"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Sorumluluk çağı

ALMANYA’da fanatik İslam-karşıtı PEGIDA hareketinin Leipzig’deki gösteri yürüyüşünde Hz. Peygamber’e hakaret eden karikatürlerin taşınmasını Alman otoriteleri yasakladı.

İfade özgürlüğünün kısıtlanması değil mi bu?!
Leipzig Alman otoriteleri şu açıklamayı yapmış:
“Paris olaylarından sonra bu karikatürlerin bir kışkırtma aracı olacağını düşünüyoruz.”
Evet, doğru. Bu karikatürler, ifade hürriyetini aşarak “kışkırtma aracı” haline gelmiştir.
Bir tarafta din adına terör, öbür tarafta İslamofobi birbirlerini körüklüyorlar. Huntington’un 1996’da yayınladığı “Medeniyetler Çatışması”nın kapkara felaket bulutları ufukta görünüyor.
Avrupa’da İslamofobik hareketler gittikçe yayılıyor. Müslümanların da Batılıların da kışkırtıcı tavırlardan sakınması, bir arada yaşama kültürünü geliştirmesi şart.



İYİ ÖRNEKLER



Paris’te Charlie Hebdo’ya barbarca terör saldırısı yapıldığında, yardıma ilk koşanlardan birinin Drancy mahallesi imamı Hasen Şalgumi olması çok güzel bir davranış örneğidir. Diyanet’e bağlı imamların Almanya’da çeşitli gazete ve dergiler önünde sessiz nöbet tutarak “fikir özgürlüğü ve hoşgörü” mesajı vermesi alkışlanacak bir harekettir.
Kiliselerin İslamofobi’ye karşı çıkan açıklamaları ve Avrupalı devlet adamlarının
birlikte yaşama çağrıları da güzeldir.
Avrupa’da radikal İslamcıların daha çok Arap ve Pakistan kökenli olmaları, Türklerin bu akımlardan uzak durmaları dikkat çekicidir.
Bu hem Osmanlı döneminde İslam’ın devlete saygı kavramıyla yoğrulmuş olmasından hem Cumhuriyet’in Diyanet modelinin telkin ettiği İslam anlayışından kaynaklanan olumlu bir sonuçtur.



DEVLET VE MEDRESE



Bizdeki gibi devlet geleneğinin ve yüz elli yıllık modernleşme geleneğinin bulunmadığı ya da kök salmadığı toplumlarda öfke ve radikalizm kolayca hortlayabiliyor.
Mesela devlet Pakistan’da medreseleri bir türlü kontrol altına alamadı, ortaçağ türü eğitim sürüp gitti.
İslam’ın 20. yüzyıldaki en büyük din âlimlerinden Pakistanlı merhum Fazlur Rahman, ilk baskısı 1968’de yapılan “İslam” adlı kitabında, İslam’ın ahlaki ve manevi özünü oluşturan tasavvufun terk edilmesiyle ortaya çıkan durumu, bakın nasıl anlatıyordu:
“Eski tasavvuf tarikatlarının derinliğinden, dolayısıyla hoşgörüsünden mahrum olan bu kuruluşlar, zümreleşme, dar kafalı ve hoşgörüsüz olma eğilimini göstermektedirler. Hatta komünizme ve faşizme ait usulleri almakta ve devletin varlığını tehdit etmektedirler...” (Türkçe tercüme, s. 344)
Dikkatinizi çekerim, yukarıdaki satırlar 1968’de yazılmıştı.



RADİKALİZM VE BAĞNAZLIK


Filistin’de İsrail zulmü, ardından Afganistan savaşı bu eğilimi büsbütün ateşledi. İslam adına terör yapanların ideoloğu Filistinli Abdullah Azzam, “Cihad ve Silah” adlı kitabıyla, tasavvufta nefs terbiyesi ve iyilik çabası olan “cihad”ı, Fazlur Rahman’ın tanımladığı gibi komünist ve faşist örgütlerin terör metotlarıyla eşitledi!
Azzam’lar, Bin Ladin’ler, Ayman Zevahiri’ler ve El Kaide’ler başta olmak üzere terörist hareketlerin yetiştiği tarla Afganistan oldu, nerede bir çatışma ve kaos varsa veba gibi oralara yayıldı.
Batı’nın varoşlarında dışlananlar öfkeyle “cihad”ın bu yeni tanımına sarıldılar.
Batı, İslamofobi’nin kendisi için daha büyük felaketler getirebileceğini görmelidir. Aşırı sağ Batı’nın savunması değil, ancak intiharı olabilir.
Aynı sorumluluk Müslümanlar için de geçerli. Radikalizm ve bağnazlığın nasıl bir felaket olduğunu görmek için, İslam coğrafyasına bakmak yeterlidir!
Eğer 21. yüzyılın hepten kana bulanmasını istemiyorsak, onu şiddet ve fanatizme karşı “sorumululuk çağı” yapmak zorundayız, Müslümanlar için de Batılılar için de.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI