"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Yine Popper

BUGÜN de konum filozof Karl Popper ve ‘Kim değil, nasıl?’ sorusu...

Hem Karl Popper’ı çok önemsediğim için hem “Kim değil, nasıl?” sorusunu hayati derecede önemli bulduğum için.
Popper’ın büyük bir bilim felsefecisi olduğunu, hayatında Nazizmi tecrübeyle yaşadığını, Marksizm gibi “her şeyi izah eden”, yani totaliter bir felsefeyi önce benimseyip sonra eleştirdiğini hatırlatmalıyım. Onun dehası yanında zihni zenginliğini artıran diğer bir tecrübe de Bolşevizmi yakından gözlemlemiş olmasıdır.
Alman bilimadamlarının ve yargıçların Hitler’e coşkuyla sadakat yemini yaptığı... Andre Gide gibi Fransız aydınlarının bile
Stalin büyüsüne kapıldığı bir “totaliter büyü” çağında, iflas etmiş görünen demokrasiyi ve piyasa ekonomisini savunabilmek az bir deha işi değildir.



KİM DEĞİL, NASIL?


Karl Popper siyasi sistemlere neden “Kim?” diye değil, “Nasıl?” diye bakmamız gerektiğini özetle şöyle anlatır:
“Ülkeyi kim/kimler yönetmeli diye sorulduğunda, filozof Eflatun’un cevabı ‘En iyiler’, yani filozoflar yönetmeli şeklindedir. Marx ve Engels bu soruya ‘Proletarya yönetmeli’ diye cevap verdiler. Hitler’in cevabı basitti, büyük harfle ‘Ben’ diye cevap verdi...”
Çünkü Hitler “üstün ırk”ı temsil ediyordu, vs.
Böylece ülkeyi mutlak yönetme hakkını felsefeden, yahut sosyal sınıftan ya da ırktan alan totaliter yönetimler oluştu. Tanımın dışında kalanların payına düşen ise “hain” sayılmaktı. Eflatun’un “en iyiler”i, Marksizm’in “proletarya”sı, faşizmin “ırk” kültü ve “Führer”i totaliter düşüncenin doğası gereği yanılmazdır, eleştirilemezler!



DEMOKRASİNİN ÖZÜ


Buna karşılık demokrasinin temel konusu, başta bulunan “kimseler”in “nasıl” eleştirileceği ve “nasıl” değiştirileceğidir. Popper “halkın yönetmesi” kavramının belirsizliğini de eleştirerek kuvvetler ayrılığını hatırlatan şu izahı getirir, özetle:
“Demokrasilerde kurumlar erklerin tek elde toplanmasına izin vermeyecek şekilde düzenlenir. Devlet gücünün sınırlandırılması gerekir. Demokrasiler iktidarın kansız değişmesi yolunun açık bulunduğu, yanlış bulduğumuzu değiştirmenin mümkün olduğu rejimlerdir.
Onun için demokrasilerde temel soru, devleti kimin yöneteceği değil, devletin nasıl yönetileceği sorusudur.”
(Karl Popper, Lessons of This Century, s. 68-71)
Popper, zıt zannedilen sağ ve sol totaliter ideolojilerin aslında “Kim?” kavgası yapan düşman kardeşler olduğunu göstermiştir. Bilim felsefesi alanında da bilimin bütün hayatımıza hükmedemeyeceğini, bilim adına diktatörlük kurulamayacağını, hayatımızda değişik değerlerimizin ve özgür tercihlerimizin bulunduğunu anlatmıştır.



EN ÖNEMLİSİ KÜLTÜR


Gerçekten demokrasinin bir ayağı seçim sandığı, öbür ayağı ise kuvvetler ayrılığı ve bunu hayata geçiren kurumlardır: Partilerin iç işleyişinin demokratik olması, bağımsız ve tarafsız yargı, Sayıştay denetimi, hür basın, Merkez Bankası ve BDDK gibi kurumların bağımsız teknik kurumlar olarak çalışabilmesi...
Ve belki hepsinin temelindeki siyasi kültür: “Kim” sorularına kayıtsız şartsız “Biz” diye cevap veren ataerkil ve otoriter bir kültür değil... Aksine, sisteme “Nasıl?” önceliğiyle bakan bir siyasi kültür; hukukun ve temel hakların siyasetten üstün olduğunu, hayatın tek renkli değil çok renkli olduğunu içselleştirmiş bir kültür...
Bunun için çok gayret etmemiz gerektiği açık. Biraz da bu amaçla Karl Popper’ı tanıtmak istedim. Popper’in bütün eserlerini tavsiye ederim, çoğu Türkçede yayınlandı; başta “Açık Toplum ve Düşmanları”, iki cilt.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI