"Tayfun Timoçin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tayfun Timoçin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tayfun Timoçin

Görkemli direkler, görkemin ardındakiler

PÜF NOKTASI

O koca koca direkler, tek başlarına öyle dimdik durabilirler mi? Aman efendim, ne mümkün!

Görkemli direkler, görkemin ardındakiler

Bir limana veya marinaya gittiğimizde, yelkenli teknelerin direkleri dikkatimizi çeker. Uzun uzun direkler, görkemli bir şekilde göğe yükselmektedirler. Hepsi uzundur, kimi daha uzundur, kimileri çok uzundur, kimileri ise upuzun. Direkler, teknelere görkem katarlar. Uzaktan bakınca çok büyüleyicidirler.

‘HAYLİ AĞIRDIRLAR’

Ama -bilenler bilir- hiçbir direk tek başına öyle dimdik duramaz teknenin üzerinde. Direkler, çoğu alüminyumdan üretilen donanımlardır (başka malzemelerden de üretilenleri vardır), tabanlarını teknenin bir tarafına yaslarlar. Ne kadar hafif malzemeden üretilmiş olurlarsa olsunlar, tekne boyundan uzun oldukları için hayli ağırdırlar. Onca ağırlığın, fiber gibi esneyebilen, hatta kırılabilen bir malzemenin içinde öylece eğilip bükülmeden durması olanaksızdır. Ne kadar görkemli görünürlerse görünsünler, ne kadar ihtişamlı olurlarsa olsunlar, direkler, o göğe yükselişlerini boylarına ama endamlarını başka yardımcı donanıma borçludurlar.

DESTEK OLUR

Görkemli direkler, görkemin ardındakiler

Direkleri, düşmesin, eğilip bükülmesin diye çelik halatlar tutar. Biri baş taraftan (baş ıstralya denir), bir başkası kıç taraftan (kıç ıstralya denir) çekelerken, yanlardan da en az iki tel, ki bu tel adedi direk boyuna göre artar, bu endamı sürekli ve sağlam olması için destek olur.
Direkler, uzaktan görünür ve insanın dikkatini çekerler. Bize görkemli gelirler. Onların ayakta durmalarını sağlayan teller ise uzaktan fark edilmezler bile. Görkemin asıl mimarlarıdırlar ama yanlarına yaklaşana kadar hiç dikkat çekmezler.
Denizciliğin dışında kalan hayatın tamamında bu durumla ilişkisi kurulabilecek, benzer binlerce örnek vermek mümkün. Bir siyasetçiyi ele alalım mesela. Günde birkaç il ziyareti, mitingler, toplantılar, başka siyasetçilerle görüşmeler, daha neler neler. Bu kadar işe güce nasıl dayanıyor bu kafa ve beden diye düşünürüz bazen. Oysa konuşmalarını hazırlayan bir ekip vardır (biz hiç görmeyiz ve tanımayız bu ekipleri), seyahatlerini düzenleyen bir başka ekiptir, giyimine kuşamına başka bir ekip özen gösterir, sağlığıyla ilgilenenler ayrıdır vs. Görünürde görkemli bir kahraman vardır ama o görkemi sürekli kılmak için gece-gündüz çaba gösteren koca bir ekip mesai harcamaktadır. Direk ve teller ilişkisi devam eder durur.
Bir de bana göre yanlış bir benzetmeye bakalım. Geleneksel Türk aile yapısında erkek için kullanılır “evimin direği” tanımlaması. Ama lütfen elimizi vicdanımıza koyup düşünelim: Çoğunlukla erken göçen erkeklerdir değil mi? Erkek gittiğinde yuvanın başına -genel olarak- bir iş gelmez ama kadın giderse “yuva” ciddi anlamda deformasyona uğramaz mı? Bana katılmayanlar olacaktır kuşkusuz. Lakin, evin bir direği varsa, bütün emeği, çabası, neredeyse 24 saat hiç bitmeyen mesaisi ile o direk, kadın olmalıdır. Bence. Ama en doğrusu sanırım erkek ile kadının yekvücut kabul edilmesi, ikisinin birlikte tek direk kabul edilmesi olacaktır. Tıpkı, eskinin ahşap yelkenli gemilerinde uzun direklerin, birkaç parçadan oluşması gibi.
Daha örnekleri sıralamak mümkün. Ama sanırım hayatta hiçbir görkemin tek başına var olmadığını görmek için, arada yelkenlilere bakmakta yarar var. Çünkü yelkenlilerden de, en az denizden olduğu kadar alınacak çok ders var.

DENİZLİ TÜRKÜLER

UZUN OLUR GEMİLERİN DİREĞİ

Görkemli direkler, görkemin ardındakilerUzun uzun direklerden söz edince insanın aklına ister istemez -çok ilgili olmasa dahi- bu türkü geliyor. Çetin Bozalan’dan alınan Ah Bir Ataş Ver türküsü, gerçekten çok dokunaklı. Hele bir de Dumlupınar Denizaltısı’nın hüzünlü öyküsü ile birleşince insanın ciğerine iyice işliyor doğrusu. 1953 yılında bir şileple çarpıştıktan sonra Çanakkale Boğazı Nara Burnu önlerinde batan Dumlupınar’ın içinde mahsur kalan 22 denizcinin, şehit olmadan önce hep birlikte söyledikleri bu içli türkü, ne zaman duysak tüylerimizi diken diken eder. Ancak internette türkünün öyküsünü ararken karşımıza hep bu Dumlupınar hadisesi çıkıyor. Oysa türkünün öyküsü o değil. bu öykü, sadece içinde Ah Bir Ataş Ver türküsü geçen bir olaya ait, yoksa türkünün yakılma nedeni ile ilgisi yok. İnternette neler var neler. Adını “tarihle” ilişkilendiren bir sitede Nara Burnu yerine Lara Burnu bile demişler. Oysa malum, Lara, Antalya’da bir plaj adı. Burnun adı ise Nara. “İnsana nara attırıyor” gibisinden hani. Çetin Bozalan’dan alınan Ege türküsünü birlikte hatırlayalım. (İçinde “uzun direk” geçiyor diye aldım buraya, hepimizi farklı içsel yolculuklara çıkartacaktır kuşkusuz.) Küçük bir not düşmeliyim: Türküde geçen “ah vur ataşı gavur sinem ko yansın” cümlesindeki “gavur”, gayrı Müslim anlamındaki gâvur değil. Kavur sözcüğünün yerel ağzı sadece. Sigaranın cigara olması gibi. Yani “yak ateşi, bırak yansın sinem” demeye geliyor bu cümle.

Ah bir ataş ver cigaramı yakayım
Sen salın gel ben boyuna bakayım
Uzun olur gemilerin direği
Ah çatal olur efelerin yüreği
Ah vur ataşı gavur sinem ko yansın
Arkadaşlar uykulardan uyansın
Uzun olur gemilerin direği
Ah çatal olur efelerin yüreği

YENİ KİTABIMI TAKDİMİMDİR

Görkemli direkler, görkemin ardındakilerDeğerli dostlar, yeni kitabım en geç Mart ayının hemen başında tüm kitapçılarda yer alacak. Bir yazarın en heyecanlandığı zamanlardır bu bekleyişler. İnsanın kendi kendine reklam yapması hoş değil belki ama heyecanımı mazur göreceğinizi umuyorum. Hem belki, konuya ilgi duyanların haberdar olmalarını da sağlamış olurum böylelikle. Hiç lafı uzatmadan, kitabın içeriğiyle ilgili ana mesajı en iyi veren arka kapak yazısını paylaşıyorum hemen.

ERKEK DENİZİNDE KADIN GEMİLER

Kadınların toplumsal yaşamdaki yerini kim belirliyor? Kendileri mi? Yoksa erkekler mi?
“Denizde neden daha çok erkek görüyoruz, neden kadınlar daha az?” sorusuna yanıt ararken ortaya çıkan tablo hiç de iç açıcı değil: Kadınlar, sadece gemilerde/teknelerde değil, zaten nerede daha fazlalar ki? Erkekler nerede, ne kadarına izin vermişler, tıkadıkları yolları ne kadar açmaya çalışmışlar ki? Erkek Denizinde Kadın Gemiler işte bu tabloyu tarihsel kanıtları ve tanıklarıyla gözler önüne seriyor.
Denize açılan herkes bilir ki, seyir sırasında kuralları deniz koyar. İstediği zaman rüzgârıyla çullanır, istediği zaman gürler, istediği zaman uğuldar, istediği zaman da sükûnete bürünür. Denizci ya da gemi, denizin bütün hallerine ayak uydurmak, uyum sağlamak zorundadır. Denizin kurallarına boyun eğerek, onun gücü önünde şapkalarını çıkartıp ceketlerini ilikleyerek hayatta kalmayı sürdürür gemiler.
Erkekler belki de binlerce yıldır “kadın, deniz gibidir” deyip duruyorlar.
Ama aslında “deniz gibi” olan erkekler!
Kural koyan, “denizci” veya “gemi” olarak kabul edebileceğimiz kadınların hayatlarını zorlaştıran, esen, gürleyen, uğuldayan ta kendileri.
İzin veren, lütfeden, hem arzı hem de talebi belirleyen ve hükmeden onlar.
Erkek denizinde boğuşup duruyor kadın gemiler.
Erkeklerin yarattığı dünyada, hayatta kalmaya çalışıyor kadınlar. Dünya nüfusunun bir yarısı, diğer yarısı üzerinde haksızca hüküm sürüyor.
En başından beri!

BU HAFTA SONU HAVA VE DENİZ

RÜZGÂRSIZ HAFTA SONU

Bugünden yarına bölgemizin üzerine yerleşen yüksek basınç, serinliği hissettirecek. Lakin hiç rüzgâr olmaması, soğuğu daha fazla hissetmemize engel olacak. Rüzgâr olmaması, elbette yelkencilerin hoşuna giden bir durum değil. Ama balıkçılar ve motoryatçılar için son derece sevimli olduğunu kabul etmek gerekir. Serinlik, yağmur bulutlarının üzerimizden yavaş yavaş çekilmesiyle birlikte pazardan itibaren yerini ılıklığa bırakacak gibi görünüyor. Tabii geceleri ayrı, henüz kışın ortasındayız. Sıfırdan henüz uzaklaşmış değiliz yani. Don ihtimaline karşı dikkatli olmakta yarar var. Deniz suyu ise Marmara’da 8-9 derece santigrat civarında. Sağlığınız yerinde, neşeniz daim olsun. #tayfuntimocin

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI