Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ne Karaköylü ne Karaköysüz!  

Mumhane Caddesinden yürüyorum.

Yıllar önce kapanan İstiridye Balık’ın yerine bakıp iç geçiriyorum. Ne müthiş balık şişler yemiştim orada… Karşısındaki son yıllarda açılan kocaman lokantanın da kepenkleri kapanmış, hesap çarşıya uymamış anlaşılan.  Sokaktan ilerledikçe sağda ve solda başka işyerlerinin daha kepenk açmadığını görüyorum, ya da hepten mi kapattılar acaba…

 

Öğle vakti, etrafta yürüyen yok desem yeridir.

 

Bu sakinliğe rağmen yeni açılacak yerlerin inşaatları da sürüyor, etraftaki işçiler sokakta tek dolaşanlar.

 

Galataport şehir efsanesi oldu diyor birkaç iş sahibi, ne zaman bitecek, bize ne getirecek bilinmez. Onun inşaatı bitene kadar dükkanlar, restoranlar dayanabilecek mi peki…

 

En son ne zaman indiniz Karaköy’e? Mumhane’de ne zaman yürüdünüz, ya o yan sokaklarda? Kaderine terkedilmiş bir mahalle havasında sanki.

 

Yapılan yatırımlar, inanılmaz kiralar, gelmeyen müşteri… İstanbul yavaş yavaş sönüyor mu acaba diye düşündürüyor insanı. O köşe kapalı, bu köşe kapalı.

 

Fransız Geçidinde eskiler de var, yeni el değiştiren yerler de. Galata Simitçisinin önünden geçerken Mehmet Usta’ya merhaba diyorum, fırının önünde simitleri diziyor küreğe. Geçen sene de soğuktu ama hep müşteri vardı diyor, bu sene gezen bile yok. Bu kafeler açtı ama bence pişman da oldular diye de ekliyor. Kandil simidim elimde yoluma koyuluyorum. İstikamet Naif.

 

Gene son zamanlarda açılan bir iki eşya, hediyelik, obje dükkanının önünden geçerken sattıkları ürünleri birbirine benzetiyorum, ilgimi çekmiyor. Sokağın çaycısı gene dolu, orası da boş olmasın zaten.

 

Karaköy birden yıldızı parlayıp, burun kanatırcasına hızlı düşen bir mahalle oldu. Arka arkaya açılan neredeyse bir örnek kafeler belli bir zaman müşteri çekti, Karaköy hip ve yükselen trenddi, e ne oldu şimdi? Hatta ne hayallerle açılıp sonuçta nargileci bile olan var. Geldi geçti… Üzerine bir de gemiler İstanbul’a uğramamaya başlayınca!

 

Başka meslekler ile uğraşan insanların rüyası olan “cici kafe açmak” için açılan kafelerin bu dönemi atlatabileceğini ben de düşünmüyorum. Gönül isterdi ki herkes bildiği işi yapsın ama bu çağda o da zor.

 

Karaköy Güllüoğlu, Karaköy Lokantası, Naif, Galata Simitçisi ve tabii ki Nato Lokantası benim aklıma ilk gelenler, benim için hep olacaklar Karaköy denince. Keşke Lokanta Maya’yı da sayabilseydim…Tam da bunu düşünürken yanımdan Karaköy Güllüoğlu’nun baklava arabasını taşıyan emektar usta geçiyor, arkasında nefis sade yağ ve fıstık kokusu havada asılı kalıyor.

 

Naif, 2013’de açılmıştı ama sanki hep o sokağın başında duruyordu da biz de devamlı müşterisiydik. Oysa ne kadar uzun zaman olmuş uğramayalı. Lacivert duvarları, onu süsleyen tabaklar hemen içimi ısıtıyor, Seray geliyor mutfaktan kocaman gülümsemesiyle, personeli hep samimi ve ölçülü. İyi hissediyorum anında. 

 

Tam masama geçip oturduğum an, öğle yemeği müşterisi gelmeye başlıyor. Seray mutfağa dönüyor koşarak. Naif’in menüsüne ek bir de günlük öğle yemeği menüsü eklemiş. Etrafta çalışan kesimin özellikle öğlenleri uğrak noktası olmuş Naif. Eskiden turistlerin de uğrak yeriydi, geri gelirlerse bulurlar Naif’i.

 

Öğle yemeği müşterisi ile akşam yemeği müşterisi farklı, öğlenciler Naif’i şık bir esnaf lokantası olarak kullanıyorlar, tertemiz beyaz örtülü, jazz çalan bir esnaf lokantası! Akşam ise uzun keyifli yemek yiyorlar gelenler. Hafta içi ve hafta sonu müşterisinin bile tercihleri  ayrı. Öyle mi böyle mi derken menü büyümüş iyice, sabahtan akşama tüm gün açık olunca ve müşteri bu kadar farklı olunca. Bugünlerde Seray Öztürk menüyü daha bir meze ağırlıklı yapmaya ve yenilemeye çalışıyor.

 

Karaköy’ün bu önlenemez düşüşünden o da etkilendi tabii, ama diyor ki Seray; ‘Sen durduğun yerde, olduğun gibi devam edersen, müşterin sana gelmeye devam ediyor.’

 

Zaten dışarı çıkmanın bu kadar azaldığı bir dönemde, müşteri de dışarı çıktığında iyi bir şey bulmak, ya da bıraktığı yerden devam etmek istiyor. Zaten restorancılık zor, bu devirde müşterinin nabzını tutmak daha da zor.

 

“Bir mahallenin yaşayabilmesi için orada bar ve kafeden başka şeyler de olmalı. Mesela bir minik sinema, bir minik kitap okuyabileceğin veya kitap satan bir yer, hatta bir spor salonu. Bir yerde kahvaltı sonra kahve, üç saatte mahalleyi terkediyorlardı, vakit geçirecek birşey yokki” Galerilerin çoğu kapanmış mesela.

 

“Karaköy’de dükkan açmamın nedeni bu eski semt ve bu semtte Türkiye’nin o güzel yemeklerini beyaz örtüde, temiz ve keyifli bir ortamda, iyi bir servisle müşteriye ulaştırmak idi. İlla esnaf lokantası veya lüks restoranda değil, burada, bu lokantada, her gün yesin müşteri o yemeği istedim.”

 

Yapmayı bildiği işi, yaptığı çizgiden devam ettirmeye, ödün vermeden ilk günkü şekilde hizmet vermeye çalışıyor Naif ve Seray “Dükkan asla kapanmaz.” diyor.

 

O harika pişirilmiş köfteleri mideye indirip, giderken de en kısa zamanda tekrar uğramaya söz veriyorum. 

 

Bir veda daha…

Ferah Feza da maalesef veda ediyor. Handan Özbek, 4 Şubat Cumartesi son servisini verip günlük restoran ve bar operasyonunu şimdilik durdurma kararı aldı. Ferah Feza, etkinlikler ve özel günler için hizmet vermeye devam edecek. O sakin, huzurlu ortamını, barını ve o tatlı rüzgarını özleyeceğim. Ne zor bu kadar emeğe hoşçakal demek… Kim bilir belki sonbahara gene buluşur, güneşi batırırız, en kısa zamanda tekrar görüşmek dileğiyle…

 

İLLA Kİ!

Tatlı yiyelim tatlı konuşalım.

 

Beyaz tatlıyı bilir misiniz veyahut çevirme tatlısı desem?  Eskiden misafirlerinize ikram edilen bir İstanbul tatlısıydı çevirme tatlısı. Özellikle İstanbul Rumların severek tükettiği bu tatlı, gümüş kaşıklarla özle kristal bardaklarda sunulurdu. Bir tatlı kaşığı çevirme tatlısı kaşık üzerinde bırakılarak, buzlu su dolu bardağa koyulup ikram edilir. Hem tatlıyı yer hem de sonra o suyu içersiniz.

 

Üç Yıldız Şekerleme artık unutulmaya yüz tutmuş bu tatlıyı bulabileceğiniz en güzel yer. Üç Yıldız’ın harikulade lokumları, hele de pullu sakızlı lokumu, helvaları, reçelleri, akide şekerleri, badem ezmesi bir yana, gitmişken bir de bergamotlu çevirme tatlısı alın kendinize. Kahvenin yanında da pek güzel gidiyor. İstanbul’un son beyefendilerinden Feridun Bey ile de ayakta da olsa sohbet etme imkanı bulursunuz hem…

 

Üç Yıldız: Duduodaları sk, No:7, Balık Pazarı, Beyoğlu
http://www.ucyildizsekerleme.com/ 

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI