"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Tarafsız, bağımsız

İKTİDAR bugünlerde yargının “tarafsız ve bağımsız olduğunu” sık sık vurguluyor, “yargıya saygı” gösterilmesini istiyor.

Çok doğru fakat kendilerinin daha düne kadar Anayasa Mahkemesi hakkında bile neler söylediklerini hatırlatmaya gerek var mı?

İktidarın yargı bağımsızlığından ne anladığına bakalım.

YARGIYA BASKI SUÇ DEĞİL!

Türk Ceza Kanunu’nun 277. maddesine göre, ister savcılık aşamasında, ister mahkeme aşamasında “yargı görevi yapanlara emir veren veya baskı yapan veya nüfuz icra eden” kimse suç işlemiş sayılırdı.

Emir, nüfuz, baskı denildiğine göre, bu tür makamlarda bulunanların kastedildiği açık.

Fakat iktidar 18 Haziran 2014’te kanunu değiştirdi, bu cümle kanundan çıkarıldı!

Artık soruşturma aşamasında “yargı görevi yapanlara emir vermek veya baskı yapmak veya nüfuz icra etmek” Türkiye’de suç değildir.

Peki ne suçtur?

Artık yargıyı sadece “gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya haksızlık oluşturmak amacıyla etkilemek” suçtur.

Farzımuhal, bir savcıya şu delillere bak, bu delillere bakma diye “emir” verilse, “nüfuz” kullanılsa, “baskı” yapılsa bu suç olmaz.

Hatta iddianame taslakları için böyle yapılması da suç olmaz.

İşlenmiş olan suçlar da artık bu değişiklikle affedilmiş oldu!

YARGIYA BASKI SUÇ OLSUN

FETÖ ile mücadelenin böyle bir düzenlemeyi gerektirdiği söylenebilir. Bu düzenleme, örgütü temizleyip yargı bağımsızlığını güçlendirme amacıyla ve belirli bir süre için yapılsaydı mesele olmazdı. Ama FETÖ’nün yargıda etkisinin kalmadığını yetkililer söylüyor. Hatta yargı camiasında da bu temizlik uğruna kurunun yanında birçok yaş da yakıldı. İktidar bağımsız ve tarafsız yargı istiyorsa kendisinin “emir, nüfuz ve baskı” uygulamasına kapı açan bu düzenlemeyi niye değiştirmiyor?

Amaç yargı üzerinde “emir, nüfuz ve baskı” uygulayarak mesela gazeteciler hakkında yapay suçlamalarla soruşturmalar açtırmak değilse iktidar niye yeni bir kanunla yargıya “emir, nüfuz ve baskı” yapılmasını tekrar suç haline getirmiyor?

HÂKİMLER VE SAVCILAR KURULU

Yargı bağımsızlığı konusunda diğer bir hukuki veri, HSK’nın durumudur. HSK üyelerini Meclis’teki nitelikli siyasi çoğunluk ile partili cumhurbaşkanı tayin ediyor.

Doğru ölçüyü nasıl bulabiliriz? Bu konuda “Hukuk Yoluyla Demokrasi Avrupa (Venedik) Komisyonu” ilkelerine bakalım.

Venedik Komisyonu’nu AK Parti çok iyi bilir. Kapatma davasında Venedik Komisyonu belgeleriyle savunma yapmış, 2010 reformunu Venedik Komisyonu belgeleriyle yapılandırmıştı.

Şimdi niye Venedik Komisyonu’nun “bağımsız yargı yönetimi” ölçütlerine bakmayalım?

Bu o kadar önemli ki, Fransa, 2008 yılında anayasasının 65. maddesini değiştirerek partili cumhurbaşkanı, adalet bakanı ve müsteşarını HSK’dan çıkardı. Orada HSK başkanı, Yargıtay başkanı olan kişidir.

TARİHTEN KORKMAK

Bunlar hukuk kadar siyaset ve toplum açısından da fevkalade önemlidir. Yargıya yeterince güvenilmeyen toplumlarda gerilimler olur; yüzyıllık tarihimizde ve bugün görüldüğü gibi...

Devleti yöneten siyasetçiler “Bizim yargımız bağımsızdır” dediklerinde inandırıcı olmaları için de yargı yönetiminin siyasi müdahaleye kapalı bir şekilde yapılandırılmış olması lazımdır. Hâkim ve savcı alımlarının parti değil liyakat ölçüsüyle yapıldığına güvenilmesi lazımdır.

Son söz: 27 Mayıs darbesinin kara günlerinde bazı profesörler “olağanüstü mahkeme” ve “geriye yürüyen kanun” çıkarmak için bildiri yazmışlar, Prof. Tahir Taner’e götürmüşlerdi. Merhum Tahir Taner bunu reddetmiş ve şunu söylemişti:

“Ben tarihten korkarım.”

Günün rüzgârlarının yanında bir de tarihin olası hükmünü düşünerek davranmak lazım.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI