Suud ve İran

KATAR krizinin hemen ardından İran’da kanlı terör saldırıları oldu, DAİŞ üstlendi.

Haberin Devamı

Başkaları DAİŞ’i yönlendirmiş de olabilir.

İmam Humeyni türbesine yapılan saldırı çok korkunç sonuçlar doğurabilirdi, çok şükür önlendi. Şiilerdeki “imam” kavramının itikadi ve mistik yönü o kadar büyüktür ki, Humeyni’nin türbesine saldırı planlamanın anlamı, çok büyük bir katliam ve karşı katliamlar planlamak demektir!

Ortadoğu’da daha neler olabilir, görüyor musunuz?


ORTADOĞU MANTIĞI
İran’la iyi ilişkilere sahip Katar’a Suud liderliğinde ambargo konulmasının ardından gerçekleştirilen bu terör saldırısına, İran mutlaka büyük bir misilleme yapacak!

Korkarım, Ortadoğu’da kanlı depremler devam edecek.

Nereden mi biliyorum? “Ortadoğu mantığı” böyle işliyor: Sorunlara çözüm aramak yerine misillemelerle tırmandırmak, soğutmak yerine körüklemek mantığı!

1979 İran Şii devrimi, bir süre bütün radikal Müslümanları, kalıcı olarak da Şii cemaatleri ateşledi. 1980’de “Hicaz Hizbullahı” terör eylemlerine başladı.

1981’de Bahreyn’de Şii darbe girişimi oldu. Lübnan’da Hizbullah ateşlendi.

Suud’un tepkisi Körfez İşbirliği Konseyi’ni kurmak oldu.

Katar bu cephede bir gedik açtığı için bugün ablukaya alındı.

Mezhep-siyaset keskinleşmesi tırmanırken patlak veren Arap Baharı, Şii cemaatlerce Sünni oligarşilere karşı “ayaklanma” olarak algılandı. Yemen’de, Bahreyn’de Şii ayaklanmalarını Suudi savaş uçakları ezdi.


KARŞILIKLI ÖFKE
Suud’da ve Amerika’da yaşanan iktidar değişiklikleri tırmanmayı artırdı.

Ocak 2015’te tahta geçen Suudi Kralı Selman bin Abdülaziz üç ay sonra veraset usulünü ve kabineyi değiştirdi. “Terörle mücadelenin çarı olarak” bilinen İçişleri Bakanı Muhammed Bin Naif ile Kralın 30 yaşındaki oğlu Savunma Bakanı Muhammed bin Selman ön plana çıktı.

Daha sert politikaların işaretiydi bunlar.

Ocak 2016’da protestocu-aktivist (fakat terörist değil) Şii din adamı Nimr’in idamı, hem Şiilerdeki husumeti hem İran’ın öfkesini körükledi.

Savunma Bakanı bin Selman, Yemen’de Şii Husilere karşı hava harekâtını bizzat yöneten ‘komutan’dır. Bu sene mayıs başında ünlü açıklamasını yaptı:

“Savaşın Suudi Arabistan’a gelmesini beklemeyeceğiz, savaşın Suudi Arabistan’dan ziyade İran’da olması için çalışacağız!”

İran Savunma Bakanı Hüseyin Dehkan anında cevap verdi:

“Ülkenizde Mekke ve Medine dışında dokunulmadık yer bırakmayız!” (8 Mayıs)

Tabii ki her iki taraf da terör silahlarını kastediyordu!

Rusya Esad-İran hattını güçlendirirken, ABD’de Trump’ın iktidara gelmesi, Suudi cephesini güçlendirdi.


TÜRKİYE’NİN YERİ
Bu mantık, bu vekaleten harp girdabı, bu mezhep-üstünlük saplantısı sertleşerek devam eder de bölgenin iyi bir geleceğe gitmesi mümkün olur mu?

Nasıl bir tablo bu?

Mezhep kimliklerinin çatışması bakımından, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün deyişiyle bir “ortaçağ” tablosudur. (13 Ekim 2013)

Ortaçağ türü bu bağnazlık modern silahlarla, modern diplomasi ve siyaset imkânlarıyla, petrol parasıyla, terörle yürütülen bir hegemonya savaşının zeminini oluşturuyor.

Türkiye Ortadoğu’ya sırtını dönemez, neme lazım diyemez. Katar’la ilişkilerimiz tabii ki ekonomik ve stratejik bakımdan önemlidir ama Türkiye, İran-Katar ekseninde bir ülke görüntüsü vermemeli, bütün başkentlerle görüşerek tansiyonun düşmesine katkıda bulunacak bir konumda bulunmalıdır.

Türkiye’nin başındaki terör belası da Ankara’nın dış politikada çok hesaplı olmasını gerektiriyor.

İran-Suud kutuplaşmasının dışında, Türkiye yüksek standartlı hukuk ve demokrasiyle, rasyonel dış politikayla daha güçlü olur.

Yazarın Tüm Yazıları