır. Yine o dönem yanımızda olan Esra Erdem’e teşekkür etmek istiyorum. Hepsi bizim için çok değerli. Şimdi de yönetim kurulunda çok keyifli arkadaşlarla birlikteyim.

Kaç kişilik bir yönetim kurulunuz var?

- Esas yönetim kurulu olarak 7 kişiyiz. Onlarla yol alıyoruz. Onun dışında da 40’ın üzerinde üyemiz var. Güzel bir ekibiz. Hemen üye sayımızı artıralım demiyoruz, tanıdığımız insanları üye olarak alalım, derneğe faydası olacak insanlar bizimle birlikte yürüsün istiyoruz. Ama bakarsınız sene sonunda 70-80 üyenin üstüne çıkarız, çünkü çok talep var.

İlgiyi artıran ne oldu?

- Yazılı ve görsel basının katkısı tartışılmaz. Onlar sayesinde çok daha büyüyebilir, yaptığımız okulların sayısını artırabiliriz.

Bakan eşi olmak bana farklı bir misyon yükledi

ASLI HÜNEL VE ASUMAN DABAK’IN YERİ AYRI

Derneğinize sanatçılardan destek geliyor mu?

- Açıkçası dernek çatısı altında yürüttüğümüz faaliyetlere sanat dünyasından ve sanatçılardan yeterince destek alamıyoruz. İnsanlarımızı biraz daha gönüllü olmaya, bu tarz konularda duyarlı olmaya davet ediyorum. Taş atıp da kolları yorulmayacak! Madem bir yeteneğiniz var, sanatçı olarak belli bir yerlere gelmiş ve toplum tarafından kabul görmüşsünüz, gelin siz de taşın altına elinizi koyun. Sanatçılarımızı sizin vesilenizle sivil toplum kuruluşları ile işbirliğine davet etmiş olalım.

Sanat dünyasından en çok kim ya da kimler sosyal sorumluluk projelerinizde size destek oluyor?

- Bize en çok yardım eden Aslı Hünel’dir. Tek bir lafımızla gelir, destek olur. Keza Asuman Dabak da bizi hiç yalnız bırakmaz, hep bizimledir.

X