"Tayfun Timoçin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tayfun Timoçin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tayfun Timoçin

Batmamış bir tekne asla terk edilmez

Başına iş gelmiş bir tekneye yüzerek yardım getirilmez! Tekne batmamışsa onu terk etmek yapılacak en büyük hatadır. Terk edersek bizim başımıza gelebilecek şeyleri bilmeliyiz.

Batmamış bir tekne asla terk edilmez

Soğuk ve haşin İzlanda kıyıları. Foto Norris Niman

Deniz sezonu açılınca ne yazık ki istenmeyen hadiseler de duyulmaya başlar. Bu sezon da farklı başlamadı. Ne yazık ki can kayıpları yaşandı. Yıllardır bu tip olayları takip ederim. Elbette her olay kendi şartları içinde değerlendirilmelidir ama biraz büyük ölçekli baktığımızda, birkaç istisna hariç, olayları genellemek mümkün. Şöyle bir ortak senaryo ne yazık ki hep yaşanıyor:

Birkaç kişi tekneyle (ne kadar büyük ya da küçük olduğu önemli değil) açılır. Gezmek ya da balık tutmak gibi amaçlar olabilir. Sonra teknenin motoru bozulur veya devrilir ama batmaz. Ardından, teknedeki birileri der ki, “Siz durun, biz yüzerek gidip yardım getirelim”. Ve ne olursa ondan sonra olur. Yüzerek yardım getirmeye gidenlerin başına ne yazık ki istenmeyen şeyler gelir ama devrilmiş de olsa teknede kalanlara bir şey olmaz.

TEKNE ASLA TERK EDİLMEZ

Batmamış bir tekne asla terk edilmez

Tekne batmadıysa oturup üstüne yardım beklemek en iyisi

Burada vurgulanması gereken birkaç önemli madde var. Hepsinden önemlisi tekneyi terk etmek. Değerli okurlar, lütfen bu notu çok ciddiye alınız, çevrenize de anlatınız: Tekne asla ama asla terk edilmez! (Tabii kıyıdan 10-15 metre açıktaysanız başka.) Batmamış bir tekne, devrilmiş de olsa, insanı denizin üzerinde ve yardım gelene kadar hayatta tutar. Yani tekne bizi tamamen terk etmeden biz tekneyi terk edemeyiz. Örnek vermek gerekirse 1979’da İngiltere’de Fastnet Yarışları’nda korkunç bir fırtına çıktı ve yarışa katılan teknelerden 24’ü terk edildi. Fırtına çok korkutucu bir ortamdır, insan paniğe kapılır ve daha güvenli bir yerde olmak ister. Tekneyi terk etme çabasının altında genellikle bu dürtü yatar. Oysa tekne, o sırada denizde olabilecek en güvenli yerdir. Dediğim gibi batmadan devrilse bile en güvenli yerdir. Yarışta terk edilen 24 teknenin sadece 5’i battı, diğerleri bir şekilde sapasağlam olarak bulundu. Ancak teknelerini terk edenlerden 7’si hayatını kaybetti. Eğer teknelerini terk etmemiş olsalardı, bugün muhtemelen yaşıyor olacaklardı.
Arkadaşlarımızla denize açılıp geri dönmüyorsak, birileri mutlaka bizim dönmediğimizi ve yokluğumuzu fark eder ve önünde sonunda yardım gelir. Ancak bunun daha hızlandırıcı bir önlemi var. Mevsim yaz, hava pırıl pırıl bile olsa, denize açılmadan önce birilerine mutlaka ama mutlaka haber vermeliyiz. “Biz şu şu şu kişilerle birlikte şuradan tekneyle açılıyoruz, tahminen şu kadar zaman gezeceğiz, yine tahminen şu sıralarda dönmüş oluruz” demek hiç zor değil ve kesinlikle yararlıdır. Aman bunu atlamayalım.

YAZIN DA HİPOTERMİ OLUR

Batmamış bir tekne asla terk edilmezDiyelim tüm uyarılara rağmen tekneyi terk ettik. O zaman başımıza neler gelebilir: Öncelikle hipotermi diye bir şey var. Hipotermi, vücut ısısının normalin altına düşmesidir ve suyun içindeyken bu durum çok hızlı gelişir. Önce bir titreme başlar, ardından da bilinç kaybı gelir. Sonra çok daha kötü şeyler bunu takip eder. Vücut sıcaklığımızın düşmesi için, vücudumuzdan daha soğuk olan her ortam aleyhimize çalışır. 36,5 derece santigrat olan vücut sıcaklığımız, mesela 30 derecelik bir suda bile düşer ki bu kadar sıcak su bulmak zordur. Şu anda Güney Marmara’da deniz suyu 22-23 derece santigrat civarında. Bu sıcaklık, vücudumuzun soğumasını elbette hızlandırır. Tabii ki su ne kadar sıcaksa, hipotermiye giriş de o kadar uzar ama engellenmez! Yani, sıcak suda bile önünde sonunda hipotermiye girilir. Hipotermiye girmiş bir insan bilinç kaybının ardından kasılmalar yaşar, hareket edemez hale gelir, sonunda nefes alacak gücü bile bulamaz ve… Hazırladığım cetvelden su sıcaklığına göre hipotermi sürelerini görebilirsiniz. (Elbette bunun istisnaları vardır.)

O MESAFE BANA DOKUNMAZ?!

Denizdeki en büyük yanılgılardan biri, “Ne var canım, birkaç yüz metre açıktayız, birkaç dakikada yüzeriz” düşüncesidir. O birkaç yüz metreyi, eğer olimpiyat şampiyonu falan değilsek, saatlerce kat edemeyiz. Uzansak dokunacakmışız kadar yakın mesafeler bile fiziksel güç kullanıyorken bitmek bilmez. İşte geçen süre içinde de hipotermi başlayabilir.

OKSİJEN TÜKENMESİ

Batmamış bir tekne asla terk edilmez
Eğer sıradışı bir antrenmanımız yoksa, sporcu değilsek, hele hele sigara gibi alışkanlıklarımız da varsa (insanların çoğu sporcu değildir, unutmayalım) başımıza gelebilecek başka bir kötü şey daha var: Oksijen tükenmesi. Biliyoruz ki kaslarımız oksijenle çalışır. Ne kadar çok hareket edersek, o kadar çok oksijen yakarız. Su, direnci çok büyük olan bir ortamdır, tüm hareketlerimizi yani kaslarımızı zorlar. Karada çok kolay yaptığımız bir hareketi denizde çok daha fazla enerji/oksijen harcayarak yapabiliriz. Kaslar çalışa çalışa zorlanır ve bir süre sonra, ciğerlerimizin durumuna, vücut yapımıza, yağ oranımıza vs. bağlı olarak oksijen tükenir! Ve kaslarımızda yanma hissederiz. İşte o andan itibaren ne kulaç atabiliriz ne de ayaklarımızı çırpabiliriz. Hareketsiz kalmak, denizin yüzeyinde kalamamak anlamına gelebilir.

CAN YELEKSİZ OLMAZ!

Batmamış bir tekne asla terk edilmezDenizin yüzeyinde kalabilmek için, her şeyden önce üzerimizde can yeleği olması zorunludur. Can yeleklerinin yüzdürücülük özelliği vardır, varlık nedenleri budur, bizi suyun üstünde tutmak için üretilmişlerdir. Bu nedenle her neyle ve her nasıl bir havada denize açılıyorsak açılalım, üzerimizde can yeleği olsun. “Delikanlıyı bozar” gibi saçma sapan düşünceleri bir tarafa atmak gerek. Çünkü delikanlının iyisi hayatta kalandır!

YAPILACAKLAR

Diyelim ki tekne de battı ve gerçekten yüzmek zorunda kaldık. O zaman yapılacak en akıllı şey, en kısa sürede karaya ulaşmak için debelenmek değil, tam tersine en az hareketle suyun üzerinde kalmaya çalışmaktır. Bunun için, sırtüstü yatabilenler sırt üstü yatacak veya sıcak suda sırtı havaya bakacak şekilde kamburunu suyun üzerine çıkartacak (tabii kafa da suyun altında kalır, bu nedenle arada sırada kafayı kaldırıp nefes alırız).
Hemen ekleyelim, suyu çok fazla emmeyen giysiler de hipotermiyi yavaşlatır. İnce bir penye tişört bile hipotermiyi geciktirecektir. Mevsim kışsa işimiz elbette çok daha zor. Ama kış şartlarını şimdi yazmayayım, lafı uzatmayayım, onu kışa girerken gözden geçiririz. Bizim yapacağımız en iyi şey, can yeleğinin üzerimizde olmasını sağlamak, sonra da kolları bacakları birleştirip (çünkü vücudumuzdan daha soğuk olan suya olabildiğince az vücut yüzeyi temas ettirmek gerekir) yardım beklemek, ilerlemek gerekiyorsa da minimum hareketle yol almaya çalışmaktır. Can yeleği yoksa da, sırtüstü yatacağız, yapacak başka şey yok. Eğer birkaç kişiysek, resimde de görüleceği gibi birbirimize yakın duracağız ki ısı tasarrufu olsun.

BUZ DİYARINDAN BİR İSTİSNA

Batmamış bir tekne asla terk edilmezGelelim istisnalara. Yaşanmış bir olayı kısaca anlatayım. Yukarıda hipotermi cetvelinden söz ettik. İşte bunun çok ilginç bir istisnası yaşandı. Mart 1984’te, İzlanda’da Gulaugur Frirsson isimli bir balıkçı, (İzlanda dilinde yazılışı Guðlaugur Friðþórsson) işini yapmak, yani balık tutmak için ekibiyle birlikte denizde açılır. Biliyorsunuz İzlanda, adını buzdan alır! Gece saat 10 sularında tekne devrilir, bir süre sonra da batar. Balıkçılar çaresizce yüzmeye başlarlar. Ekip, toplamda beş kişidir. Diğer dördü ne yazık ki hayatlarını kaybederler. Üstelik sadece 10 dakika içinde! Çünkü deniz suyu sıcaklığı 5 derece santigrattır. (Hipotermi cetveline yeniden bakınız lütfen.) Fakat Frirsson tam 6 saat boyunca tam 6 kilometre yüzer, deniz fenerinin ışığını takip ederek karaya ulaşır. Adamın felaketleri bununla bitmez zira ulaştığı kıyı, tamamen keskin lav taşlarından oluşan ürkütücü ve düşman bir kıyıdır. Çaresiz karaya çıkar ama pek çok yara alır. 3 saat de buz gibi Mart sabahında yürüyerek, yara bere içinde bir yerleşime ulaşır. Sonra bilim insanları, “Bu adam nasıl 6 saat boyunca 5 derece suda hayatta kalabildi” diye araştırmalar yaparlar, adamcağızın üzerinde pek çok test uygulanır. Anlaşılır ki 1961 doğumlu Gulaugur Frirsson’un sıradışı bir bünyesi var!

SON SÖZ

Böyle bir bünye, o kadar az insanda vardır ki, kendimizi onlardan biri sanmamız için hiçbir neden yok sevgili dostlar. Değil 5, değil 15, 25 derece suda bile başımıza hipotermi ve ona bağlı kötü şeyler gelebilir. Çok uzatmayayım, tekrar ederek bitirelim: Denize açılırken mutlaka can yeleğimiz olsun ve lütfen üzerimizde olsun. Ve… Tekne batmadıkça, yani tekne bizi terk etmedikçe biz tekneyi asla ve asla terk etmeyelim. Selametle…

Gulaugur Frirsson

BU HAFTA SONU HAVA VE DENİZ

CUMARTESİ YAĞIŞ OLABİLİR

Rüzgâr normal meltem temposunda. Yani toprak ısınınca denizden karaya hava akıyor. Marmara’da biz bu akışı poyraz olarak yaşıyoruz. Ancak çok sıkıntı verecek bir hava yok. Hatta poyraz, sıcak havaya tahammül etmemizi kolaylaştırıyor. Fakat yarın (cumartesi) Güney Marmara’nın doğusunda, diyelim Gemlik Körfezi’nden Kapıdağı Yarımadası’na kadar olan bölgede yağış olasılığı güçlü. Ancak cumartesi gecesi yağış bırakma olasılığı bulunan bulutlar bölgeyi terk edecek ve pazara açık bir hava bizi karşılayacak. Eh, haliyle hava 30’un üzerinde. Mutlu bir hafta sonu dilerim.

X