"Tayfun Timoçin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tayfun Timoçin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tayfun Timoçin

Denizde bulduğum benim midir?

Son zamanlarda yine rastladık. Başıboş bir tekne bulundu ve kimileri, “Denizde bulduğun senindir, al senin olsun” gibi yorumlar yaptılar. Doğru değil. Bulduğumuz bir şeyin bizim olabilmesi için hayli çetrefilli yasal şartlar var. Bir şeye doğrudan el koymak, bizi basit bir hırsız yapabilir çünkü.

Denizde bulduğum benim midir

Yakın zamanda yine rastladık. Yanılmıyorsam Ege’de açıkta. İçinde kimsenin olmadığı bir sürat teknesi bulundu. Bulan kişiler, olayı sosyal medyada paylaşınca, pek çok yorum yapan oldu elbette. Bazıları, “Al senin olsun, denizde bulunan mal bulanındır” gibi şeyler söylediler. Böyle yaygın bir inanış var. “Denizde bulunan mal ganimettir” diyorlar. Ama gerçek hiç de öyle değil. Birisi cüzdanını düşürebilir, ben de bulabilirim. Ona el koymak veya sahibini aramak ya da bu amaçla güvenlik güçlerine teslim etmek tamamen benim vicdanımla ilgilidir. Ya basit bir hırsız olurum ya da doğru düzgün bir insan. Seçmek bana kalmıştır.

SAHİP ARAMAK

Denizde bulunan bir malın, karada bulunan bir maldan farkı elbette vardır. Aslında olay, ne bulduğunuzla ilgilidir. Denizde başıboş bir deniz topu bulursam, onun sahibini aramakla uğraşmam. Bunun vicdanla bir ilgisi yoktur. Kilometrelerce sahil şeridinin herhangi bir yerinden, hatta Ege’deysek, komşu adalardan birinden bile gelmiş olabilir. Deniz topunun üzerinde ne topun ismi yazar ne de kime kayıtlı olduğu. Onun sahibini bulmak, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’yı aramak veya Godot’yu beklemek gibi bir şeydir.
Deniz topuna benzese de, örneğin bir usturmaça bulursam, (teorik olarak usturmaçaların üzerinde hangi tekneye ait olduğu yazsa iyi olur) üzerinde de ait olduğu teknenin adı yazıyorsa, nezaketen çevredeki liman başkanlıklarına o tekneyi sorarım. İyi bir insansam, gider o tekneyi bulurum. Değilsem, el koyarım.

BİR SENARYO

Ama tekne veya gemi, deniz topu veya usturmaçaya benzemez. Her teknenin bir adı vardır, üzerinde koca harflerle yazar; bununla yetinilmez, o teknenin hangi limana ait olduğu yazar. Teknemize bu bilgileri yazmamışsak kabahatliyiz demektir. Basit bir senaryo kurgulayalım: İki kişi tekneyle açıldık, saçma bir şey yaptık ve ikimiz de denize düştük, tekne de bizden uzaklaşmaya başladı. Ne mutlu ki üzerimizde can yeleği vardı, başımıza başka kötü bir şey gelmedi ve bir süre sonra oradan geçmekte olan bir balıkçı teknesi bizi bulup kurtardı ve limana götürdü. Ancak bizim teknemiz o sırada çoktan gözden kaybolmuştu. Durumu yetkililere bildirdik, arama çalışmaları başladı ama yetkililer ararken, bizim başıboş teknemizi gören denizdeki birileri, baktılar teknenin içinde kimse yok, bağlayıp aldılar ve kendi limanlarına götürüp sahiplendiler! Bu kişiler, “Bana ne! Bana ne! Vermem! Bulduk, bizimdir” diyemez. Ne ulusal ne de uluslararası mevzuat buna izin verir. Kimsenin malına sırf bulduk diye el koyamayız.

BULUNAN MALIN YASAL DURUMU

Denizde bulduğum benim midir

Bakınız Medeni Kanun ne diyor: “Madde 769- Kaybedilmiş bir şeyi bulan kimse, malın sahibine, sahibini bilmiyorsa kolluk kuvvetlerine, köylerde muhtara bildirmek veya araştırma yapmak ve gerektiğinde ilân etmek zorundadır. Bulunan şey önemli ölçüde değerli ise, her hâlde kolluk kuvvetlerine veya muhtara bildirmek gerekir. Oturulan bir evde veya işyerinde ya da kamu hizmeti görülen yerde bir şey bulan kimse, bunu o yer sahibine veya kiracıya ya da kamu hizmeti görülen yerde denetim ve gözetim ile görevli olanlara teslim etmek zorundadır.”
“Önemli ölçüde değerli” ifadesine dikkat çekmek isterim. Deniz topu örneğini hatırlayınız. Naylon bir deniz topu kaç TL’dir? Peki ya bir tekne? Çok detaya gerek yok, hepimiz biliyoruz neyin ne olduğunu. O halde bir tekne, “önemli ölçüde değerli” kategorisine girer ve hiç kuşkusuz, Kanun’un söylediğine göre, onu bulursak mutlaka ve mutlaka kolluk kuvvetlerine bildirmemiz gerekir. Bildirmeden el koyarsak onu gasp etmiş yani suç işlemiş oluruz.

ZİLYETLİK

Biraz daha kanun çalışalım. Medeni Kanun, “bir şey üzerinde fiili hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir” der. Yani bir malın sahibi, mal ne olursa olsun, o malın zilyedidir. Zilyet, malını korumak için her türlü tedbiri alabilir. Kaybetmek, onun zilyetliğini ortadan kaldırmaz. Kaybolmuş malı bulmak da kimseyi zilyet yapmaz! “Madde 982- Başkasının zilyet bulunduğu bir şeyi gasbeden kimse, o şey üzerinde üstün bir hakka sahip olduğunu iddia etse bile onu geri vermekle yükümlüdür.”

PEKİ HİÇ Mİ MÜMKÜN DEĞİL?

Bulduğumuz bir şeyin sahibi bir türlü ortaya çıkmadı, bekledik bekledik, yok. O zaman ne olacak peki? Kanun buna da açıklık getiriyor:
“Madde 771- Bulunan şeyin maliki, ilân veya kolluk kuvvetlerine ya da muhtara bildirme tarihinden başlayarak beş yıl içinde ortaya çıkmazsa; bulan kimse, yükümlülüklerini yerine getirmiş olmak koşuluyla o şeyin mülkiyetini kazanır. Bulunan şey malikine geri verilirse, bulan kimse yaptığı giderlerin ödenmesini ve uygun bir ödül verilmesini isteyebilir.”

SÜREÇ NASIL İŞLER?

İyi de denizin ortasında bulduğumuz bir tekneyi sahibine nasıl geri vereceğiz? Nasıl olacak bu iş? Buraya kadar incelediğimiz mevzuat, bulunmuş mal ile ilgiliydi. Ancak olayın bir de denizde tekne bulmakla doğrudan ilgili tarafı var. Şimdi buna bakalım.
En başta da söylediğim gibi tekne bulmakla deniz topu bulmak aynı şeyler değil. Teknenin, eğer kaçak, hırsızlık malı vs. değilse üzerinde adı, limanı yazar. Bunlar, bulan için yol göstericidir. Tabii bulan, hırsız değilse.

BAŞIBOŞ TEKNE

Denizde bulduğum benim midir

Peki bir tekne neden başıboştur, hangi durumlarda başıboş kalabilir?
İçindekilerin başına bir şey gelmiş olabilir (Yüzmek için denize girmek fakat sonra yeniden tekneye çıkamamak dâhil)
Batıyor sanılarak terk edilmiş olabilir (Terk edilen teknelerin bir kısmı batmaz ve öylece dolaşmaya devam eder.)
Bağlı veya demirli olduğu yerde halat/demir koparmış ve serbestçe sürüklenmeye başlamış olabilir (kaza, fırtına, dalgalar vb. nedenlerle)
Sigortayı dolandırmak, çalıntı süsü verilmek için özellikle salınmış olabilir
Önce çalınmış, sonra terk edilmiş olabilir

ULUSLARARASI SÖZLEŞME

Denizde tekne bulmak ve onunla ilgili bir şey yapmak isteyen bilsin ki, “1989 Uluslararası Kurtarma Sözleşmesi” kapsamına girer. Bu sözleşme tüm denizleri ve tüm taraf ülkeleri bağlar, Türkiye Cumhuriyeti sözleşmeye 2013 yılında taraf olmuştur. (Kabul tarihi:14 Mayıs 2013, Kanun No.6480, Yayımlandığı Resmi Gazete 29 Mayıs 2013, Sayı:28661)
Bu Sözleşme gereği, herhangi bir deniz aracını, denizin ortasından alıp limana getirmek, sahibine teslim etmek vb. durumlar, “kurtarma” olarak isimlendirilir. Kurtarma olarak isimlendirilir çünkü bulunan teknenin mutlaka bir sahibi vardır. Sahipsiz tekne olmaz.
Belki bilirsiniz, tekne taşıyan gemiler vardır. Yelkenli teknenizle veya motoryatınızla diyelim Atlantik’i geçtiniz, Karayiplere gittiniz. Ama dönüşte aynı yolda seyir etmek istemiyorsunuz. Bu gemilerle anlaşırsınız, belirli bir ücret karşılığında geminizi Karayip’te bir yerden gemiye yüklerler, Akdeniz’de, genellikle İtalya’ya, belki de Yunanistan’a bir limana getirirler, siz de gider oradan alırsınız. Diyelim böyle bir geminin başına kötü bir şey geldi ve battı. Batarken de personeli, içindeki tekneleri bir şekilde denizin üzerinde kalacak şekilde saldılar. Bir anda okyanusun ortasında yüzer durumda 10 tane tekne oluverdi. Siz de oradan geçerken bunları buldunuz. Bunlar sizin olabilir mi? Elbette hayır.
Konu biraz detaylı ve çetrefilli yerleri de var fakat oraları geçeceğim, kafa karışıklığına gerek yok.

SÖZÜN ÖZÜ

Lafı hiç dolandırmadan, hukuksal terimlere saplanmadan açık açık konuşalım şimdi. Denizde tekne mi bulduk? Bilmeliyiz ki onun sahibini aramamız gerekir. El koymak bizi hırsız yapar. Tekneyi bulduk, yedekledik, limana getirdik, sahibini aradık ve bulduk. Mevzuatta geçtiği gibi “ödül” talep edebiliriz. Ama bu ödül teknenin bedelini geçemez. Ödülün miktarını, yapılan iş, şartlar vs. belirler. Çarşaf gibi suda, incecik halatla, iki mil çekilen tekne için belirlenebilecek ödülle, fırtınada dev dalgalar arasında, hayatı riske ederek kurtarılmış tekne için belirlenecek ödül herhalde farklıdır. Fırsatçılık ile iyi insan olmak arasındaki çizgiyi şaşırmamak lazım.

ÖZETLE: Denizde bulduğumuz bir şey bizim değildir. Nadiren olabilir ama şartları vardır. Eğer bulunan teknenin sahibi ortaya çıkmaz ve durum hukuksal olarak tespit edilebilirse, ancak o zaman o tekne bulanın olur. Kimse, “Bulduysam benimdir” diyemez. Konunun tüm detaylarını buraya yazmam mümkün değil. Ancak öğrenmek isteyen internette 1989 Uluslararası Kurtarma Sözleşmesi’ni (Türkçe haliyle) ve Medeni Kanun’un “Taşınır (Menkul) Mülkiyeti” bölümlerini okuyabilir.

BU HAFTA SONU HAVA VE DENİZ

ISLAK VE ESİNTİLİ

Bugünden (Cuma) başlayarak pazara kadar canlı bir poyraz var. Pazar günü 20-25 mili bulabilir. Elbette deniz kaldırır. Eğer sahile çarpan dalgalarla ıslanmazsanız, emin olun yağmurla ıslanırsınız. Çünkü hafta sonu boyunca üzerimizde yağmur bulutları da dolanıp duracak. Pazar günü daha çok yağış bekleniyor Güney Marmara’da. Yani her durumda şemsiye bulundurmakta yarar var. Hava sıcaklığı ise zorlayarak 20’lerde. (Kıyı şeridinden söz ediyorum.) Pazara daha çok düşer elbette. Tüm denizcilere selamet dilerim. #tayfuntimocin

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI