"Tayfun Timoçin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tayfun Timoçin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tayfun Timoçin

DENİZE DAİR SIKÇA SORULAN SORULAR

Tanıyanların vazgeçemediği, tanımayanların uzak durduğu denize dair bazı temel soruları gözden geçirelim birlikte.

DENİZE DAİR SIKÇA SORULAN SORULAR

İrili ufaklı her boy tekne insanlar için var. Peki insanlar ne için var. Foto Geran de Klerk

Bizim kişisel hayatımızda pek yeri olmayabilir ancak toplumsal hayatımız ve genel anlamda insanlık tarihi, yani bütün insanlığın tarihi, doğrudan denizle bağlantılıdır. Bugün uçaklarımız var, iş için denizleri geçmemiz gerektiğinde yelken açan bir gemi aramıyor, havaalanına gidip konforlu uçağımıza binerek birkaç saatte hedefimize ulaşıyoruz. Haftalar süren yolculukları artık saatler içinde yapabiliyoruz. Eğer ille de deniz seyahati yapılması gerekiyorsa; mesela Marmara içinde deniz otobüsüne/feribota binmemiz gerekiyorsa, onlar da artık 8-10 mil gibi düşük hızlarda değil, 25-35 mil arası yüksek hızlarda yol alıyorlar. Örneğin Bursa kıyılarından İstanbul’a yelkenli bir tekneyle gitmek, en iyi durumda 6-7 saat sürer (yarış tekneleri hariç) ama feribota bindiğimizde artık 2 saat bile sürmüyor. Bugün yelkenli, motorlu veya kürekli denizcilik sadece denizin tadını çıkartmak, zevk almak için yapılıyor. Spor da aynı kapsamdadır.

İKLİMİ DENİZ ŞEKİLLENDİRİR

DENİZE DAİR SIKÇA SORULAN SORULAR

Pırıl pırıl bir denizin üzerinde olmaktan güzel ne olabilir. Foto Darko Pribeg

Tüm bu gelişmelere karşın deniz bizim için halen çok şey ifade ediyor. Mesela balık yiyebilmemizin halen tek yolu. Dünyanın iklimlerini okyanuslar şekillendiriyor. (Bu nedenle küresel ısınma kutup buzlarını eritince ve eriyen buzlar okyanusun sıcaklığını değiştirince bilim çevreleri ve akıllı insanlar paniğe kapılıyor. İklim doğrudan etkileniyor bu değişikliklerden.)

DENİZİN VE HAVASININ YARARLARI

DENİZE DAİR SIKÇA SORULAN SORULAR

Oh be! Oliver Sjostrom

İşin sosyolojik ve psikolojik boyutları ise bambaşka önemi haiz. Şehirlerin beton duvarları arasında huzur bulmak mümkün değil, ilk fırsatta çoğumuz kendimizi deniz kenarına atıyoruz. Sahil kasabaları hafta sonlarında neden ana baba günü oluyor dersiniz? Sadece bakması bile güzel de ondan. “Gidip bir deniz havası alalım” demeyen kaç kişi vardır ki? Çünkü denizin kendine ait “havası” vardır. Ve o havada inanılmaz şifalar gizlidir. Bakınız küçük bir derlemeyi aktarayım. Deniz havası ne yapar?
-Oksijeni ve ozonu boldur, solunum yollarını temizler.
- İçinde mikrop, bakteri yoktur.
- Depresyon ve stresi azaltır.
- İyot içeriği ile guatr (tiroit vasıtasıyla) rahatsızlıklarına iyi gelir.
- Beynimizin daha iyi çalışmasını sağlar.
- Metabolizmayı hızlandırır, kan dolaşımını rahatlatır.
- Buna bağlı olarak kalp ve damar hastalıklarına karşı iyi bir savaşçıdır.
- Cildi güzelleştirir.
- İyot içeriği kanserle bile mücadele eder, radyoaktiviteye karşı bile etkindir.
Daha çok var. Bunlar sadece birkaçı.

NEDENDİR?

DENİZE DAİR SIKÇA SORULAN SORULAR

Küreklere asılmanın mutluluğu. Foto Joakim Honkasalo

Peki, sadece havasıyla yetinmeyip gücü nispetinde küçük ya da büyük bir kayık/tekne alıp denizi daha çok yaşamak için çaba harcayanlara neden tuhaf bakar büyük çoğunluk? Denizin sessizliğini, dostluğunu, şifasını ve rahatlatıcılığını yaşamayı tercih edenler neden garip gelir kimilerine?

DENİZE DAİR SIKÇA SORULAN SORULAR

Kayıktaki tamirat bile bir çeşit meditasyondur, duyurulur. Foto Robert V. Ruggiero

SORULAR-CEVAPLAR

Yıllardır bu işin içindeyim. Ders vermek demeyelim ama bildiklerimi paylaştığım seminerlerim, sunumlarım vs. çok oldu. Konuyla ilgili kendi kitabım ve çevirilerim de olunca çok sayıda ilgiliden çok sayıda soru aldım, almayı sürdürüyorum. Elimden geldiğince de yanıtlamaya, yardımcı olmaya çalışırım. Aldığım soruların çoğu ömürlerinin büyük kısmında denizden uzak kalmış kişilerden geliyor. Denizden uzak kalmak derken, deniz havası alarak suya fiziksel anlamda yaklaşmış da olsa zihnen uzak kalmışlardan söz ediyorum. Biraz soru-cevap şeklinde ilerleyelim ve hangi yaşta olursa olsun denize yüzünü dönmeye, onunla daha çok ilgilenmeye karar veren insanların hayatında dönüm noktası oluşturan bazı ipuçlarına yakından bakalım. O insanlar ki, toplumda yaygın kanının aksine hepsi ‘zengin’ kategorisine girmez; büyük kısmı, ellerine geçen parayı yeni bir arsa ya da daire almak veya birkaç yılda bir arabasını yenilemek yerine, böylesi güzel ve bana göre doğru bir yaklaşımla değerlendirirler.

SORU: Deniz tehlikeli bir yer midir?
CEVAP: Tehlikeden ne anlıyoruz? Evimiz güvenlidir ama deprem riski yok mudur? Ya da yangın? Sular kesikken musluğu açık bırakıp evden çıkan ve eve gelince evinin parkelerini ve mobilyalarını yenilemek zorunda kaldığı öğrenen binlerce insanımız yok mu? Bursa’da çok iyi bilinen lodos zamanları soba zehirlenmeleri evde olmuyor mu? Tüm bunlara bakıp “ev tehlikeli bir yerdir” der miyiz? Hayır. Kendimizi en güvende hissettiğimiz yerdir evimiz. Evet denizin de riskleri vardır ama şunu özellikle vurgulamak isterim ki örneğin Bursa’nın merkezinden arabanıza atlayıp mesela Mudanya’ya “deniz havası” almaya giderken trafikte yaşanan riskler, bir denizcinin ömrü boyunca yaşadığı risklerden fazladır! Hem de katbekat! İddia ediyorum böyledir. Çünkü arabayla hızlı gidersiniz. Hele bir tekneye oranla çok daha hızlı gidersiniz. Üstelik sadece sizin nasıl gittiğiniz değil, diğer araçların nasıl gittiği de önemlidir. Sizin doğru düzgün bir sürücü olmanız yetmez, diğerlerinin de doğru düzgün olması gerekir. Denizde her şey çok daha yavaştır ve trafik, boğaz gibi belirli yerlerin dışında neredeyse yok seviyesindedir. Sadece çevreye bakınmanız ve az sayıdaki kuralı uygulamanız yeter. Ayrıca denizde radar da yoktur. Yani yelken açtığınızda, kürek çektiğinizde, “Hop arkadaş, fazla hızlısın” diyen bir mekanizma yoktur, olamaz.
SORU: Yaşım ilerledi. Benden geçmiştir sanırım. Bu yaştan sonra denizle ilgilenebilir miyim ki?
CEVAP: Eliniz ayağınız tutuyorsa, denizciliğin yaşı yok. 60’ından sonra bırakın normal bir tekneyi, küreği, yelkeni falan, rüzgâr sörfüne başlayan insan tanıyorum. Her şey zihnimizde. Kendi deneyimlerimden de artık biliyorum ki bir şeyi yapamayacağımı düşünürsem yapamıyorum, yapacağıma inanıyorsam yapabiliyorum. Bunun denizle, tekneyle, bisikletle vs. hiç ilgisi yok. Hep denir ya, istedikten sonra…

DENİZE DAİR SIKÇA SORULAN SORULAR

Her keseye göre bir deniz aracı mutlaka var. Foto Jp. Valery

SORU: Denizle uğraşmak, bir tekne sahibi olmak çok para! Yapabilir miyim acaba?
CEVAP: Bunu daha önce bir yazıda açıklamıştım ama zaman zaman tekrarlamak gerek. Demiyoruz ki asgari ücretle yaşayan bir aile gidip tekne almaya çalışsın. Becerebilirse ne âlâ ama bunun pek kolay olmayacağını biliyoruz. Eğer bu ailenin arabası yoksa ve alacak durumda da değilse, onlar için arabanın tipi, markası, yaşı da önemli değildir, hepsi onlara pahalı gelir değil mi? Ama ister krediyle ister hazır parasıyla araba alabilen birileri için farklı bakış açısı söz konusudur. Şu model mi, bu model mi? Üstünde cam tavan mı olsun, ses düzeni nasıl olsun vs. Şimdi bu tabloya bakıp ‘araba almak zengin işidir’ diyebilir miyiz? Denizden uzak insanlarımızın önemli bir kısmı, ‘para’dan dem vurur. Ama bir bakarsın içlerinde önemli kısmı, eline para geçtikçe tarla alır, daire alır, arabasını yeniler, altına yatırım yapar… Yastığının altında neler vardır neler ama ‘hayattan zevk almak’ için örneğin denizle ilgilenmeye gelince, ‘çok para’ diye bir mazeret uydururlar. Tıpkı, her şeye para bulup kitap okumama gerekçesini ‘ama kitaplar da çok pahalı’ diye açıklayan üzüntü verici kitlenin yaptığı gibi. (Okumazlar ama her şeyi de bilirler maşallah!) arkadaş, hiçbir şeyi öbür tarafa götürmüyoruz, farkındasınız değil mi? Öyle olsaydı firavunlar altın asalarını, piramitlerini falan götürürlerdi. Mumyalarının bezini bile burada bıraktılar! Yaşadım diyebilmek için sadece biraz bakış açısı değişikliği yeter de artar bile. Gücün neye yetiyorsa… Bırak gerisi kendiliğinden gelsin. Hem ille de bir tekne de şart değil, al bir olta, salla denize! Farkında olmadan nasıl rahatlayacağını gör.

SEVMEK VE KORUMAK

Diğer sorulara başka bir yazıda değiniriz. Şimdilik bu kadarla yetinelim. Bu kadar yararlı bir şey olan denizi, hayatımızda daha çok var etmenin yollarını ararsak bulacağımızdan hiç kuşkum yok. Ve denizin yararlarını bilen kitle genişledikçe, onu koruyanların da artacağından, en azından kirletenlerin azalacağından da eminim. Hayatınızda hep deniz olsun, neşeniz daim olsun.

BU HAFTA SONU HAVA VE DENİZ

MELTEM ETKİSİNİ SÜRDÜRECEK

Gök gürültülü ve kuvvetli sağanak yağışları yaşadığımız birkaç gün geçirdik. Yazın sıcağında gökten gelen derin ve etkileyici sesler, ona eşlik eden şimşek ve yıldırımlar, ardından bir anda bindiren kuvvetli yağış ilginç bir deneyim sunuyor. Kimseye bir zarar vermediği sürece eğlenceli bile olabiliyor bu durum. Bugün için de benzer bir olasılık var ama hafta sonu programı yapmak isteyenlerin endişelenmesine gerek yok zira cumartesi ve pazar günleri böyle bir durum (en azından şimdilik) beklenmiyor. Rüzgârsa, denizcilerin çok iyi bildiği tipik meltem özelliklerine sahip. Yani Güneş toprağı iyice ısıttıktan sonra kuvvetlenen, denizden karaya doğru esen havadan söz ediyoruz. Bizim bölgemizde poyraz olarak kendisini gösteriyor, Ege’de yıldıza, Güney Ege’de karayele, Anadolu’nun kıyı çizgisini takip ederek Doğu Akdeniz’e doğru ilerledikçe de günbatısı ve lodosa kadar yön değiştirebiliyor. Ülkemizin kıyı çizgisi boyunca kuzeyden güneye saat istikametinin tersine yön değiştirerek esen bu hava sistemine meltem diyoruz. Ürkütücü bir hava yok fakat toprağın fazla ısındığı kesimlerde rüzgâr sağanakları da ona bağlı olarak daha sert olabiliyor, yelkencilere duyurulur. Bölgemizde deniz suyu 25 dereceye kadar çıktı. Havamız da sıcak olmayı sürdürüyor. Herkese neşeli bir hafta sonu dilerim. tayfuntimocin.com

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI