"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Vahim

FUAT Avni’nin yazdıkları için bu ülkenin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Doğruysa vahim” demişti.

Pazar sabahı anlaşıldı ki doğruymuş ve elbette vahimdir!
Fuat Avni’nin haberine bakılırsa, sırada başkaları da var... Bunlar kim ya da daha kimler? Belirsiz...
İşte bu belirsizlik Türkiye’de hukukun ne hale gelmekte olduğunun işaretlerinden biridir.
Çünkü hukuk devletinde belirsizlik olmaz! İnsanlar geleceği belirsiz görüp endişe yaşıyorsa orada hukuk ağır hasar almış demektir.


ÖNCE USUL


Meslektaşımız Ekrem Dumanlı, Hidayet Karaca ve diğerleri hakkındaki dosyanın içeriğini bilmiyoruz. Fakat izlenen usul, hukuku siyasetin yönlendirdiği endişesini yaratıyor. Hukukta “usul esastan önce gelir” kuralı geçerli olduğu için, izlenen “usul”, yürütme ve yasama erklerini elinde bulunduran iktidarın nasıl bir “esas”a ulaşmak istediği hakkında da fikir veriyor.
Şuna bakın: Ekrem Dumanlı cuma günü İstanbul Başsavcısı Hadi Salihoğlu’na gidiyor, dürüst sözlü bir savcı olan Salihoğlu, Dumanlı ve arkadaşları için “Hakkınızda bir soruşturma yok” diyor.
Bu yolda yazılı belge de mevcut.
Demek ki, soruşturma, başsavcıdan habersiz hazırlanmış!
Halbuki bu iktidar, 17 ve 25 Aralık soruşturmalarının ardından Adli Kolluk Yönetmeliği’ni değiştirerek bütün soruşturmaların sadece başsavcıya değil, vali ve emniyet müdürüne, yani iktidara bildirilmesi hükmünü getirmişti!
O nasıl bir “usul” idi, bu nasıl “usul”dür, değil mi?!


‘MAKUL ŞÜPHE’


17 Aralık ve 25 Aralık operasyonlarından sonra Adalet Bakanlığı’nın yaptığı veya HSYK’ya yaptırttığı bütün atamalarda, bütün yönetmelik değişikliklerinde ve çıkardığı bütün “yapboz” kanunlarında somut bir amaç var: İktidarın istemediği soruşturmaları engellemek, istediği soruşturmaları keyfilik derecesinde kolaylaştırmak.
17 ve 25 Aralık’tan hemen sonra 21 Şubat’ta CMK’nın 116. maddesi değiştirildi ve arama yapmak için “somut delillere dayalı kuvvetli şüphe” şartı getirildi. Böylece 17 ve 25 aralık soruşturmaları için delil toplamak üzere “arama” yapılması engellendi.
O dosyalar takipsizlikle sonuçlandı... Sonra CMK’nın 116. maddesi bir kere daha değiştirilerek“makul şüphe”ye dönüldü. Cumhurbaşkanı bunu cuma akşam üzeri onayladı, Resmi Gazete’de yayınlandı...
Demek ki, başsavcıdan habersiz bir soruşturma dosyası hazırlanmış, kanunun Resmi Gazete’de yayımlanması beklenmiş. Yayımlanınca başsavcıya sunulmuş, başsavcı 13 Aralık cumartesi günü operasyon emri vermiş, pazar sabahı operasyon yapılmış.
Demek ki “somut delillere dayalı kuvvetli şüphe” yokmuş, sadece “makul şüphe” varmış; değil mi?!


‘YAPBOZ’ KANUNLARI


Tutuklama ve arama gibi soruşturma aşamasındaki kararları eskiden nöbetçi sulh ceza mahkemeleri verir, itiraz da yine nöbetçi bir üst mahkemeye yapılırdı.
‘hâkim seçmek’ kolay değildi.
30 Haziran’da bu değiştirildi, “sulh ceza hâkimlikleri” kuruldu. HSYK 1. Dairesi’nin bu sulh ceza hakimliklerine belirli isimleri ataması sağlandı...
Artık arama da tutuklama da bu hâkimlere bağlıdır.
Cuma akşamı yürürlüğe giren bilmem kaçıncı “Yargı Paketi”nde, Yargıtay’ın ve Danıştay’ın da iç işleyişleri, Daireleri, Daire Başkanları değiştirildiği gibi, yeni HSYK tarafından yeni üyeler atanacak...
Mahkemeler, hâkim ve savcı kadroları, uygulanacak kanunlar böyle iktidarın siyasi tavırlarına göre ikide bir “yapboz” haline getirilirse... “Ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet?”
Cemaati etkisizleştirmenin ötesinde, basın hürriyeti ve yargı bağımsızlığı için ciddi endişeler yaratan “vahim” bir tablo var ortada.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI