"Tuba Şatana" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tuba Şatana" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tuba Şatana

Bir haller, bir tavırlar…

Tahtakale sokaklarında kaybolmayı pek severim.

Bir sağ dükkana, bir sol dükkana göz süzer, ihtiyacım olmayan şeyleri almak için türlü bahaneler düşünürüm.

 

Tahta kaşıklar  -evde elli çeşit vardır herhalde-, kesme tahtaları -ihtiyacım yok ki, var en güzelleri-, fırın kürekleri -neyse ki evde taş fırın filan yok- bambu hiç sevmem, o kaşık şimşir değil, bunlar Türkiye’de üretilmiyor, Tay işinin evde işi yok, diye diye ihtiyacım olmayan şeyleri almamayı öğrettim kendime.

 

Gezerken esnafa soru sormayı severim, öğrenmeyi de severim, fiyatı ne, ağacı ne, makina mı, el işi mi, bu üzerindeki tutkal mı gibi, haliyle de cevap beklerim.

 

Geçen sabah gene bir iş için o taraftaydım, gene sorular, ama tatlı tatlı, günaydın dedikten sonra filan, makinalı hesabı değil, yok, duvara konuşuyorum sanki! Yok arkadaş, yok, adam kaldırıp kafasını yüzüme bakmıyor.

 

Ne bileyim saçımı başımı beğenmedi herhalde, halbuki iyi de görünüyorum ama, yoksa bir insan ürününü satmak istemezse niye dükkan açar ki?

 

Dayanamadım, siz de hiç cevap vermiyorsunuz dedim, baktı bana kafasını kaldırıp, birşeyler geveledi ağzında, neyse, uzatmadım ben iyi günler deyip uzaklaştım. Para kazanmak kolay değil, haliyle paramı harcayacağım yere de ben karar veririm.

 

Nişantaşı’na dönelim, bir ayakkabı ve bir kıyafet mağazası, ikisinde de gene aynı suratsızlık, ne merhaba, ne hoşgeldiniz ne selamlama ne başka bir şey, kendi aralarında sohbet muhabbet, bir de çay koyalım bari, mis! Eh, onlara da hoşçakal. Sonra Özdilek’te bir iki mağazada gene aynı şey…

 

Maalesef bu tavır Türkiye’nin en büyük yayın evlerinden birinin şubesinde de karşıma çıktı, üzerine küstahlık da eklenince, oradan da artık ayağımı kestim. Kendileri düşünsün diyorum, şikayetimi de iletiyorum, havada kalmasın.

 

Hizmet sektöründe çalışıyorsanız, hizmet için çalışıyorsunuz, o zaman işinizin de ihtiyaçlarını doğru anlamalısınız… İşini yapmalısın kısaca.

 

Her yerdeler oysa ki. ‘Saatimi doldurayım, burada durayım, çalışıyor gibi yapayım’ diyorlar beden dilleri ile.

 

Şirketlere verdiğim eğitimlerde en yoğun üstünde durduğum konudur beden dili. Siz söylemeseniz bile, beden anlatıyor derdini.  Duruşunuz, eliniz, kolunuz, ifadeniz, gözleriniz… Ağzınızdan bir çift laf çıkmasa da anlıyorum ne düşündüğünüzü. Bazen çok geliyor, bu bir lanet gibi üzerime oturuyor, yalan değil. Keşke anlamasam, daha mı mutlu olurdum diye de düşündüğüm oluyor…

 

Ama bir fark yaratacak ise bunu anlamak ve anlatmak, nedense beni daha mutlu ediyor.  ‘Boşver adamcılık’ zaten hiç bana göre olmadı. Ama, anlayacak olana, herkese değil.

 

Tabakların kafanıza atılır gibi servis yapıldığı, garsonun ter koktuğu, soru sorunca size aptal muamelesi yapılan, menüyü bile bilmeyen umursamayan, işyerine saygı duymayan personelin çalıştığı yerlere hala gidiyorsanız, eh, hakediyorsunuz ne diyeyim.

 

Tüketici olarak tercih hakkınızı kullanmayı bilmelisiniz. Zamanınızı ve tabiri caiz ise paranızı doğru yerlere harcamayı bilmelisiniz.

 

Bir kişi ile ne olacak demeyin. Memnuniyetsizliğinizi  dile dökün.

 

Eğer o ürünü satmak için üretiyorsan, benim için üretiyorsan, karşıma ona göre bir çalışan çıkart. Ürün ile markanı birleştiren tüketiciye ulaştıracak olan çalışanı, personeli iyi seçmek zorundasın. Yoksa boşa kürek çekersin.

 

Ucuz personel, baş ağrıtır. Markanın değerini alaşağı, itibarınızı iki paralık eder. Ucuz etin yahnisi yenmez diye boşuna dememiş büyüklerimiz.

 

Ben bir tüketici olarak iyi hizmet aldığım yerleri seçiyor ve kötü hizmet aldığım yerlere de bir daha gitmiyorum. Tüketiciyseniz, fikrinizin, tercihinizin değerini bilin.

 

İyi hizmetin de karşılığını verin. Kötünün de. Sapla samanı ayırmak gerek.

 

 

İLLA Kİ!

 

İyi yemek konuşalım o zaman.

 

Beni devamlı Kanyon’da görüyorsanız iki nedeni var, biri Tazele. Ya da yeni adıyla Taze Lokanta!

 

Güzel değil mi, Yeni Lokanta’dan sonra Civan’ın ikinci lokantası Taze Lokanta.

 

O güzel mantısını ulaşılabilir bir fiyata ve hızlı bir servis ile müşterilerine sunabilsin diye açtığı Tazele büyüdü yıllar içinde, dekorasyon, servis, menü değişti, gelişti ve bir lokanta halini aldı. Taze Lokanta oldu.

 

Taze Lokanta’da herkesi memnun edecek bir menü var, iyi malzeme var, yerel üretici var, mevsimsellik var, lezzet var, kalite var. Civan’ın yaratıcılığı ve mütevaziliği de. Servis desen zaten Uğur’un parmağı var, sizi yormayan, sakin, akıcı, var ama yok, olması gerektiği gibi.

 

Günlük tahtada yazan, en sevdiğimiz yemekleri menüye eklemiş Civan, her gün zaten günün yemeği de olacak tahtada. Gündüz vakti başlangıç, salata, ana yemeklerden oluşan dolu ve herşeyi yemek isteyeceğiniz bir menü sizi karşılamaya devam ediyor, saat 6 itibariyle akşam servisinde menü kalemlerinin bazıları değişiyor ve ilaveler geliyor.

 

Onun için siz kalabalık gidin ki her şeyi paylaşın, kadehlerinizi de doldurun. Çoluk çocuk da gelinir, yemek yiyip de kalkılır, uzun da oturulur.

 

Siz bu yazıyı okurken o da yeni tabelasını asıyordur.

 

Bize ne yediğimizi bildiğimiz, basit, ustaca hazırlanmış yemekler lazım, lokantalar lazım, zaten Civan Er de yıllardır bunu yapmıyor mu…

 

İyi ki var, ekip olarak iyi ki varlar!

 

Taze Lokanta: Kanyon AVM, Levent

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI