TEOG tecrübesi

TEOG adlı sınav sisteminin kabulü ve aniden son verilmesi devletin “kurumlaşma” düzeyi bakımından da son derece önemli bir örnektir.

Haberin Devamı

Bin yıllık devlet geleneğimizin olduğu doğrudur ama modern “kurumlaşma”mız o kadar köklü değildir.

Onun için devlet kurumlarımız siyasi rüzgârlardan, yöneticilerin mizaçlarından çok etkilenir. Göreve girmek, görevden atılmak, terfi etmek gibi idari işlemlerde “liyakat”tan ziyade kayırmalar etkilidir.

TEOG’A ÖVGÜLER
Eski Milli Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı, SBS’den TEOG’a geçilmesini 4 Eylül 2013 günü basın toplantısında şöyle anlatmıştı:

“Bu uygulama, ilgili bütün tarafların katılımıyla birlikte oluşturuldu. 16 ilde çalıştaylar düzenlendi, bütün paydaşların katkısıyla şekillendi.”

Evet TEOG böyle uzun ve geniş katılımlı “kurumsal” çalışmalarla oluşturulmuştu.

Bugünkü Bakan Sayın İsmet Yılmaz daha bir ay önce, 16 Ağustos 2017’de eğitim editörlerine TEOG’u “başarı olarak gördüğünü, fırsat eşitliğini sağladıklarını ve bundan gurur duyduklarını” söylüyordu.

Haberin Devamı

Sayın Bakan’ın bu sözleri hâlâ MEB’in internet sitesinde mevcuttur.

Fırsat eşitliği... Tunceli’nin Çemişgezek ilçesinde fırsat buldukça çobanlık yaparak ailesine yardım eden 14 yaşındaki Habib Bitkin TEOG ikincisi olmuştu.

Sistemi geliştirmek için “açık uçlu sorular”a öncelik verileceğini Milli Eğitim Bakanlığı 14 Eylül’de açıklamış, örnek soruları da yayınlamıştı.

15 Eylül akşamı Sayın Cumhurbaşkanı “TEOG’u istemiyorum” açıklaması yaptı.

Elbette TEOG istenmeyebilir. Fakat bunun “kurumsal” bir çalışmaya dayanması, geniş katılımlı çalışmalarla belirlenmesi gerekirdi.

ESKİDEN NASILDI?
Çağımızda toplumlar basit köylü ve esnaf yığını değildir, çok karmaşıktır. Kamu görevleri çok çeşitlenmiştir. “Kamu görevlisi”nin liyakat ve yetkileri çok önemli hale gelmiştir.

18. asır öncesinde Avrupa’da bile milli eğitim bakanlıkları yoktu. Bizde “Maarif Nezareti” 1857’de kuruldu.

Eski yani modernite öncesi toplumlarda, devlet teşkilatı dar, görevleri çok sınırlıydı. Memurlar için “liyakat”ten önce, amir durumundaki kişiye “sadakat” önemliydi.

Prof. Metin Heper, “Türk Kamu Bürokrasisinde Gelenekçilik ve Modernleşme” adlı değerli eserinde şöyle anlatır:

Haberin Devamı

“Kurallardan çok kişiye itaat önemliydi... Sınırları belirlenmemiş görev, otorite ve sorumluluklar amirin her an değişebilecek takdir ve kararlarına bağlıydı... Şefin kararları her an değişebileceği için nesnel olarak tanımlanmış resmi görev kavramı gelişmemişti.” (Bkz. s. 36-38)

MODERN DEVLET
Modernleşme sürecinde sanayi gelişti, toplumlar karmaşık hale geldi. Çeşitlenen devlet görevlerini “kanun”la tanımlamak gerekti. “Yakinimdir, bizdendir” ölçüsü yerine “liyakat” ve “uzmanlık” ilkeleri önem kazandı. Memur artık “kamu görevlisi”ne dönüştü.

Max Weber’in “hukuki rasyonel bürokrasi” kavramı, böyle bir “kurumlaşma”nın ifadesidir.

Bu konularda Şerif Mardin Hocamızı mutlaka okumalıyız.

Haberin Devamı

Devlet yapısının bu yönde modernleşmesine Türkiye II. Mahmud’la başladı. İslam dünyasında ve Balkanlar’da modern hukuki rasyonel kurumlaşması en ileri olan devlet Türkiye’dir.

Fakat daha çok mesafe almalıyız.

Modern devlette liderlerin yönetim başarısı, kurumları “hukuki rasyonel” çerçevede bir orkestra şefi gibi yönlendirmesiyle ve bunun için somut bir program ortaya koymasıyla mümkün olmaktadır.

Eğitim sahasında Türkiye’nin esaslı bir zihniyet değişimine ve eğitimle toplumsal gelişme arasında orkestrasyonu sağlayacak bir programa ihtiyacı var.

Yazarın Tüm Yazıları