"Tayfun Timoçin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tayfun Timoçin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tayfun Timoçin

Ne ayaksın sen?

Doğrusunu isterseniz, “Ne ayaksın sen?” cümlesini zaman zaman istemsizce kullansam da tam olarak ne demek olduğunu ben de bilmiyorum. “Bırak bu ayakları” lafımız da çok popülerdir.

Ne ayaksın sen

Aslında hem “Ne ayaksın sen?” hem de “bırak bu ayakları” kalıplarımız, bir deyimimizin bozulmuş, ardından da farklı şekilde türemiş hallerinden başka bir şey değiller. Deyimimiz, ayak yapmak!” Sözlükte iki anlamı var. Birincisi, “Bir şeyi bildiği halde bilmezmiş gibi konuşmak, davranmak”; ikincisi de argo, “hile yapmak, dalavere çevirmek”. (Ali Püsküllüoğlu, Türkçe Deyimler Sözlüğü, Arkadaş-Agora yayınları, 5. Baskı, 2004)
İçinde ayak barındıran o kadar çok deyimimiz var ki... Ayak üstü, ayak uydurmak, ayak diremek, ayak sürümek, ayağı suya ermek, ayağına kara su inmek, ayağı yere değmemek, ayak altında kalmak, ayak basmak, ayak işi, ayak değmemiş, ayak bağı... Tonla var ayaklı deyimler.
Atasözlerimizde de aynı şekilde... Ayağımızı yorganımıza göre uzatırız; ayağımızı sıcak, başımızı serin tutarız; dost başımıza bakarken düşman ayağımıza bakar (çünkü ayağımızı kaydırma, dengemizi yitirirsek bizi düşürme derdindedir ve aynı zamanda dostlarımızı ilgilendirmese de dost olmayanlar için giyim-kuşamımız önemlidir) vs.

PA İLE BAŞLAYALIM...

Ne ayaksın sen

Bulmacalarda karşımıza çıkar: Soldan sağa iki harfli, ayak. Elbette yanıt “pa”dır, bulmaca çözenlerimiz bilir. İyi de pa nedir? Pa, Farsça “ayak” demek. Bir diğer söylenişi de “pây”. Pây-i taht dediğimizde, tahtın dibi, tahtın olduğu yer, taht merkezi anlamlarında kullanırız. Osmanlı’nın pây-i tahtı elbette İstanbul’du.
Kültürlerin (dolayısıyla dillerin) birbirleri ile etkileşimi o kadar lezzetli bir tablo çıkartıyor ki ortaya, bazen kimin kimden ne aldığını ayırt etmek oldukça güçleşiyor ama buna karşın önemini de yitiriyor. Örneğin “patika”, ayak yolu (tuvalet anlamında değil, ayakla yürüyerek açılmış yol anlamında) demek ve İngilizcesi de “path”. Eski Yunancada ise patos olarak geçer. Patika ayak yolu demek ise patik ne demeye geliyor o zaman? Patiğin ne olduğunu hepimiz biliriz. Çocuklar için yünle örülenler dâhil, hepimizin hayatında patik olmuştur mutlaka, hatta bazılarımızın halen evlerinde kış aylarında kullandığı malumumuz.

PİJAMALAR DOĞUDAN

Ne ayaksın sen

Ama bağlantılar hem çok iyi kanıtlanabilen şeyler değil, hem de bazen muğlaklıklarını koruyorlar. Ama oldukları da kesin. Bir başka örnek: Pijama. Tipine baksak çok Avrupalı zannederiz değil mi? İçindeki j harfi, havasını bir anda Avrupaileştiriyor doğrusu. Hele sözcüğün İngilizcesinin “pajamas” olduğunu da biliyorsak, pek merak etmiyoruz artık kökenini ama oysa durum çok farklı. Websters sözlüğü, “pajamas”ın Hintçeden geldiğini söylüyor. Sözlük’e göre per (ayak) + jama (giysi) demek. Fakat sıkı durun, “pijama”nın Farsçası pâcâme. “Don, şalvar, çakşır” ve elbette “pijama” demek. (“Câme”: Farsça, elbise, çamaşır. Pâcâme de bunun ayağa giyileni.) Hintçe ve Farsça aynı dil ailesinden (Hint-Avrupa) olduğu için sözcük kökenini evine kadar kovalamaya gerek yok. Doğu’da dünyaya geldiğine kesin gözüyle bakabiliriz.
Elbette dilimizde bir “pabuç” var. O da Farsça tabii ki. pâ+pûş, yani ayak örten eşya demek. -Pûş ekini biliyoruz. Mesela baş, kafa, kelle anlamına gelen “ser” ile birleştiğinde, yani serpuş olduğunda, “kafa örten” anlamına geliyor, yani şapka, sarık, fes vs. oluveriyor. (“Ser veririm sır vermem” diyen biri, “başımı kessen de sırrımı öğrenemezsin” diyordur, değil mi?)

SÖZCÜKLERİN SEYAHATİ

Ne ayaksın sen

Peki Doğuda dünyaya gelmiş “pâ”, nasıl olmuş da gitmiş Yunancada ve Avrupa dillerinde yer almış? Dedim ya, kültürel etkileşim çok büyük bir kazan. Bu kısacık yerde olayı çözümlemeye kalkmak yanlış olur. Ancak Mezopotamya’da ve hinterlandında (arka planında) ortaya çıkan kültürü denize açılarak Akdeniz çanağına taşıyanlar, malumumuz olduğu üzere Fenikeliler. Hatta Batı alfabelerinin köken aldıkları Yunan alfabesi de Fenike alfabesinin devşirilmiş hali. Fenikeliler, MÖ II. binyılda alfabeleri, dilleri, terminolojileri ve alışkanlıklarını da beraberlerinde götürerek Akdeniz genelinde pek çok koloni kurmuşlar. Artık hangi sözcüğün nerede ne kadar yayıldığını kestirmemiz olanaksız ama bağlantının olduğu ve hatta bağlantının güçlü olduğu çok açık.

SÜTUN KAİDESİ

Ne ayaksın sen

Hazır denize girmişken devam edelim. Pa kökü, farklı coğrafyalarda farklı şekillere bürünmüş. Latincedeki “Pedem” ve İtalyancadaki “pie” de bunlardan ikisi. Ören yerlerini gezenlerimiz bolca görmüştür. Sütunların altlarında taştan kaideler vardır. Sütun, bu kaidenin üzerine sabitlenir ve binlerce yıl sonra bile halen orada durmaktadır. Sütunun kaidesinin Batı dillerindeki adı “pedestal”dir. Pie-di-stall (sütun-un ayağı) bilemişinden oluşmuş bir sözcük. Kaide/konsol anlamlarına geliyor. Biliyor musunuz, teknenin dümeninin durduğu konsola da pedestal denir. Dümen pedestali yerine konsol ve kaide demek de gayet doğrudur. Aynı şekilde, marinalarda, teknelerin elektrik ve su temin ettikleri, belimiz boyuna ulaşan kutular vardır. Onlar da “pedestal” olarak adlandırılırlar. (İngilizce bilenler için, yaya anlamına gelen pedestrian sözcüğünün, “ayak üzerinde giden” anlamına gelen Latince “pedester” sözcüğünden geldiğini de eklemeden geçmeyelim.)

KÖPRÜDEN GEÇTİ GELİN

Marinaya girmişken “pa”nın türevlerine devam ediyoruz efendim. Marinalarda teknelerin bağlandıkları küçük parmak iskeleler vardır ve onlar da uzun, sabit bir iskeleye bağlıdırlar. Bu uzun iskele, bir köprüyü andırır. Adına ponton denir. Ponton, Latince “pons”tan gelir ve pons da “köprü” demektir. Bugün pasarella dediğimiz, karadan tekneye çıkmak için kullanılan küçük köprüye de geçmişte ponton derlermiş. Ama pons, yine Hint-Avrupa dil ailesinin içinde, pont ve pent kökleri ile akrabadır ve mesela “pontos” geçit demektir. Karadeniz bölgemizdeki kadim Pontos Krallığı, adını Karadeniz ile İç Anadolu bölgeleri arasında geçit oluşturduğu için geçitten alır.
Ayaktan yola çıkıp patiklere, pijamalara, ponton ve pedestallere küçük bir yolculuk yaptık birlikte. Belki başta kötü kokular geldi burnumuza ama sanırım yazının sonunda iyot kokusu aldık doyasıya. Umarım bağlantılar arasında gezinirken aldığım keyfi, sizlere de biraz olsun yansıtabilmişimdir. Kalın sağlıcakla vesselam.

 

BU HAFTA SONU HAVA VE DENİZ

SONBAHARI HİSSEDİYORUZ

Bugünden pazara kademe kademe canlanacak bir poyraz bekleniyor ama aşırıya kaçmaz, güzelce eser. Haftasonu boyunca üstümüzde çok etkili olmayacak yağmur bulutları dolaşacak, artık nerede kimin şansına düşer damlalar bilinmez. Deniz suyu sıcaklığı 17-18 derecelerde, biz ise gündüzleri 20’yi ancak görürüz. Geceleri elbette daha da soğuyor. Tam bir sonbahar yani. Yelkenciler için keyifli, küçük kayıkla balık tutacaklar için hafif sallantılı bir hava var ama yine de deniz havası soluma fırsatı kaçırılmamalı. Herkese iyi bir hafta sonu dilerim. #tayfuntimocin

X