"Tayfun Timoçin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tayfun Timoçin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tayfun Timoçin

Mendirek üzerinde küçük bir yürüyüş

Severiz mendirek üzerinde yürümeyi. Gelin üzerinde hem yürüyelim hem de düşünelim.

Denize yakın yaşayanlar, limanlarda ve barınaklarda dalgakıranları görürler. Dalgakıranda pek sorun yaşamayız ama ‘mendirek’ tabirini de sıkça kullanırız ve çoğunlukla yanlış kullanırız. Peki mendirek nedir, dalgakıran neye denir? İşin içine dalınca, her zaman olduğu gibi asırlar öncesine gitmek işten bile değil.

Mendirek üzerinde küçük bir yürüyüş

Foto: Tina Rolf

Efendim, dalgakıran, adı üzerinde zaten, denizin, dalgaların şiddetinden limanları, tekneleri, kıyıdaki yapıları, yolları vs. korusun diye yapılan uzun sete deniyor. Çoğunlukla kayalar kullanılıyor ama günümüz teknolojisinde, kalıplarla üretilmiş beton bloklar da aynı işi pek güzel görüyor. Çoğumuzun çok iyi bildiği, Haydarpaşa önündeki uzun dalgakıran, çok iyi bir örnek. Haydarpaşa’daki deniz ulaşımını lodosun etkisinden koruması için 1899’da inşa edilmeye başlanan bu uzun dalgakıran, dönemin padişahı II. Abdülhamit zamanında yapılmış. Üzerindeki kurgan benzeri üçgeni andıran yekpare mermer anıt da yine Sultan’a ithaf edilmiş. Üzerinde bir kitabe varmış ama bildiğim kadarıyla şu an yok.
Şöyle yazıyormuş:
Revnak Efzayı Sediri Şevket 
Masiri Osmani Essultan İbni
Sultan Elgazi Abdülhamid Han
Sani Hazretlerinin Yirmi
Beşinci Sene-i Devriye-i Cülusı
Hümayunlarının Hatıra-i Fahiresi
Olmak Üzere Anadolu Demiryolu
Şirketi Osmaniyesi Tarafından
İşbu Amud Teyemmünen Rekz Olunmuştur
1318(1900)
Yazıdan da anlaşılacağı gibi, Abdülhamid’in tahta çıkışının 25’inci yıldönümüne denk gelmesi planlanan bir açılış varmış ve bu nedenle üzerine 1900 yazılmış ama tabii inşaat yetişmemiş ve açılış 1902’de yapılmış. 200 metre uzunluğundaki bu dalgakıran, Haydarpaşa ve çevresini, lodosun yarattığı etkili dalgalardan koruyor. Yüz yılı aşkın süredir ve kim bilir daha ne kadar zaman korumayı sürdürecek.

FARKLI MI KULLANIYORUZ ACABA?

Mendirek üzerinde küçük bir yürüyüş

İtalya’nın Vernazza mendireği. Foto: Victor Mancini.

Peki mendirek nedir? Genellikle barınaklardaki dalgakıranlara mendirek diyoruz (ama doğru mu yapıyoruz, ona bakacağız şimdi); örneğin, barınağın kısa dalgakıranına ‘tali mendirek’, uzun olanına da ‘ana mendirek’ adını veriyoruz. Resmi yazışmalarda, liman planlarında, çizimlerde vs. böyle bu. Yani bizim mevcut kullanımımızdan şöyle bir anlam çıkıyor: Uzun set bir ucunu karaya dayamışsa mendirek, iki ucu da denize uzanıyorsa dalgakıran. Ama bu doğru değil. En azından sözcüğün tarihsel gelişimine baktığımızda doğru değil. O zaman doğrusu ne?

NEYMİŞ BU MENDİREK?

Mendirek, dalgakıran yapılarak oluşturulan limanın/barınağın tamamına verilen isim. Fotoğraflarda da göreceksiniz; Mesela kayıkların, teknelerin yanaştığı bir yer var ama dalgalara açık, rahatsız bir yer. Teknelerin rahat bağlanması-ayrılması, insanların teknelere rahat inip-binmelerini sağlaması için o bölgeyi dalgakıranlarla çeviriyorlar, böylelikle orası bir ‘liman’ oluyor. İşte dalgakıranla koruma altına alınmış o limanın tamamına mendirek deniyor. Bu arada liman da, ille de vinçlerin, teknolojik yapıların, siloların falan olduğu yere ödenmiyor. Liman, teknelerin sakince demir atıp yatabildikleri (teknenin demirde durması haline yatmak denir) korunaklı yere verilen isim. Örneğin Gökova Körfezi’nde ‘İngiliz Limanı’ diye bir koy vardır. Bilenler bilir, Bördübet Limanı vardır. Bunlar aslında birer koydur. Koydurlar ama hâkim rüzgârlara ve dolayısıyla onların yarattığı dalgalara karşı korunaklı oldukları için onlara liman denir.

AKDENİZ’DE BİLİNEN BİR SÖZCÜK

Mendirek üzerinde küçük bir yürüyüş

Evliyâ Çelebi’nin tanımına göre Girne Limanı’nın içindeki, bize göre sağda, kuleye mendirek deniyor.

Mendirek sözcüğünün orijini Yunanca. (Ama bu konuda da birazdan kafamızda bir şüphe uyanacak.) Mandrakion olan sözcük, ‘küçük teknelerin güvenle yatabilecekleri koy’ anlamında kullanılmaya başlanmış ve bu konudaki bilinen ilk yazılı kayıt, 6. yüzyılda Kartaca limanını anlatan Prokopios’a ait. 16. yüzyıldaki kayıtlarda ise neredeyse bütün Akdeniz ülkeleri kullanmış sözcüğü. İtalyanca’ya ‘mandracchio’ olarak geçmiş mesela.

EVLİYÂ ÇELEBİ’YE GÖRE...

Mendirek üzerinde küçük bir yürüyüş

Kanada’daki dalgakıran Foto: Ron Whitaker

Ancak sözcük anlamı bunlarla sınırlı değil. Bizim tatlı dilli çok bilgili Evliyâ Çelebi’miz, ünlü Seyahatnâmesinin 8. kitabında Mora bölgesini anlatırken bakın ne diyor: “Bu diyarda, bir boğaz ağzında veya bir dağda karakolhane gibi yapılan kulelere kastel, liman ağızlarında ve liman ortalarında yapılan kulelere mendirek derler.” (Günümüz Türkçesiyle Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, YKY Yay. 1. Baskı 2011, 8.Kitap, 1.Cilt, s.280)
Bu arada adı geçmişken saygıyla analım ve geçmişin kadir bilmezlerine sitem edelim. 1611’de dünyaya gelen ve öldüğü 1682’ye kadar gezen, bu gezilerini anlattığı 10 ciltlik dev ve eşsiz bir eser bırakan Evliyâ Çelebi’nin bugün bir mezarı yok! Muhafazakârlık lafla olmuyor işte.
Çelebi’den öğrendiğimiz kadarıyla Mora bölgesinde (Yunan dilinin konuşulduğu topraklarda) liman ağızlarında ve ortalarında yapılan kulelere mendirek deniyormuş. Ama sanırım Evliyâ Çelebi’nin atladığı bir şey var. Liman ortasına kule yapılıyorsa, o kuleye yürümek, malzeme taşımak için de bir sete gereksinim var. Acaba o yapının tamamına mı mendirek deniyordu, yoksa sadece kuleye mi? Çelebimiz eseri boyunca zaman zaman bize böyle güzel oyunlar oynar, bizi düşünmeye sevk eder.

UZAKLARA YOLCULUK

Mendirek üzerinde küçük bir yürüyüş

İstanbul Haydarpaşa önündeki dalgakıran

Dedik ya, mendirek sözcüğü Yunanca kökenli. Ama kültürler arası iletişim ve alışveriş, daha önce de pek çok yazıda değindiğimiz gibi, ‘köken’ kavramını hayli esnetebiliyor. Şimdi lütfen sıkı durun. Farsça’ya atlıyoruz. Yani Akdeniz’in ortasından, küt diye doğusuna geçiyor, geçmekle kalmıyor, karaya çıkıp Basra Körfezi’ne gidiyoruz. Kuş uçuşu 1300 deniz mili civarında, epey bir yoldan söz ediyoruz. (Unutmayalım ki kimse tarihte kuş gibi dümdüz uçup gitmedi o yollarda.)
Farsça’da ‘bender’ diye bir sözcük var. Ticaret yeri, işlek ticaret iskelesi anlamına geliyor. Ve, ‘küçük iskele, liman ve boğaz ağzına yapılan küçük kale’ anlamına gelen Farsça sözcük ise BENDEREK!

Mendirek üzerinde küçük bir yürüyüşFenike-Kartaca hattı

Buyurun ayıklayın pirincin taşını! Altıncı yüzyılda Prokopios’un Mandrakion dediği yer, Kartaca limanı. Kartaca limanını kim kurdu? Fenikeliler. Fenikeliler nereden geldi? Bugünkü Lübnan, batı Suriye gibi özetleyebileceğimiz topraklardan. Peki, sonradan tarihin en büyük denizcileri olarak adlandırılan Fenikeliler, yani Kenanlıların anavatanları neresiydi? Tarihçilere göre Mezopotamya. Farsça nerede konuşuluyor? Mezopotamya’da!
Bu ille de böyledir, kesinlikle böyle gelişmiştir demiyorum. Ama insanın kafası da karışmıyor değil. Yazdım ki, sizin kafanız da benimki kadar karışsın, hep birlikte hunileri takıp dolaşalım. Şaka bir yana, çok keyif aldığım sözcüklerin tarihi arasındaki yolculuğuma tahammül ettiğiniz için gönülden teşekkür ederim. Hayatın haşin dalgalarına karşı dalgakıransız
kalmayasınız e mi? Sağlıcakla...

BU HAFTA SONU HAVA VE DENİZ

HUNHAR BİR POYRAZ GELİYOR

Bugün hava güzel, tadını çıkartmak lazım. Çünkü yarın çok ciddi bir poyraz bindiriyor Güney Marmara’ya. 45-50 milleri göreceğimiz bir havadan bahsediyorum. Tabii hem üşütecek, hem esip gürleyecek. Fırtına pratiği yapmak isteyenler olabilir ama Kuzey Buz Denizi’ne veya Güney Okyanusu’na gitmeyi planlamayanların bu havada böyle bir pratik yapmaları çok da şart mı, bilemiyorum. Limanda kalmak daha iyi olacak gibi. Üstüne bir de yağmur yağacak ki işin tadını tuzunu kaçıran bir şey. Yani, Güney Marmara ve aslında Marmara’nın geneli için hiç de sevimli bir hafta sonu olmayacak gibi. Demem o ki, kestane kebap, yemesi sevap. Tüm denizcilere selamet dilerim. #tayfuntimocin

X