"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Siyasi gündem

KADIN sorunu ve çocuk sorunu; iki kanayan yaramız.

TÜİK’e göre “güvenlik birimine gelen veya getirilen” çocuk sayısı 2009 yılında 151.961’dir, yuvarlak hesapla 152 bin... Dört yılda yaklaşık bir misli artmış, 2013’te 273.571’e çıkmış, yuvarlak hesap 274 bin!
Bu talihsiz çocukların yaklaşık yarısı “mağdur” olarak güvenlik birimlerine, karakola, jandarmaya gelmiş veya getirilmiş: 2009 yılında 51 bin, 2013 yılında 115 bin mağdur çocuk; dövülmüşler, yaralanmışlar, cinsel istismara maruz kalmışlar...
“Suça sürüklenme” sebebiyle güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların sayısı ise 2009 yılında 62 bin iken, 2013 yılında 122 bine çıkmış. Nereye gidiyoruz?!
Siyasette böyle sorunlarımızı konuşmak, tartışmak gerekmiyor mu?!

SOSYOLOJİK SORUN

Rakamlar sadece kayda geçirilenlerdir. Yüzyıl önce Tevfik Fikret’in “Ey kimsesiz avare çocuklar, hele sizler, hele sizler” diyerek inlediği talihsiz çocuklarımızdan kayda geçmeyen on binler bu sayıların dışında!
Vicdanen düşünün, ülkenin geleceği için düşünün... Nereden baksanız bir facia.
Elbette “Bunlar iktidarda da ondan” diye düşünmek bir politik aşırılık örneği olur. Gelişmiş ülkelerde “underclass” denilen mesleksiz, işsiz, statüsüz, insani bakımdan “mağdur” fakat suça yatkın kesimler var. Türkiye ve benzeri “gelişmekte olan ülkeler”de de geleneksel toplum yapısı şehirleşmeyle çözüldüğü için, modern toplum ise tam kurumlaşamadığı için “arada kalan”, davranış itibarıyla da “anomik” (kuralsız) özellikler gösteren kesimler mevcuttur.
Kadın sorunları da çocuk sorunları da en çok buralarda yaygındır.
Bu sorunlar siyasi olmaktan çok sosyolojiktir.

GÜÇ DÜELLOSU

Siyasetin öncelikli gündemi bu gibi temel sorunlar olmalı. Mesela eğitimi, adaleti yahut ekonomiyi büyütmek için teknoloji ihtiyacını siyasetin temel gündemi yapmak...
Fakat “4+4” kanunu iktidarın kendi Milli Eğitim Bakanlığı’nın dışında hazırlanarak ve Bakanlar Kurulu’nda bile görüşülmeden “önerge” olarak Meclis’ten geçirildi...
Hele şu “yapboz” kanunlarına ne demeli?
Teknoloji aşamasına geçmek mi? Ali Babacan ve Mehmet Şimşek, Merkez Bankası’nın bağımsızlığına gölge düşürmenin ekonomiye zarar verdiğini söyleyip duruyorlar, MB’yi muhalefet mi yıpratıyor?
Siyasetin rasyonellikten uzaklaşarak nasıl bir güç düellosu haline geldiği görülüyor.
Bu yüzden soğukkanlı yaklaşımlarla bilgi ve uzmanlık gerektiren temel sorunlarımızı konuşamıyoruz, “ortak akıl” üretemiyoruz.

BU GİDİŞLE...

Dört yıldır iktidarın ortamı yumuşatması gerektiğini yazıyorum. Mesela şöyle demişim:
“İktidar mutlaka tansiyonu düşürmeli, dilini yumuşatmalı, muhalefetle medeni ilişkiler kurmaya, muhalif seslere hoşgörülü olmaya özen göstermelidir.” (Milliyet, 11 Aralık 2010)
Öfke dili yüzünden kutuplaşma o hale geldi ki, işte iç güvenlik paketine gösterilen sert tepki... Başbakan Davutoğlu Batı’daki benzer kanunlardan örnekler veriyor. Haklı, fakat bu kadar tepkinin olmasının sebebi, mevcut yetkilerin bile “Batı’daki gibi” değil, aşırı olarak kullanılmış olmasıdır. “Çarşı iddianamesi”ndeki fiillerin hepsi sabit olsa bile bunun için “darbe” davası açıp “müebbet hapis” isteyen bir savcı hangi Batı ülkesinde görülebilir?
İşte Meclis’in hali... İşte kadın cenazeleri, çocuk çığlıkları...
İnsani ve akademisyen yönü itibariyle Başbakan Davutoğlu’ndan siyasi ortamı yumuşatmasını ve Batı’da olduğu gibi medeni ilişkiler geliştirmesini beklemek hakkımızdır.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da bu kutuplaşma yüzünden
“Ülke yönetilemez hale gelebilir” diyerek uyardı.
Bu gidişle nereye varırız? Bunu herkesten çok iktidar düşünmeli.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI