"Tayfun Timoçin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tayfun Timoçin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tayfun Timoçin

Huzurun anahtarı uyum

Nasıl nefes alıyorsunuz şu an? Hızlı mı? Yoksa yavaş mı? Sanıyorum ben soruyu sorana kadar farkında bile değildiniz. Çünkü ‘evlerden ırak’ bir rahatsızlığınız yoksa, vücudunuzun bir ritmi vardı. Kendi içinizde uyum içindeydiniz. Sorarak, bu ritmi bozmuş olabilirim.


Huzurun anahtarı uyumEvrenin/doğanın uyumunu bozduğmuzda başımıza gelmedik kalmıyor. Denizde de bu böyle. Fotoğraf: Kristel Hayes

Şimdi, sırf ben sordum diye durup dururken daha hızlı nefes almaya çalışsanız kalp ritminiz de hızlanacak, ardından başka sorunlar belirmeye başlayacak vs. Daha yavaş nefes almak da ayrı dert. Yani aslında uyumun dışına çıkmak her zaman sorun. Doğanın/evrenin her zerresi için geçerli bu. İnsan, ağaç, ‘cansız’ dediğimiz gezegen ve yıldızların devinimleri, her şey ama her şey uyum içinde. Bu uyum bozulduğunda, zincirleme olarak bozulmalar da başlıyor. Mesela insan, fabrika bacalarıyla, egzozlarla, klorofolorokarbon (CFC) gazlarıyla, lüzumsuz tüketimi ile atmosfere ısıyı pompalayıp durdu (halen de duruyor), dünyayı sarmalamış olan atmosferimiz ısınmaya başladı, doğal denge ve uyumun mükemmel birer parçası olan buzullar başladı erimeye, deniz seviyesi başladı yükselmeye, okyanus akıntılarının ısısı değişmeye başladı ki okyanus akıntılarıdır atmosfer olaylarının ana aktörlerinden biri, haliyle ‘havalar bir tuhaf oldu’ dememize yol açacak pek çok olayla karşılaşır olduk. İki hafta önce Fransa 45 dereceyi gördü vs. vs. vs. Neden? Uyumu bozduk da ondan.

HEP DAHA FAZLASI...

Evrenin ve doğanın (ki özde ikisi de aynı şey aslında) içindeki uyum, ‘sorunsuz’ hayatın belki de tek anahtarı. İnsan dışında hiçbir varlığın bu uyumu bozmakla ilgili bir derdi yok. Peki insan ne diye bozuyor bunu? Farkında değil mi bindiği her dalı tek tek kestiğinin? Farkında elbette ama kendine engel olamıyor çünkü insanın önemli bir kusuru var: ‘Hep daha fazlasını istemek.’ Ormanları yok edip tarla açmak açlık korkusundan değil, daha fazla para kazanma isteğinden mesela. Açılan tarlalara uyduruk plan değişiklikleri ile imar çıkartıp oraları beton ormanına çevirmek de öyle. Her şeyin daha fazlası için yapamayacağımız yok neredeyse. Afrika’ya gidip bir aslan öldürdükten sonra kafasını doldurtup duvara asmak nedir örneğin? Eline tüfek alıp hayvan öldürmek çok mu cesur yaptı seni? Cesaretinle övünmek, duvarındaki doldurulmuş aslan kafasıyla ‘daha fazlasını’ kazanmaya yeltendiğin prestij için daha iyisini yapmak istiyorsan tüfeksiz çıksana aslanın karşısına! Hani, doğanın aslanı senin karşına çıkarttığı gibi yani. Adil olsun karşılaşmanız. Bak o zaman o kafa belki bir şey ifade edebilir. ‘Daha fazla’ petrol için binlerce kilometre öteden savaş çıkartmak, buna da ‘demokrasi getirme’ kılıfı uydurmak nedir? Kargalar bile gülmeyi bıraktı da ‘Ya sabır!’ çekiyorlar artık böyle laflar karşısında. Hep daha fazlası, hep daha fazlası... Böyle böyle yitiriyoruz uyumu işte.

Huzurun anahtarı uyumYaklaşıyorsa fırtına, önlem al ve uyum sağla. Fotoğraf: Thomas Lipke

KONUNUN DENİZLE İLGİSİ

Huzurun anahtarı uyumŞu uyuma, güzelliğe bakar mısınız lütfen.  Fotoğraf: Aaron Burden

Peki tüm bunların denizcilikle ilgili nedir? Emin olun evrende/doğada her şey birbiriyle ilgili. Hiçbir şey ayrı, bağımsız, alakasız değil. Hepimizin bildiği bir örnekten gidelim. Poyraz Güney Marmara kıyılarına doğru denizi sürükler. Eğer hava sertse, bu sürüklenen deniz iri dalgalara dönüşür. Poyraz coştukça dalgalar da coşar. Dalgalar, rüzgârla uyumludur. Hiç rüzgâr yokken dalga yoktur. Niye olsun?

FINDIK KABUĞU

Huzurun anahtarı uyumDoğadaki uyum ne muhteşem. Fotoğraf: Joey Kyber

Deniz taşıtları da elbette bu uyumun birer parçası olmak durumundadır. Bir fındık kabuğunu hayal etmenizi rica ediyorum. Dünyanın en küçük kayığı olarak kabul edebiliriz onu. Dalgalar ne kadar büyürse büyüsün, fındık kabuğumuz dalgalarla birlikte yükselip alçalır, rüzgâr ve akıntıyla oradan oraya sürüklenir. Hava ve deniz sakinleştiğinde, o minicik fındık kabuğunu nasıl bıraktıysanız aynen öyle bulursunuz. Peki daha büyük ve insan yapımı deniz araçları neden farklı olsun? Rüzgârdan faydalanan bir yelkenli, doğayla uyum içinde kaldığı sürece ‘huzurlu’ bir seyir yapar. Bu noktada bir parantez açalım: Eğer spor yapılıyorsa, diyecek sözümüz yok. Spor, daha hızlı, daha seri olmayı gerektirir, bu nedenle limitler zorlanır. Bizim konumuzda başrollerde ‘huzur ve güvenlik’ olduğundan, spor konumuzun dışında.

NE DEĞİŞEBİLİR?

Ne diyorduk? Evet, yelkenli bir teknenin doğayla uyumu müthiştir. Rüzgâr tekneye yol aldırır, tekne dalgaların üzerinde iner çıkar ve yol almaya devam eder. Zaman zaman bana gelen sorulardan biridir: “Şu tekneye kaç beygir motor takarsak kaç mil yapar?” Bilmem bilir misiniz, teknelerin yapabilecekleri hızın bir üst sınırı vardır. Yani, daha güçlü motor takınca tekne daha hızlı gitmez. Bazı şeylerin ‘daha fazla’ olmasına olanak yoktur. Diyelim çok paranız var. Öyle ki, sabah kahvaltısını Paris’te yapmak, öğle yemeğini Viyana’da, akşam yemeğini de Prag’da yemek ve uyumak için İstanbul’daki evinize dönmek lüksüne sahipsiniz. Ama paranızı bine katlasanız bile sabah kahvaltısını Mars’ta, öğle yemeğini Venüs’te, akşam yemeğini Jüpiter’de yiyemezsiniz. Olmaz. Yani daha fazla para, daha daha daha uzağa gitmeyi mümkün kılmaz. Tıpkı bunun gibi, daha büyük motor veya çok daha fazla rüzgâr, bir teknenin daha hızlı gitmesini sağlamaz. Meraklısı için formülünü de vereyim: İster yelkenli, ister motorlu olsun, teknenin su hattı boyuna (yani tekne duruyorken denizin bir çizgi oluşturduğu dış yüzeyinin uzunluğuna) L dersek, 2,43 x √L formülü uygulanır. Yani tekne su hattı boyunun karekökü ile 2,43’ü çarpar, o teknenin ulaşabileceği en yüksek hızı buluruz. Örneğin 10 metre su hattı boyu olan bir tekne 2,43x√10 = 7,68 mildir. O tekne, daha hızlı gitmez! Motor niyetine yolcu uçağı motoru taksak da gitmez! İsterse rüzgâr 250 mille essin, yine gitmez!

Huzurun anahtarı uyumUyum içinde bir yelken seyri. Fotoğraf: Alin Meceanu

BİZE DÜŞENLER

Tekne, her işi kendi kendine yapamaz elbette. Üzerindeki insana, ki ona denizci diyebiliriz, görevler düşüyor. Uyumu sürdürebilmek için gerekli görevler bunlar. Rüzgâr arttıkça yelken alanını küçültmek, bu görevlerden biri. Uyumu sürdürmek için gerekli bir şey bu. Çünkü rüzgâr abandıkça yelkenlere, tekneyi yana doğru yatırır. Çok sıkıntılı bir şey değildir bu ama kimse fazla eğimli bir yüzeyde yaşamak istemez. Hareket etmesi de, yürümesi de zordur çünkü. Demin dediğimiz gibi rüzgârın haddinden fazlasının da hiçbir yararı yoktur. Tek yaptığı, tekneyi fazla yatırıp huzurumuzu kaçırmaktır. Yukarıda verdiğimiz örnekteki gibi o teknenin gidebileceği en yüksek hız zaten bellidir.
Daha fazla rüzgâr alıp daha hızlı gidelim dersek, daha hızlı gidemeyiz ama huzurumuz kaçar!
Gelirimiz belliyken, daha lüks yaşayalım dersek, -lüks birşeyler satın alsak da- daha lüks yaşayamayız ama huzurumuz kaçar!
Petrolümüz varken daha fazlası için el aleme savaş açarsak, daha fazla petrolümüz -belki kısa bir süreliğine- olmaz ama dünyanın huzuru kaçar!
Yiyecek ekmeğimiz varken, evimizde daha fazla ekmeğimiz olsun diye, yiyemeyeceğimiz kadar çok ekmek alırsak hiçbir işe yaramaz ama ekmeğe ihtiyaç duyan başkalarının huzurunu kaçırırız, dolayısıyla bizimki de kaçar!
Bu konuyu daha yüzlerce sayfa uzatabilirim ama huzurumuz kaçar! Bu nedenle burada duralım. Demem o ki dostlar, evrende, doğada her şey uyumla güzeldir. Denizde de öyledir, evimizin içinde de. Uyum içinde günler dilerim.

AĞUSTOS DEYİNCE

Ağustos, bende ve birçok insanda bazı duyguların kıpırdanmasına neden olur. ‘Zafer’ gelir aklıma. Kurtuluş Savaşı destanının taçlandığı gün olan 30 Ağustos gelir... Hepimizin bayramıdır 30 Ağustos. Üzerimize çöken işgalci karabasanı def ettiğimiz günün yıldönümüdür. Şimdiden heyecanı sardı bile. Bayraklarımızı hazırlamaya ve o gün şehirde gerçekleşecek kutlama programlarını takip etmeye başladık bile. Elbette bu köşede de kutlayacağız. Ne şanslı ve mutlu bir milletiz ki, bize zaferler kazandırmış, bağımsızlığımızı ve özgürlüğümüzü vermiş Atatürk’ümüz ve onunla birlikte cepheden cepheye koşmuş dedelerimiz var. Onlarla ne kadar gurur duysak, ne kadar şükran duysak azdır. Şimdiden kutlu olsun.

BU HAFTA SONU HAVA VE DENİZ

ÖNEMLİ BİR DEĞİŞİKLİK YOK

Hava sıcaklıklarında önemli bir değişiklik yok. Rüzgâr da poyrazdan orta kuvvette devam ediyor öğleden sonraları. Yağış da beklenmiyor. Velhasıl kayda değer bir değişiklik beklenmiyor bu hafta sonu. Herkese bol neşeli günler dilerim.

 

X