"Tayfun Timoçin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tayfun Timoçin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tayfun Timoçin

Siyaset ve dümen

İYOT KOKULU LAFLAR

Siyaset ve dümen
Siyaset, yıllardır ülkemizin en önemli sözcükleri arasında. “Siyaset yapmak”, “siyasi davranmak”, “siyâseti siyasetçilere bırakmak” ve daha bir dolu çeşnisi olan bir kelime ve kavram. Çünkü “siyasa” sözcüğü, “yönetmek, idare etmek” anlamına gelir. Ve çok enteresandır, “seyislik”ten gelir. Seyis, at binen, atı idare eden kişiye denir. Arapça kökenlidir. Arapça “sa’is”tir aslı ve at bakıcısı demektir. Yani siyaset, at idare etmekten devlet idare etmek/yönetmek anlamlarına doğru değişmiş zaman içinde. Tabii dil tarihimizde siyâset sadece yönetmek değil, “ceza” ve sonrasında özel olarak “idam cezası” için de kullanılmış. Mesela meydân-ı siyâset, aslında “politika yapılan alan” değil, “idam cezasının uygulandığı alan” anlamına geliyor. Fakat bizim konumuz, “idare etmek” anlamı.

Siyaset ve dümenŞimdi diyeceksiniz ki, “Bu lafın neresi iyot kokulu? Burnumuza at kokusu geldi!” Haklısınız, ama biraz sabır lütfen. Siyasa/siyâset kavramlarının Batı dillerindeki karşılığı “government” sözcüğü ile anlatılır. Siyaset fiil olduğunda “to govern”, yani yönetmek, idare etmek olarak geçer. İşte bu sözcük, Latince “gubernaculum” sözcüğünden gelir ve anlamı “dümen”dir. Evet, bildiğiniz gemi dümeni. Dümen tutmaya “gubernatio”, dümenciye “gubernator” (governor yani vali sözcüğü de buradan), gemi idare etmeye de “guberno” denir Latince. Batı dilleri de devlet idare etmek anlamına gelen bir sözcük ararken işte bunu bulmuşlar. Yani devleti idare eden kişi ya da kişiler, devlet gemisinin dümenine geçmiş kişilerdir Batı dillerinde. Bizde ise devlet idare eden kişi ya da kişiler, atı idare edenlerdir. Dil, denizle ilgisi olan toplumlarla denize uzak toplumları ayırt etmemize yarayan çok önemli bir araçtır ve incelediğimiz sözcükler de mükemmel birer örnektir. Sadece Türkçe’de değil, Ortadoğu dillerinde genel olarak “siyâset” kullanılır devlet idaresi için. Oysa Arap toplumunun, İslâm’dan çok önceleri bile Hint Okyanusu’nda dolaştıklarını, çok iyi yelken yaptıklarını biliyoruz. Başka türlü söylemek gerekirse Ortadoğu, Batı’dan çok daha önce (kesin kanıtlarımız olmamakla birlikte) denizciliğe el atmıştır. Ama ne yapalım ki idare etmek anlamında sözcük ararken gemileri değil, atları daha uygun görmüşler. Umarım okurken iyot kokusu burnunuza biraz gelmiştir.

AYA GENEL BAKIŞ

ÖNÜMÜZ BAHAR

BU yılın ilk karı, karların erimeye başlama zamanı diye bilinen mart ayının ilk günü burnumuzun dibine yağdı! Oluyor öyle şeyler, hava bu. Zaten sert havaları ile ünlü bir ay. Başında, ortasında, sonunda epeyce sert havası bulunuyor. Ama bulunan en sert şey rüzgâr değil soğuklar. Geçen yıl mart ayı genel değerlendirmesinde yazdığım bu Kocakarı Soğukları’nı kısaca hatırlamakta yarar var: “Takvimlerde “berdelacuz” diye geçse de, sözcüğün orijini Arapça’dır ve hem “berd-i acûz”, hem de “berd-ül acûz” şeklinde geçer. Berd, Arapça soğuk, acûz ya da acûze de kocakarı, (mec.) cadı karı anlamlarına gelir. Bize kazma kürek yaktıran bu soğuklardır.” Takriben ayın 10’larında ortaya çıkarlar. Fakat daha önce, en azından ismi sevimli bir şey var: Üçüncü cemre! Üçüncü ve son cemre, ayın 6’sında toprağa düşüyor. Bundan sonra havaların ılınması gerekiyor. (Sanki çok soğudu da!) Ve bu ay yine güzel şeylerle dopdolu. Ayın ortasında kırlangıçların, sonuna doğru da çaylakların gelmesi bekleniyor. (Zaten kırlangıçların geldiği zaman çıkan fırtınaya da “Kırlangıç Fırtınası” denmesi bundan.) Yakında kırlangıçları göreceğiz, telaşlı telaşlı oradan oraya uçuşur ve birer mühendislik harikası olan yuvalarını yaparken. Bu arada elbette onlara yiyecek olan böcekler de canlanmaya başlayacak, tıpkı ağaçların yeşermeye başlaması gibi. Velhasıl, önümüz bahar artık. Umalım da her şey bahar gibi iç açıcı, ferah ve tatlı olsun.

DENİZLİ ŞİİRLER

Siyaset ve dümen
DENİZDE AKŞAM

BUGÜNKÜ şiirimiz, ismini şarkılardan çok iyi bildiğimiz Ömer Bedrettin Uşaklı’ya ait. Kısacık ömrüne (1904 Uşak – 1946 İstanbul) çok büyük, çok değerli pek çok eser sığdırmış olan Uşaklı’nın bunca eseri arasında seçim yapmak elbette zor. Ancak dinlemeye doyamadığım şarkılardan birinin güftesi olduğu için “Denizde Akşam”ı seçmekte tereddüt etmedim. Çok değerli seslerden dinlediğimiz bu müthiş eserin bestecisi ise, ABD’den 1900’de satın, 1904’ün bu ayında teslim aldığımız Mecidiye Kruvazörünün ilk kaptanı Yüzbaşı Mehmet Bey’in oğlu Ali Rıza’dır. Kaptanın oğlu olduğu için biz onu Kaptanzâde Ali Rıza Bey (1881 – 1934) olarak tanırız. “Yıldızların Altında” gibi çok tanınmış ve olağanüstü güzellikte şarkılarını zaten biliyoruz. Ama Denizde Akşam da bambaşka bir nefasete sahiptir. YouTube’dan pek çok kaydını dinlemek mümkün. Ancak bazı kayıtların altına güfte yazarı olarak da Ali Rıza Bey yazmışlar, çok ayıp etmişler. Uzatmayalım, şiirimize dönelim. Ömer Bedrettin Uşaklı ne güzel yazmış:

DENİZDE AKŞAMSiyaset ve dümen

Akşamı süzme deniz,
Renginden gözüm yandı...
Engindeki pembe iz
Gönlümde halkalandı.
*
Ufkun kızıl ateşi
Yanan derdimin eşi.
Ruhum, solan güneşi
Gurbetin gülü sandı.

BU HAFTA SONU HAVA VE DENİZ

DÖNÜP DURAN BİR RÜZGÂR

 

GÖRÜNEN o ki bugün pek hava yok, olanı da güneyli yönlerden. Ancak akşama doğru canlanacak ve yarın (cumartesi) oturmuş ve canlı (15 millerde) bir lodos olarak karşımıza çıkacak. Pazar günü dirise edecek ve haftanın bu son gününü poyraz olarak kapatacak! Beraberinde de şakır şakır bir yağmur bizi bekliyor. Tüm denizcilere selamet dilerim. #tayfuntimocin

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI