"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Parti içi demokrasi

SAYIN Burhan Kuzu, başkanlık sistemini uzun yıllardan beri savunur. Gerekçelerinden biri parlamenter sistemde kuvvetler ayrılığının bulunmadığı iddiasıdır.

Türkiye’de bu maalesef doğrudur: Öteden beri iktidar partisinin liderleri, hem bakanları hem milletvekillerini belirler. Yasama ve yürütme tek elde toplanır.
Bir de yargıya hâkim olursa... Allah korusun.
Fakat sağlıklı parlamenter sistemlerde milletvekilleri böyle yukarıdan atanarak değil, parti bünyesinde aşağıdan seçilerek belirlenir. Bu sayede milletvekilleri gerektiğinde liderini ve hükümetlerini denetleme gücüne sahip olurlar. Denetim ve denge sağlanır.
Dostum Prof. Burhan Kuzu başkanlık sistemini savunuyor ama “zavallı Obama” da senatörleri belirleme gücüne sahip olsaydı ortada kuvvetler ayrılığı kalır mıydı?

NASIL YAZILMIŞTI?

AK Parti’nin kurulduğu dönemde Türkiye yolsuzluklardan, kavgalı koalisyonlardan ve partilerdeki lider tahakkümünden bunalmıştı.
AK Parti Program ve Tüzüğü’ne yolsuzlukla mücadele için çok esaslı hükümler konulmuştu. Mesela “Milletvekili ve bakanların yargılanmaları önündeki anayasal engeller kaldırılacaktır” deniliyordu.
Program ve Tüzüğü’nde “parti içi demokrasi” vurgusu da güçlüydü, mesela:
“Partili üyelerin özgürce seçme ve seçilme hakları tüm unsurlarıyla gerçekleştirilecektir...
Parti adaylarının tespitinde tüm üyelerin katılımıyla yapılacak önseçim sistemi esas alınacaktır.”
(Madde 2.2)
“Milletvekili aday yoklamalarında, bütün üyelerin katılımı ile önseçim yapılması önceliğimizdir.” (Madde 2.3)
Daha teknik olan Tüzük’te il ve ilçe kongrelerinde birden fazla aday çıkması vurgulanıyor, delegelerin özgürce tercihte bulunacağı “çarşaf liste” ayrıntılı olarak düzenleniyor. (Madde 46)
Bunlar hiç uygulanmadı.

NASIL İŞLİYOR?

Yeni kurulan bir partinin ilk bir-iki seçimde bu hükümleri uygulamamasını anlamak mümkün. Ama parti 13 yıldır iktidardır. Teşkilatlar yerleşmiş, parti kimliği fazlasıyla tahkim edilmiştir.
Bu durumda parti yönetiminin kendi tabanına güvenerek bu hükümleri hayata geçirmesi gerekirken, merkeziyetçilik daha da arttı. Hatta, bir Sayın Bakan kendi ilinin kongresinde merkezin istemediği bir liste ortaya çıktığında onlara şöyle seslendi:
“Bu listeyi almadığınız taktirde, sizi tehdit etmiyorum ama siyasi hayatınızda geleceğiniz olmaz!” (16 Kasım 2014)
Bu sözü TV ekranlarında dinledik! Partide bütün sistem böyle işliyor.
Varsın olsun, ne zararı var denilebilir mi?
Bunun zararı sırf seçim kazanma makinesine dönüşen partinin “katılım” ve “denetim” işlevinin dumura uğramasıdır.

ZARARI NE?

Karizma, güçlü propaganda imkânları, belediyeler altyapısı, ekonomik, sosyal ve kültürel faktörler; bütün bu sebeplerle seçimleri kazanmak mümkündür ve elbette meşrudur.
Fakat partinin esnekliği ve değişik seslere hassasiyeti bu şekilde azaldıkça partide “siyasal katılma” ve “denetim” azalır. Partinin uzlaşmacı ve birleştirici refleksleri zayıflar, çatışmacı refleksler öne çıkar, toplumsal gerilim artar. Bu konuda LaPalombara ve Miron Weiner’in yazdıklarını Sayın Başbakan Prof. Davutoğlu’nun dikkatine sunmak isterim. Meselenin önemini belirtmek için yapıyorum bu referansı.
Bizde parti içi demokrasiden söz edilebilecek tek parti CHP’dir. Fakat CHP’de parti içi demokrasi, ”katılım”ı genişletmekten ziyade hizipler çatışması tarzında ortaya çıkıyor.
Siyasi sistemimizde ve kültürümüzde parti içi demokrasi ve parti disiplini kavramlarının yeterince oturmamış olması, hemen her dönemde yaşadığımız çok önemli sıkıntılarımızdan biridir.
Yarın: Paris katliamı ve İslamofobi.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI