"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Şiddet dili

AHMET Hakan’a yapılan barbarca saldırının failleri bellidir, azmettirenlerin kimler olduğunu ise hukuk belirleyecek.
Ahmet Hakan gibi “eleştirel” bir gazeteciye niye böylesine düşman olunur? Bunun şahsi bir sebebi olamaz. Bu saldırının ülkedeki genel şiddet ortamından en azından cesaret aldığı da bir gerçektir.
Savcılık da soruşturmayı “organize suç” tanımıyla yürütüyor. Hukuki neticeyi göreceğiz.
Kardeşim Ahmet Hakan’a geçmiş
olsun diyorum.
Bu barbarca saldırıda ülkede yükselen şiddet dilinin payı büyüktür. Öyle bir dönemde yaşıyoruz ki, siyasette ve medyada şiddet dili, bir kesim için maalesef göze girme yolu haline geldi.


ŞU SÖZLERE BAKIN


Siyaset ve medya tarihimizde kavgalar, kutuplaşmalar, ağır sözler az değildir fakat emsali görülmemiş şu sözlere bir bakın:
“Biz başkan yaptırdıktan sonra onlar da defolup gidecek...
Bunlar dayak yememiş hiç. Bizim hatamız bunlara zamanında dayak atmamak olmuş...
İstersek seni sinek gibi ezeriz. Bugüne kadar merhamet ettik de hâlâ hayatta kalabiliyorsun...
Herkes haddini bilecek...
Korku içinde yaşıyorsunuz...
Onun tırnaklarını da dişlerini de sökmesini biliriz.”
Liste uzatılabilir. Her ağız açtığında birilerine hakaret eden, düşman ilan eden, militanlarına hedef gösteren siyaset dili toplumu önce gerdi, kutuplaştırdı. Bunu “eli kalemli Yakup Cemil’ler”in azgınlaşması izledi.
Yakup Cemil, biliyorsunuz İttihat ve Terakki’nin silahşoruydu.
Şimdi “kalemşor”lar var.
Sayın Bülent Arınç’ın deyişiyle “kan damlayan kalemler” nefret söylemiyle siyasi şiddeti sürekli körüklüyor. Bir göze girme yolu oldu kalemşorluk!


ŞİDDETE TEPKİ


Şiddete ve şiddet diline tepki göstermek gerekmez mi? Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland, Ahmet Hakan’a saldırıyı kınadı fakat bu satırlar yazılırken Cumhurbaşkanı’ndan herhangi bir geçmiş olsun mesajı bile gelmemişti.
Militanlar Hürriyet binasına iki defa tahripli saldırıda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı ortak basın toplantısında AB Konseyi Başkanı Tusk bu saldırıyı kınadı, basın hürriyetini vurguladı, yanındaki Cumhurbaşkanı ise tek kelime etmedi, susmayı tercih etti. (9 Eylül)
Hürriyet’e yapılan tahripli saldırıyı hükümetten sadece Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş kuvvetli ifadelerle kınamıştı.
Ahmet Hakan’a yapılan saldırı karşısında, iktidar kanadından daha çok ve daha gür sesle kınama mesajları yayınlandı. Bu olumlu bir gelişme. Gerilim ve kutuplaşmanın yol açtığı şiddet sorunlarının büyümekte olduğunu görüyorlar sanırım ya da umarım.


DEVLET ADAMI


Bunu hepimiz görmeliyiz. Öfke dili, farklı fikir ve duruş sahiplerini düşman gibi gösterme, ayak takımı ağzıyla seviyesiz konuşmalar... Hele de bu nefret duygularını kitlelere aşılamak ve kalemşorları ödüllendirmek!
Bir toplumun böyle siyasi husumetle çatışkan kamplara ayrılması, evet, oyları bir ölçüde dondurur ama o ülkenin yönetilmesini çok zorlaştırır.
Öyle de olmuyor mu?!
Terörün tabanını daraltmak için de siyasetin kapsayıcı olması şarttır.
PKK, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve siyasi sistemimizin itibarını sarsmak için “Bir koalisyon bile kuramadılar” diye açıklamalar yapıyor, farkında mısınız?!
Bir “devlet adamı” örneği olarak zikrediyorum, Amerikan Cumhurbaşkanı John F. Kennedy, “Fazilet Mücadelesi” adlı mükemmel kitabında bakın ne yazıyor:
“Amerikan birliğinin temelinde hoşgörü ve uzlaşma vardır.”
Ve Kennedy sorar: “Uzlaşmasalardı halimiz nice olurdu?!”
Ben de nefret körükçülerine sorayım: Böyle giderse Türkiye’nin hali nice olur?!

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI