"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Taraftar olmak

OKUYUCU yorumlarını sosyolojik anket verileri gibi okumaya devam ediyorum.

Genelde “konu” odaklı değil, “kişi” odaklı düşünüyoruz.

Liderimize mutlak bağlılık, partimize mutlak destek...

Öbür lidere mutlak tepki, öbür partiye öfke...

Kılıçdaroğlu’na destek veya Kılıçdarolu’na tepki... Yürüyüşün konusu, yani adalet kavramı çok da önemli değil!

Kılıçdaroğlu’nun “kendi aklıyla hareket etmediğini” yazanlar bile vardı; bu “bilgi”yi nereden aldılar, bilmiyorum.

ÖNYARGI VE BİLGİ

Halbuki “lider” ve “parti” değil, “konu” ve “kavram” odaklı yorumların daha çok olmasını beklerdirm.

Tekrar ve ısrarla vurgulamak istiyorum: “Konu” ve “kavram” odaklı düşünmek, düşünebilmek... “Kim” diye değil, “nasıl” diye sorarak düşünmeye başlamak.

Kim diye sorduğumuzda bir şahsı beğenir, öbürünü eleştiririz.

Ama “nasıl” diye sorduğumuz birtakım kavramlar öne geçer.

“Basın hürriyeti” yahut “kuvvetler ayrılığı” ya da “yargı bağımsızlığı” gibi kavramlar 28 Şubat’ı eleştirirken iyi de muhafazakâr iktidarı eleştirirken kötü olabilir mi?

Yargıya “sizden” hâkimler atanması kötü, “bizden” hâkimler atanması iyi olabilir mi?

Bu soru bağımsız ve tarafsız yargının nasıl oluşacağı konusunda bizi birtakım araştırmalara sevk eder. Bilerek konuşmamızı gerektirir.

Halbuki duyguların, önyargıların bilgiye ihtiyacı yoktur.

CUMHURİYET TARİHİMİZDE

Ben Cumhuriyet tarihimizde Terakkiperver, Serbest Fırka ve Demokrat Parti çizgisini benimsiyorum; sebeplerini burada sayıp dökmenin gereği yok.

Tek Parti devrinde “kuvvetler birliği” fikrinin yerleştirilmesini eleştirdiğim gibi, Demokrat Parti’nin ise “kuvvetler ayrılığı” kavramını ağzına almamış olmasını eleştiriyorum.

Zira hayatım boyunca okudukça gördüm ki, siyasi kavgalarımızın çok sert ve siyasi tarihimizin krizlerle dolu olmasının sebeplerinden biri, böyle temel prensipleri özümsememiş olmamızdır.

Temel prensipler ve temel hukuk kaideleri kökleşmiş olmayınca, siyaset ölçüsüz bir güç kavgasına dönüşüyor.

Hakemlik yapacak, araya girecek kurumlar da kamuoyu kesimleri de işlevsiz kalıyor.

Kuvvetler birliği, iktidar sahiplerini çok güçlü yapıyor, kimse karşı duramıyor; DP’nin de hoşuna gitmişti bu.

Ben Demokrat Parti daima haklıydı diye bakarsam, sen CHP daima haklıydı diye bakarsan, siyaset kör bir güç kavgasına dönüşmez mi?

Şu kadar yıllık demokrasi tarihimiz var diyoruz; siyasi olgunlaşma, hukukun üstünlüğü, kurallı davranış gibi değerler bakımından kaç arpa boyu yol aldık?

İKTİDAR PARTİSİ

AK Parti 28 Şubat kâbusuna karşı ve aynı zamanda parti içi demokrasi, kuvvetler ayrılığı, suçla mücadele için savcılık makamanın güçlendirilmesi gibi “konu”larda çok önemli “kavram”lara vurgu yaparak kuruldu.

Tüzük ve programına bakabilirsiniz.

Eğer bunlar temel değerlerse, soruşturma aşamasında iktidarın “yargıya emir ve talimat vermeyi” suç olmaktan çıkarmasına ne demeli?

Partici bakışla “Benim partim yaptıysa doğrudur” denilir.

Öyle değil de “konu” ve “kavram” odaklı düşünürsek... “Kim” diye değil, “nasıl” diye sorarsak, yargı “konu”sunda böyle bir kanun çıkarılmış olmasının hukuk devleti “kavram”ına aykırı olduğunu söylememiz gerekir.

Örnekler çoğaltılabilir, her dönem için.

Elbette partilerimizin taraftarları olsun, partiler sağlam tabanlara dayansın.

Ama kulüp tutar gibi “taraftar” olmaksınız hangi “konu” gündeme gelirse, ilgili “kavram”larla düşünen bağımsız kitleler de olsun, demokrasinin düzgün işlemesi için.

Hukuka, adalete, kamu kurumlarının tarafsızlığına güvenen, kendi içinde de barışık bir “millet” olmak için.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI