"Tolga Tanış" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tolga Tanış" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tolga Tanış

Salih Müslim’le Brüksel randevusu

HERKES neyin ne olduğunu aşağı yukarı biliyor aslında.

Abdullah Öcalan’ın İmralı Adası’ndaki görüşme notlarından oluşan, Mezopotamya Yayınevi’nin çıkardığı “Demokratik Kurtuluş Ve Özgür Yaşamı İnşa” kitabına baktığınızda da görüyorsunuz.

 

PYD Lideri Salih Müslim’in ismi 20 kez geçiyor kitapta.

 

Ve şöyle ayrıntılar yer alıyor:

 

21 Temmuz 2013’te Selahattin Demirtaş’ın da bulunduğu heyetle olan görüşmesinde Müslim’e talimat iletiyor Öcalan: “Salih Müslim de öyle ikide bir sadece Kürtler adına açıklama yapmasın, birlik adına konuşsun.” (sayfa 111).

 

17 Ağustos 2013’teki görüşmede, yine Öcalan konuşuyor: “Salih Müslim’e selam söyleyin, o da toyluk yapmasın. Bayrağı indirdik, özerklik niyetimiz yok falan demesine ne gerek var.(...) Özerkliği niye istemesin? İsteyecek tabii” (sayfa 131).Sonra Demirtaş’ın da bulunduğu heyete dönüyor: “Pratik deneyimlerinizi biraz Salih Müslim’le paylaşın.”

 

4 Şubat 2015’teki bir görüşmede bu sefer heyet Öcalan’a söylüyor: “Salih Müslim’in de size selamları var. Bir telefon görüşmesi yaptık. Kobani’de artık yeni bir durumun olduğunu ve sizin perspektifinize bir ihtiyaç olduğunu söyledi” (sayfa 398).

 

*

 

AYNEN de öyle oluyor.

 

Zira üç ay önce çıkan kitabı okuduğunuzda, bugün Suriye’de yaşananların Öcalan’ın İmralı’daki heyet görüşmelerinde ortaya koyduğu perspektifle nasıl uyumlu olduğunu siz de anlıyorsunuz.

 

Geçen ekim kurulan “Suriye Demokratik Güçleri”nin nereden çıktığını anlamaya çalışırken, Öcalan’ın bunu iki yıl önce söylediğini kitaptan öğreniyorsunuz.

 

Peki her şey aslında bu kadar berrakken...

 

Öcalan, İmralı’dan sadece PKK’yı değil Suriye’deki Kürtleri de yönlendiriyorken...

 

Türkiye dünyayı neden buna ikna edemiyor?

 

*

 

AVRUPA’ya bir çalıştay için geçtim.

 

Dünyanın çeşitli bölgelerinden sınırlı bir gazeteci grubu, IŞİD’in radyoaktivite yayan patlayıcı (dirty bomb) ya da kimyasal silah üretebilme kapasitesini de tartışmak için Hollanda Rotterdam’da bir araya gelecektik.

 

Rotterdam’a bir saat uzaklıktaki Brüksel’de olduğunu bildiğimden uçağa binmeden Salih Müslim’i aradım.

 

Nezaket gösterip kabul etti.

 

Brüksel’deki ofislerinde iki yardımcısıyla karşıladı beni Müslim.

 

Odada büyük ekran bir televizyon. Kobani’den yayın yapan Ronahi TV’yi seyrediyordu.

 

Söyleşi boyunca hep ihtiyatlıydı. Konuşurken de yüzünde hep şüpheci bir ifade vardı.

 

*

 

KABUL etmiyor tabii.

 

Ne kendisinin bir PKK geçmişi olduğu iddialarını ne başında olduğu Demokratik Birlik Partisi PYD’nin PKK’yla organik bağı olduğu suçlamalarını.

 

Ancak geçmişten gelen ilişkiler öyle zorlayıcı oluyor ki Müslim için...

 

Çoğu zaman çelişkili bir durum içinde kalıyor.

 

Mesela PKK’yla ilişki yok, dese de 2000’lerin başında, terör listelerindeki PKK’nın yerini alması için kurulan, ancak ABD tarafından da sonra terör listesine dahil edilen Kongra-Gel’e katıldıklarını kabul ediyor.

 

Amerikalılar PYD’yle işbirliğini devam ettirmek için PYD’yi, Kongra-Gel’in Suriye kolu olarak tarif eden ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi’nin değerlendirmesinden çıkarmış, geçen hafta da web sitesinden apar topar kaldırmışlardı.

 

Ama Müslim Kongra-Gel toplantılarına PYD olarak temsilci yolladıklarını söylüyor.

 

*

 

İŞİN başka bir çarpıcı boyutu.

 

Söyleşinin ardından benzer çelişkiler Ankara için de ortaya çıkıyor.

 

Örneğin Müslim, bilinenin aksine Türkiye’ye en son Ekim 2014’te Kobani’ye yapılan Amerikan silah yardımından birkaç hafta önce değil, Şubat 2015’te gittiğini söylüyor.

 

Niye mi?

 

Türkiye’nin Suriye’deki Süleyman Şah türbesini tahliyesi sırasında ihtiyaç halinde Ankara’daki kriz masasıyla koordinasyon yürütmek için.

 

Ankara’nın o operasyonda PYD’le koordinasyonu defalarca inkâr ettiğini unutmayın.

 

*

 

SONUÇTA dediğim gibi aslında herkes neyin ne olduğunu biliyor.

 

Ama Müslim’le olan 1 saat 15 dakikalık uzun söyleşimizi okuduğunuzda da görecekseniz.

 

Paradigma değişti.

 

Bunun kanıtı da, her gün YPG’nin koordinasyonuyla Suriye’deki IŞİD hedeflerine düzenlenen hava saldırılarını haber veren CENTCOM (ABD Merkez Ordusu) raporları.

 

Müslim ve ABD Dışişleri Suriye Özel Temsilcisi Michael Ratney’nin görüşme sıklığı.

 

Biz nasıl bir avuç gazeteci, Avrupa’nın en büyüğü Rotterdam Limanı’nı bir tekneyle dolaşıp kentin idarecilerinden nükleer madde kaçakçılığına karşı aldıkları önlemleri dinleyip sonra IŞİD’in yarattığı tehlikeyi tartıştıysak, dünya da öyle yapıyor.

 

Ve Suriye’deki Kürtler de IŞİD’e karşı başarı kazanan ve alternatifi olmayan tek seküler silahlı güç olarak bu yeni dengenin avantajından yararlanıyor.

 

Sorun, Ankara’nın değişen bu paradigmaya uygun politikalar üretip içeride çözüm sürecini yeniden başlatacak adımlar atmak yerine, sahada karşılığı olmayan politikalarda diretmeye devam etmesi.

 

Çünkü böyle giderse bundan bir süre sonra Müslim kendisiyle yine Brüksel’de buluşan başka bir gazeteciye şimdiki gibi tedbirli davranma ihtiyacı da duymayacak, muhtemelen “Var tabii PKK’yla bağımız. Olmaz olur mu” diyecek. Ve ip kopacak.

 Salih Müslim’le Brüksel randevusu

SALİH MÜSLİM İLE SÖYLEŞİ

Türkiye’yle yaşanan gerginlikte son durum nedir?

 

- Atışlar durmamıştı. Oluyor. Kastel Cindo (Kilis’in karşısında sınırdan 3 km içeride) tarafına olmuştu (cumartesi). Şerran (sınırdan 14 km içeride) tarafına olmuştu.

 

Hep Afrin.

 

- Evet Afrin’den bahsediyoruz. Tabii bu Tel Abyad saldırısı (IŞİD’in kenti kontrol altında tutan YPG’ye yönelik hafta sonu düzenlediği saldırısı) çok kötü bir şey. Böyle olmaması gerekir diye düşünüyorum.

 

Sadece Afrin’de mi Türk topçusunun hedef aldığı bölgeler?

 

- Yok daha önce de vardı. Gri Spi (Tel Abyad), Kobani tarafları filan hep oluyordu zaten.

 

Ne zaman?

 

- Tel Abyad günlük bir şey olmuştu. Her akşam saat 7 buçuk 8 arası top atışları başlıyordu.

 

Ne zamandır?

 

- Çoktan beri. Günlük olarak oluyordu. Ne bileyim bir aydan fazla. Sınır ihlalleri, sınır atışları her yerde oluyor.

 

1 Şubat’ta Rusların hava saldırılarını yoğunlaştırması, Afrin Kürtleri’nin Azez Koridoru’nda ilerlemesi. Biraz bunlarla mı ilişkili?

 

- Ondan önce oluyordu. Yani bu Rusların müdahalesinden önce de böyle sınır ihlalleri filan oluyordu. Hem Kobani’de. Kobani’nin batı tarafında, doğu tarafında. Tel Abyad’da.

 

Top atışı mı sadece sınır geçişleri de var mı?

 

- Yok sınır geçişleri bazı yerlerde oluyor ama şey değil. Mesela bu Cizire Kantonu’nda filan oldu. O Derik (doğuda Irak sınırına yakın) tarafında. Öyle sınırla oynama. İşte telleri geçirmek. Yolları açmak. Oluyordu.

 

Neden sizce?

 

- Bilmiyorum. Öbür taraftaki kantonları rahat bırakmamak yani. Hep böyle meşgul etmek.

 

Siz Türkiye’nin bir sınır ötesi operasyon düzenleyebileceğini düşünüyor musunuz?

 

- Hayır, tahmin etmiyorum. Özellikle bu son şartlarda çok zor.

 

Rusları mı kast ediyorsunuz?

 

- Ruslar, bir de uluslararası kamuoyu kabul etmez. IŞİD’e karşı tutumlar el vermez böyle bir sınır geçişine.

 

YPG’nin ilerlemesi ne durumda Azez Koridoru’nda?

 

- Şimdi şöyle oldu. Bir taraftan rejim güçleri ilerliyordu bir taraftan da bu Nusra Cephesi filan vardı. Şimdi oraların rejimin eline geçmemesi için... YPG’den ziyade Demokratik Suriye Güçleri’nden (DSG) bahsediyoruz. DSG, bu Miniğ (hava üssünün olduğu yer) tarafını filan rejim ele geçirmeden önce biz ele geçirelim dedi, o bölgeleri ele geçirdi. Hatta rejimin ele geçirdiğ bazı yerler vardı, mesela Ahras (Mare’nin güneyi) filan. Onları da rejimin elinden aldı.

 

Çatışma oldu mu?

 

- Çatışma oldu. Tabii. Rejim taraftarlarıyla oldu. Artık bu doğuda, Mare tarafında filan DSG ile DAEŞ yüz yüzedir.

 

Mare’yi alacak mı peki YPG?

 

- Bilmiyorum. Artık oradaki askeri duruma bağlıdır. Ama Mare’nin çevresinde DAEŞ vardır. Şimdi bu DAEŞ’le ateşkes filan yok. Yani her zaman çatışma olabilir.

 

Mare’nin içinde de ABD’nin desteklediği muhalifler var.

 

- Bizim bildiğimiz kadarıyla hepsi vardır. Bir tarafta DAEŞ var bir tarafta da muhalifler var.

 

Siz muhaliflerden almak istiyor musunuz Mare’yi?

 

- Bilmiyorum. Artık oradaki durumlara bağlıdır. Ama arada DAEŞ’le çatışma devam eder.

 

Azez’e girme gibi bir niyeti var mı YPG’nin?

 

- Bilmiyorum. Siz şimdi çok askeri şeylerden bahsediyorsunuz. Askeri dengeleri bilmiyoruz. Ama sanırım öyle bir şey yok şimdi. DSG açıkladı. Şimdi bizim esas hedefimizde değildir, dediler.

 

Genel tabloya bakıldığında PYD’nin hedefi ne? Orada 98 km’lik IŞİD’in elinde bir bölge (Azez-Cerablus arası) var. Kobani’yle Afrin’in birleşmesi için devam edecek mi bu harekât?

 

- Şimdi siyasi olarak bakıldığında o bölge zaten karışıktır. Hem Kürtler var hem Araplar var. DSG’nin yaptığı da orada özgürleştirmedir. O yerleri kurtardıktan sonra halk kendi kararını veriyor. Meclisler oluşturuluyor. Bu bölgelerde de en fazla DAEŞ ve Nusra oluyor. Siyasi olarak bir gün bunlar muhakkak kurtarılacak. Ama rejim mi gelecek kim gelecek, o artık oradaki halka bağlıdır. Biz rejimin gelmesini istemiyoruz hiçbir şekilde. Ancak Nusra ve DAEŞ’in de orada kalması mümkün değildir. Hedef, o bölge muhaklak kurtarılacak.

 

DSG’ye baktığımızda, büyük oranda YPG güçlerinden oluşuyor. Sizin PYD olarak DSG’yle ne kadar organik bağınız var?

 

- Bir defa PYD politik bir partidir, başka bir şey değildir. Orada bir oluşum var. Otonom bir idare var, adı var, demokratik özerklik idaresi. Onlar yönetiyor. Onlar PYD değildir. Şimdi hep “PYD”, “PYD” diyorlar. Öyle değil gerçekten. Bu son zaferlerden sonra tabii, bu Tel Abyad meselesi filan, Kürtlerin bulundukları yerlerden geniş yer kapsadı. Onun için şimdi birçok güç (DSG’ye) katılıyor. Arap güçleridir, Türkmendir. Artık YPG filan değildir. Bir Kürt meselesi değildir. Katılan güçler artık “demokratik Suriye”den bahsediyor. Hem rejime karşı hem de cihatçı gruplara karşı laikliği savunan güçler artık birleşiyor. Git gide genişliyor. Bazıları zannediyor ki, bu güçler YPG’nin uzantısıdır. Şeddadi’de (doğudaki Haseke’nin güneyinde Irak sınırına yakın) mesela Araplar katıldı. YPG hiçbir zaman Şeddadi’ye girmek istemedi.

 

Niye?

 

- Şeddadi, Cizire Kantonu için önemli bir yerdir çünkü saldırılar oradan geliyordu. Ama halk katılmayınca, oradaki yerel güçler katılmayınca YPG’nin orada işi yok.

 

DSG’nin ne kadar silahlı gücü oldu?

 

- 50-60 binden bahsediyorlar.

 

YPG’nin ne kadar?

 

- Geçekten bilmiyoruz.

 

YPG, PYD’nin silahlı kanadı değil mi?

 

- YPG, demokratik özerkliğin gücüdür.

 

Bir bağ yok mu?

 

- Hayır, zaten baştan beri yoktu. Bu sistem kurulduktan sonra PYD artık oluşum içinde bir siyasi partidir. Teorik olarak bir yönü vardır ama PYD (YPG’yi) kontrol edemez.

 

2011’de Suriye’de iç savaş başladıktan sonra PYD silahlı mücadele için YPG’yi kurmuyor mu?

 

- Daha doğrusu şöyle diyelim. 2003’te PYD kuruluyor. 2004’te rejimle çatışmalar başlıyor. O zaman gizli bazı hücreler kuruluyor. YPG’nin ilk çekirdeği oluşuyor. Sonra bu güçler kaldı. Halkı savunmak için. Ta 2011’e kadar geldi. 2012’de kendini ilan etti. Özerklik ilan edildikten sonra da şimdi kendisi bu özerkliğin bir gücüdür.

 

YPG’yle bağınız kalmadı mı?

 

- Doğrudur. Kendi yönetimi, kendi komutanları vardır.

 

Siz de PYD olarak diyelim bir seçim yapıldığında seçime mi katılacaksınız?

 

- Biz siyasi parti olarak katılırız. Biz değiliz sadece. En azından 10 tane parti var özerklik bölgesinde. Bazıları yönetime katılmıştır. Bazıları da katılmamıştır. Şimdi Süryani partisi vardır. Beş tane parti özerkliğin yönetimindedir. PYD de bunlarını birisidir. En geniş, en eski parti olabilir ama her şey değil. PYD olarak bizim iktidar hırsımız filan yok. Klasik görüş, hâkim parti filan değildir, hiçbir zaman olmamıştır. Dışişleri Bakanlığı diyelim. Orada bağımsız biri bakanlık görevini yapıyor ama onun yardımcısı bir PYD’lidir, öbür yardımcısı başka bir partidendir.

 

Diğer parti mensuplarının bazı şikâyetleri oldu. Uluslararası insan hakları örgütleri de buna değindi. Hem bölgede demografinin değiştirilmesi hem de diğer partilere baskı uygulanması.

 

- Eleştiri olabilir. Bir sistem kuruyorsun, bu sistem de yenidir. Birçok hata da yapılabilir. Ama sanırım buradaki suçlamamaların çoğu abartılıdır. Yerinde değildir. Bilhassa Türkiye odaklıdır. İstanbul’da, Ankara’da oturanlar bunu çok abartılı bir şekilde veriyorlar. Ama en fazla Etilaf ya da Suriye Ulusal Koalisyonu bu propagandayı yapıyor. Asayiş güçleri ve YPG güçleri zaten bunları yanıtlamışlardı. Bazı gerçekler abartılıp veriliyor. Uluslararası Af Örgütü filan gidip gerçekleri görmeden Tel Abyad’la ilgili Türkiye’deki tanıklarla görüşmüşler. Halbuki kendileri gidip görebilirlerdi.

 

YPG’nin bölgede demografiyi değiştirecek uygulamalarının olması, Arapların terk etmesi. Tel Abyad’da özellikle.

 

- Hayır yok. Bizim prensibimiz değil. Biz halkların beraber yaşamalarını savunuyoruz.

 

Tel Abyad’a dönüş oldu mu Arap nüfustan?

 

- Çok.

 

YPG en son güvenliği gerekçe gösterip izin vermiyordu.

 

- Rastgele vermiyordu. Çünkü Tel Abyad’da yuvalaşmış bazı şeyler vardı. Sorgudan sonra. Kim gelecekse en azından araştırılması gerekiyor. Bu bir. İkincisi de... Demografiden bahsediliyor, Tel Abyad halkı zaten dönebilir. Başka yerlerden gelenlerin getirilmesini istiyorlardı. Birisi Deyrzor’dan gelecek, birisi Idlib’ten gelecek. Bunun ne olduğunu bilmiyorsun. Demografiden fazla, terörist örgütle DAEŞ’le ilişkili olanların bazı sorgulamaları oluyordu. Şimdi Tel Abyad’da sivil bir meclis kuruldu. Sivil meclisin sanırım yüzde 70’i Araplardan oluşuyor.

 

Sizin siyasi bir parti olarak YPG’ye ya da özerklik yönetimlerine getirdiğiniz eleştiriler oluyor mu?

 

- Oluyor tabii. Kendi aramızda çok eleştiri oluyor.

 

Mesela?

 

- Mesela bu küçük yaşta (silahlı güce) katılanlar için çok eleştirilerimiz oldu. Düzeldi. Bir de asayişte bazen oluyor. Kişileri mesela gözaltına alıyorlar, iki gün sonra anons ediyorlar. İşte yakaladık, neden şudur budur diye. Kardeşim şimdi bir mahkeme kararı olacak. Sen ondan sonra yakalarsın. Yani böyle bazı şeyler oluyor. Biz eleştiriyoruz.

 

Kantonlarda yargı sistemi oluşturuldu mu?

 

- Tabii. Ama işte bir asayiş mensubu bir yerde insanları mahkeme kararı olmadan alıyor. Gitmeden önce izin alacaksın.

 

Seçim olacak mı kantonlarda?

 

- Elverişli olursa olur tabii.

 

En son Esad’ın açıkladığı seçim yapılacak mı kantonlarda?

 

- Yok sanmıyorum. Sanırım bir bildiri de çıktı. “Bu seçim dedikleri bizi ilgilendirmez” diye.

 

Siz kendi seçiminizi mi yapacaksınız?

 

- Oradaki idareye bağlıdır.

 

Siz neyi savunuyorsunuz?

 

- Bizim seçimlerimiz başka olmalı. Rejimin önce yaptığı seçimlere de hiçbir zaman katılmadık.

 

Bu fiili bir kopuş anlamına gelir mi?

 

- Kopuş değil. Oradaki rejim zaten bütün Suriye halkını temsil etmiyor. Onun için zaten DSG, demokratik Suriye Meclisi için mesele sadece Kürt meselesi değil. Demokratik Suriye Meclisi’nde Dara’dan olan var. En güneyde biliyorsunuz. Şam’dan var. Her yerden var. Meşruiyet artık buradadır. Bunlar artık halk güçlerini temsil ediyor diye düşünüyoruz. Onun için Baas Rejimi’nin kararlaştırdığı her şey Suriyelilerin iradesini temsil etmiyor. O yüzden isyan etmek kopuş demek değildir.

 

Ama devam edecekse bu durum, rejimle bir noktada kanal açmanız gerekmiyor mu?

 

- Cenevre Süreci’nden bahsediyoruz. Zaten bu Cenevre Süreci her şeyi değiştirecek. Rejim de gidecek. Demokratik bir Suriye oluşacak. Bizim dediğimiz merkeziyetçi olmayan bir Suriye olacak. Yani yeni bir Suriye çıkacak. Şimdi biz o yeni Suriye’nin parçasıyız. Kalkıp eski Suriye’den bahsetmiyoruz.

 

Türkiye ile nasıl giderilecek bu gerginlik?

 

- Vallahi bilmiyorum. Bizim tarafımızdan değil. Biz elimizden gelen her şeyi yaptık ve yine yapmaya hazırız. Ama son çare bizim yok oluşumuz olmamalıdır. Orada bir halk kitlesi var. Oradaki oluşumlar bir karara varıyorsa, kendini yönetmek için bir karara varıyorlarsa buna kimsenin müdahale hakkı yoktur. Onun için Türkiye’nin bu Kürt fobisinden kurtulması gerekiyor sanırım.

 

PKK meselesi var.

 

- Tamam da, PKK onları ilgilendiriyor. Türkiye’nin iç meselesidir, bizi niye ilgilendirsin.

 

Hiçbir bağ yok mu PKK’yla YPG arasında, PYD arasında?

 

- Hayır efendim. Oluyor da düşünsel veyahut da diyelim felsefi bir şey oldu. Mesela biz Sayın Öcalan’ın fikirlerini zaten benimsiyoruz. Yalnız biz değil. Araplar da benimsiyor, başkaları da benimsiyor. Artık bu enternasyonel bir şey olmuştur.

 

Mesela Moskova’daki ofisinizde Öcalan’ın fotoğrafının olması da. Sadece fikirsel düzeyde mi bu bağ?

 

- Tabii fikirsel düzeyde. Bir Kürt önderidir.

 

KCK ile bir ilişki var mı?

 

- Buradaki KNK (1999’da kurulan Kürdistan Ulusal Kongresi) vardır. Ulusal Kongre gibi bir şeydir. Şimdi biz onlara katılıyoruz. O başka. KNK başka KCK (PKK terör listelerinde olduğundan onun yerini alması için 2005’te kurulan Kürdistan Topluluklar Birliği) başka.

 

KONGRA-Gel’e (2003’te yine PKK’nın yerine kurulan, ama şimdi PKK’nın kongre organı kabul edilen çatı kuruluşu) katılıyor musunuz?

 

- Evet. O zaten dört parçadan oluyor. O başka bir oluşumdur.

 

KONGRA-Gel’de temsil ediliyor PYD değil mi?

 

- Ediliyor evet. Bütün örgütlerin temsilcileri vardır.

 

Siz mi temsil ediyorsunuz?

 

- Yok, ben katılmıyorum. PYD adına bazıları katılıyor.

 

En son ne zaman KONGRA-Gel toplantısı oldu?

 

- Hatırlamıyorum. Sanırım iki sene önce miydi neydi.

 

PKK ve PYD arasında nasıl bir bağ olduğu zaten Türkiye için işin en can alıcı kısmı. ABD ve Türkiye arasındaki ayrılık da buradan çıkıyor. Bunu Amerikalılar da tartıştınız mı? “Biz ayrıyız” dediniz mi?

 

- Söylüyoruz tabii. Şimdi orada Türkiye’nin empoze ettiği bazı imajlar var, şimdi onlar değişiyor. Diyelim hareket tarzımız, politik duruşumuz, hepsi de değişik oluyor.

 

Kadrolar peki? Mesela hatırlıyorum, Suriye’deki çatışmalar başladığı zaman Kandil’den otobüslerle PKK militanları geçti.

 

- Hayır, bizim buraya geçmedi. Belki Sincar’dan (Irak’ta) bahsediyorsunuz. Suriye’ye gelmediler. Ama şöyle bir şey vardı. PKK hareketi, 80’lerden başlamış bir harekettir. Kürdistan’ın dört parçasından katılanlar olmuştur. Şimdi bazıları bu Suriye’de 2004’ten sonra bizimle rejim arasında çatışmalar başlayınca, o zaman bırakıp gittiler. Ben Kandil’de savaşacağıma kendi evimi, akrabalarımı savunurum diye. Bazıları öyle geldi. Ona bir şey diyemiyorsun. Hatta PYD’nin içinde de bazıları gerillayı bırakıp politik olarak çalışan da oldu.

 

Sizin de PKK geçmişiniz var galiba.

 

- Hayır efendim. Öyle olmadı. Sempatizandım. Sempatizan olarak o dönem sivil hayatım zaten belliydi. Arabistan’da çalıştığımdan beri. 90’lara kadar. Ondan sonra Suriye’ye geldim. PKK’ya katılımım olmadı.

 

Peki PKK’nın Türkiye’ye yönelik eylemlerinde kınayıcı bir pozisyonunuz oluyor mu?

 

- Şimdi biz zaten Türkiye’de bir istikrarın oluşması için çalışıyoruz. Türkiye’ye geçtiğimde kaç defa da söyledim. İstenirse biz arabuluculuk da yapabiliriz. Arabuluculuk yapabilmek için de taraf tutmamak gerekiyor. Türkiye ısrarla “Benim tarafımı tutacaksın.” Değil. Kınayacaksam bütün şiddet olaylarını kınıyorum yani. Değil mi? Hepsini kınamak gerekiyor. Türkiye bu son olaylardan sonra Ankara’dan (17 Şubat bombalaması) sonra kalkıp doğrudan “PYD” dedi. “YPG” dedi. Halbuki öyle bir şey yok. Zaten o gün de söyledim. Sayın Davutoğlu açıklamadan önce isimler geçiyordu zaten. Biz araştırdık. Böyle birisini tanımıyoruz. Böyle birisi bütün Amude’de yok mesela. Beni suçluyorsun değil mi? Devlet güçlerinin yaptığı bazı haksızlıklar var. Cizre’de, Silopi’de şurada burada. Bir sürü şeyler oldu. Şimdi bu (bombalama) bunlara tepkiydi değil mi. Kalkıp bir insanı bir dereceye getiriyorsun, kendini patlatıyor. Onun için biz kınıyoruz, ikisini de kınıyoruz.

 

Türkiye’ye en son Kobani’ye silah yardımından hemen önce Ekim 2014’te gittiğinizi biliyorum.

 

- Ondan sonra da geçtim. Bu Eşme olayında.

 

Süleyman Şah’ın tahliyesinde (22 Şubat 2015) mi gittiniz?

 

- Evet.

 

Kimlerle görüştünüz, istihbaratla mı yine?

 

- Benim istihbaratla hiç ilişkim olmadı. Görüşmelerim de olmadı. Hep Dışişleri Bakanlığı ile. Sayın (Dışişleri Müsteşarı Feridun) Sinirlioğlu çok iyi bilir kiminle görüştüğümü.

 

Feridun Bey’le mi görüştünüz?

 

- Öyleydi. O, bir de etrafındaki bazı kişiler.

 

Süleyman Şah’ın boşaltılmasındaki işbirliği nedeniyle mi?

 

- Doğru. Ona devam etmek isterdik de. Gerçekten.

 

2015 Şubat’ta oldu tahliye. Önce mi sonra mı gittiniz?

 

- O gün Türkiye’deydim.

 

Koordinasyon için mi?

 

- Ya kardeşim... (konuşmak istemiyor)

 

Ama önemli bu.

 

- Evet koordinasyon için oradaydım.

 

Sonra Davutoğlu PYD ile koordiasyon yok, dedi.

 

- Onlar inkâr edebilir. Ama operasyon için oradaydım. İstanbul’daydım. Ankara’da bir ekip oluşturulmuştu. Ama istediğim zaman hem Kobani’yle hem onlarla konuşabilirdim. Telefonları bendeydi. Kriz masasıyla ilişkideydim o zaman.

 

Operasyon sırasında konuştunuz mu?

 

- Yok. Bittikten sonra kriz masasıyla konuştum. Onlar haber verdiler. Bitti diye.

 

Ondan sonra Türkiye’ye gittiniz mi? Hemen o ay sonu 28 Şubat’ta Dolmabahçe Mutabakatı açıklanmıştı.

 

- Masayı devirdikten sonra gitmedim.

 

Gitmek için teşebbüste bulundunuz mu?

 

- Bir iki defa telefonda konuşmalarımız oldu ama olumlu cevap görmedik. İstenmeyen bir kişi olduktan sonra ben niye gideyim.

 

Moskova temsilciliğiniz açıldıktan sonra Rusya’yla ilişkileriniz ne boyutta?

 

- Şimdi ofis açıldıktan sonra herkes sanıyor ki, bu ofisin açılması bir tepkiymiş gibi. Öyle değil. O ofisin açılması için altı aydan beri çalışılıyordu. İlişkilerimiz Moskova’yla iyiydi. Dört seneden beri gelip gidiyoruz. O zaman demokratik özerklik yönetimi bir ofis açmak istiyor. Bizim PYD olarak dört seneden beri orada bir temsilcimiz vardı zaten. Şimdi biz de buna yardımcı olduk. En sonunda bu yönetim orada açtı. Üç ay önce açılması gerekiyordu. Yani uçak meselesinden (24 Kasım 2015’te Rus uçağının Türk F-16’ları tarafından düşürülmesi) önce açılması gerekiyordu. Ancak teknik nedenlerle, yani yer bulamama, orada oturacak kişilerin hazır olmaması filan. Bu bakımdan biraz ertelendi. Yoksa bu normal bir süreçti.

 

Ama uçak meselesi Rusya ve PYD’yi yakınlaştırdı mı biraz?

 

- Tahmin etmiyorum. Çünkü yönetim olarak veyahut da PYD olarak diyelim bir ajanda, stratejik hedefler vardır. Biz bu plana göre hareket ediyoruz. Böyle tepkili bir şekilde ya da günlük siyasetle değil ki. Rusya’yla ilişkilerimizin iyi olması için üç senedir bunu planlı bir şekilde sürdürüyoruz.

 

Ankara ve Washington’da temsilcilik açma girişimleriniz oldu mu?

 

- Ankara’da biz planlıyoruz ama karşı taraf hiç olumlu yaklaşmıyor. Washington’la iki seneden beri bizim ilişkilerimiz var ama sadece o özel temsilciyle var.

 

Beyaz Saray IŞİD’le Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk mü?

 

- McGurk askeri konularda. Politik olarak söylüyorum. Orada Rubinstein (Dışişleri eski Suriye Özel Temsilcisi Daniel Rubinstein) vardı.

 

Siz 2014 Ekim’inde ilk onunla mı temas kurdunuz?

 

- Evet Rubinstein’dı. (ABD’nin eski Şam Büyükelçisi) Robert Ford’dan sonra.

 

Ford’la görüşmüş müydünüz?

 

- Hayır. Ayak üstü görüşmeler olmuştu Kahire’de filan ama oturup konuşmak olmadı.

 

İlk resmi görşme Rubinstein’la Paris’te mi oldu?

 

- Doğrudur. Yardımcıları da vardı.

 

Nerede görüştünüz? ABD Büyükelçiliği mi, ofis mi?

 

- Başka yerlerde.

 

Sakıncası var mı söylemenizin?

 

- Tabii.

 

Güvenlik nedeniyle mi?

 

- Yo her şeyden olabilir.

 

Washington’a ofis açma başvurusunda bulundunuz mu?

 

- Hayır bulunmadık. Ama biz değil de biz bunlara (kanton yönetimine) yardımcı oluyoruz. Demokratik özerklik temsilcisi var. Sinem Muhammed. Washington’daydı. Görüştü. Ama oradaki atmosfer uygundur bir ofis açmak için. Kendisi öyle söyledi. Muhakkak şimdi çabalıyordur. Moskova ofisini o açtı. Berlin’de açacak. Paris’te açacak. Washington’da açacak. Nerede uygun olursa. Bununla uğraşan Sinem Muhammet’tir.

 

Sizin ABD’den vize alma meseleniz (reddedilmişti) ne durumda?

 

- Önemli değil zaten görüşüyoruz. Bazı Amerikalılar, kendileri istediğinde şimdi gelip benimle burada (Brüksel’deki ofisinde) görüşüyorlar. Oraya gitme meselesi bir iyi niyet meselesi olabilir. Ben gidersem daha fazla politikacıyla görüşebilirim, iyi olur.

 

Rubinstein’dan sonra şimdiki Suriye Özel Temsilcisi Michael Ratney ile görüşüyor musunuz?

 

- Görüşüyoruz evet.

 

Nerede?

 

- Her yerde görüşüyoruz. Geçenlerde Lozan’da görüştük. Her gün telefonda görüşüyoruz. İlişkimiz tamdır.

 

Ne konularda konuşuyorsunuz?

 

- En fazla tabii Suriye.

 

Neye odaklanıyorsunuz daha çok?

 

- Bu Cenevre meselesi dolayısıyla günlük olarak konuşuyoruz. İki gün önce Riyad’daydı bu ateşkes meselesi için. Oradaki gruplarla görüşmeler için.

 

ABD Yönetimi, Azez’de Kürtlerin ilerlemesiyle ilgili kaygı açıklıyor. Sizi ikna etmeye çalışıyorlar mı durmanız, ilerlememeniz konusunda?

 

- Tabii. Konuşuyoruz. İşte ilerlerseniz kötü olur. En fazla bu Türkiye meselesidir. Başka bir şey değildir. Bazı tavsiyeleri oluyor. Böyle iyi olur, böyle iyi olmaz.

 

Türkiye’yle yaşadığınız gerginliğin giderilmesi için bir yol öneriyorlar mı?

 

- Böyle olmasını istemiyorlar ama AKP Yönetimi’ni ikna edemiyorlar. Yoksa istiyorlar.

 

Sizin Türkiye’nin itiraz ettiği mesela Kürtlerin ilerlemesi gibi konularda PYD olarak YPG’ye siyasi tavsiyeleriniz oluyor mu? Şurada ilerlemeyin vesaire gibi.

 

- Konjonktüre bağlıdır. Türkiye’nin oranın hakkında karar vermesini uygun görmüyoruz. Bu bir. İkincisi orada DAEŞ oturuyor. DAEŞ de halen insanları öldürüyor. Sen DAEŞ’in kalmasını mı istiyorsun? Yoksa rejimin girmesini mi istiyorsun? Orada insanlar bizim halkımız. Bizim kurtarmamızı mı istiyorsun?Hangisi? Türkiye o bölgelerden ne istiyor?

 

Türkiye’nin bu gerginliğin aşılması için sonuçta bir kanal açması gerekiyor. PYD’nin de Türkiye’nin hassasiyetlerine daha duyarlı olması bunu kolaylaştırır mı?

 

- Biz baştan beri söyledik, yetkililerle görüştüğümüzde. Biz hiçbir zaman tehlike olmuyoruz. Söylesinler. Şimdiye kadar bizim tarafımızdan Türkiye’ye tek bir kurşun atılmış mı?

 

Biz derken yönetim olarak mı konuşuyorsunuz?

 

- Evet, yönetim olarak biz hiçbir zaman tehlike oluşturmadık. Ama onların (Türkiye) da bu kadar açık açık bizim işimize müdahale etmesi iyi değildir.

 

Peki yönetim, PYD ve YPG’den oluşan yapıda, Türkiye’ye bakışta bu üç ayak arasında bir fark var mı?

 

- Hayır hepsi aynıdır. Hiçbir zaman Türkiye’yi düşman olarak görmüyoruz.

 

Şöyle diyenler de var Ankara’da: “YPG terör örgütü ama biz PYD’yle konuşalım.” Bu sizce geçerli olabilecek bir yöntem mi?

 

- Hayır değil. Hepsi birbirlerine bağlıdır. Şimdi bu projenin sahipleri biziz. 2007’de özerklik projesini biz ortaya attık. PYD olarak üçüncü kongremizde. Kararlaştırdık, bir rol oynadık. YPG de bunun ürünüdür. YPG, Yönetim, PYD. Üçü de aynı şeydir. Kalkıp ayrı tutmak, YPG budur, yönetim budur değil. Hepsi aynı fikirdedir. PYD politik bir partidir. Diğeri hem sosyaldir hem politiktir. Bir sürü kurum kuruluşlar vardır içinde. YPG de bu sistemin savunma gücüdür. Hepsi birbirlerini tamamlıyor. Sen birisiyle ilişki kurmak istiyorsan hepsiyle kuracaksın.

 

Nasıl bir çıkış yolu olacak bu gerginlikten?

 

- Türkiye’nin bundan vazgeçmesi gerekiyor. Türkiye’de de kamuoyu gerçekleri biliyor. Bunu yapan sadece AKP Yönetimi’dir. Erdoğan’ın meselesidir. Bundan vazgeçilirse bizim hiçbir derdimiz yok.

 

Türkiye’nin PKK’yla yaşadığı sorun Suriye’de sizin durumunuzu nasıl etkiliyor?

 

- Çok etkiliyor. Ben Kürtleri kabul ediyorum, özgürleşmelerini kabul ediyorum dedikten sonra her şey değişir. Şimdi özellikle Rojava’yı kuzeyden koparamazsın. Neden? Çok aşiretler var. Parçalanmış köyler, ovalar var. Ben Kobani’de oturuyorum Kobaniliyim. Suruç’taki akrabama ne diyeceğim. Değil mi? Düşman gözüyle mi bakacağım. Yapamam. Bizim yönetimimiz başkadır ama ben akrabama düşman olamam. Türkiye’nin buna saygı göstermesi gerekiyor. Kobani’den 200 bin kişi geçtiğinde kimse karşılamadı onları. Akrabaları karşıladı.

 

Ne zaman gittiniz en son Suriye’ye?

 

- Yılbaşında Kobani’deydim.

 

31 Ocak’ta McGurk varken gitmediniz ama.

 

- Evet Avrupa’daydım. İşim vardı.

 

Ne sizce McGurk’ün o ziyaretinin anlamı?

 

- Herhalde bazı şeyleri kendi gözüyle görmek istedi. Zaten YPG’yle ilişkileri iyidir. Askeri bakımdan.

 

Siyasi açıdan?

 

- Siyasi boyutu şudur: Bir kabullenme meselesi oluyor.

 

Özerklik mi?

 

- Hayır sanki askeri olarak kabul ettikten sonra siyasi olarak da... Şimdi oraya gitti YPG’yle, YPJ’yle, DSG’yle görüştü. Bunların siyasi temsilcileri de vardır.

 

Bu özerklik konusunda, demokratik konfederalizm fikrine ilham veren Murray Bookchin’i (2006’da ölen Amerikalı filozof) okudunuz mu?

 

- Zaten kaynak oradadır. Oradaki fikirleri alıyorsun kendi gerçeğine uyarlıyorsun. Tabii okudum. 2005-2006 civarı. 2007’de parti kongresinde kararlaştırdık bunu. O zaman bir taslağa varmıştık.

 

PKK’nın size bakışında bir “büyük abi” tavrı var mı? Daha önceden kurulduğu için.

 

- Hayır. PKK’yla fikir olarak felsefi olarak zaten bir paylaşım vardır ama parti olarak ayrı. En eski parti zaten Sayın Barzani’nin partisidir. En eski meselesi değil yani.

 

Suriye’deki durumdan sonra PYD/YPG Kürt hareketinde daha öne mi geçti?

 

- Öne geçti değil de, bu Rojava’da olanlar sadece Kürtler değil bütün halklar için bir kazanımdır. Kardeşlik bir örnektir.

 

Barzani’yle yaşadığınız ihtilaf?

 

- Sayın Barzani’nin Türkiye ile yaşadığı birçok çıkar meselesi vardır. Ondan dolayı sanırım elleri bağlıdır. Onun partisi diyelim, KDP diyelim. Bize karşı bazen olumsuz duruşları oluyor. O da bu çıkar meselesidir.

 

Talabani ile daha iyi durumdasınız.

 

- Şimdi biz savaştayız. Zor durumdayız. Kim elini uzatırsa ona hayır diyemeyiz. Şimdi en dar günümüzde birçok taraf bizim yanımızda durdu. Amerika mesela. Bunu unutmayacağız. Amerika, tam DAEŞ’in bıçağı bizim boynumuzun üstündeyken bizi kurtardı.

 

İran?

 

- İran olmadı hiçbir zaman. Yanımızda durmadı. Tam tersine birçok olumsuz şeyler yaptı. Her zaman rejimden yana durdu, bizden yana değil.

 

Ruslar ayrışıyor mu o zaman bu konuda?

 

- Ruslar bizim ne istediğimizi anlıyorlar.

 

Rejim ve İran’la ilişkilerinizde arabuluculuk yapıyor mu Ruslar?

 

- Hayır. Kendi ilişkileri ayrıdır. Bize karşı ayrı davranıyorlar.

 

 

 

X