"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Osmanlıca

AK Parti’nin bazı kongrelerinde ‘Osmanlıca’ pankartlar asılıyor.

Bunlardan biri Osmanlıca değildi, yani Arap alfabesiyle yazılmış Türkçe değildi, Arapçaydı. İktidarın eski bakanlarından Nihat Ergün’ün uyarısıyla indirdiler. Nihat Ergün’ün açık fikirli, donanımlı bir siyasetçi olduğunu belirtmeliyim.
Diğer birkaç pankart Osmanlıca, yani Arap harfleriyle yazılmış Türkçe metinlerdi.
Bu davranışlar Osmanlıcaya romantizmle bakanlar olduğunu gösteriyor. Bunlara bakarak zamanla Latin harflerinin kaldırılacağı korkusunu taşıyanlar var, bu da boş bir korku.

İHTİYAÇ FAKTÖRÜ

Osmanlıca denilen eski Türkçe yazı, yeterli öğretmen bulunarak “herkese” öğretilse bile, hayatın günlük akışı içinde eski Türkçe okuma ve yazmaya “ihtiyaç” olmadığı için kullanılmayacak, unutulacaktır. Onun için kimse Latin harf1erinden eski harflere dönüşü gerçekleştiremez.
İsmet Paşa, iki yıl süreyle harf devrimine karşı çıkmıştı. Latin harflerinin kolay olduğu söylendiğinde İnönü’nün cevabı çok doğrudur:
“En kolay yazı, alışılan yazıdır!”
Nitekim Atatürk de özel hayatında, alışkın olduğu eski Türkçeyle not tutmaya devam etmişti.
Fakat toplumda okuryazarlık oranı yüzde 10 civarındaydı; “alışkanlık” yaygın değildi. Rejim de Tek Parti rejimiydi, harf devrimi yapıldı.
Bugün çağ nüfusunun yüzde yüzü Latin harfleriyle okuryazardır. İlmi, edebi bütün yayınlarımız Latin harfleriyledir. Geri dönüş hayal bile edilemez.
Boşuna hevese de boşuna korkuya da gerek yok.

‘MEZAR TAŞI’

Eski Türkçeye tarih araştırmalarında “ihtiyaç” vardır. Siyasi tarih, hukuk tarihi, edebiyat tarihi, düşünce tarihi... Bunun için de bu alanlara yönelmek isteyenlere uzmanlaşma yolunu açmak üzere seçimlik ders olmalıdır. Bundan fazlası çocuklara aşırı yük yüklemekten başka bir sonuç vermez.
Türkiye’de artık alfabe ya da yazı sorunu yoktur. Fakat ciddi bir kültür sorunu vardır.
Eski harfleri “dedesinin mezar taşını okumak” gerekçesiyle savunmak bile bu sorunun bir göstergesidir. Belli ki bunu söyleyenler eski Türkçeyi bilmiyorlar; sadece hayal ediyorlar. Sanatlı yazılar olan mezar taşlarını ve kitabeleri eski Türkçe bilen herkes okuyamaz. Okumak için uzmanlık gerekir, o zaman “isteyen istemeyen” herkese değil, uzman olanlara bunu öğretmek gerekir.
Eski Türkçeyi savunanlar mesela Namık Kemal’i, Cevdet Paşa’yı, Ahmet Mithat’ı, Mehmet Âkif’in “Sırat-ı Müstakim” dergisini mi okuyacaklar? Fakat bunlar Latin harflerimizle çoktan yayınlandı! Eski Türkçe baskılı olup akla gelebilecek önemli eserlerin hemen hepsi Latin harfleriyle mevcuttur.
Bunları bile okumadan mezar taşı gerekçesi hafif kaçıyor.

OKUYOR MUYUZ?

Raymond Aron’un terimiyle “devrim geçirmiş ülkeler”de bu tür sert kültürel kutuplaşmalar oluyor. Fransa, Rusya ve Çin böyledir. Onlar harf devrimi yapmadılar, kültürel kırılmaları başka alanlarda ve daha sert yaşadılar.
Tarihin “karanlık geçmiş, aydınlık devrim” söylemiyle yeniden yazılması.
Dersler almamız gerektiği için Fransız tarihçiliğindeki bu artık eskimiş tartışmayı ayrıca yazacağım.
Şimdilik şunu belirteyim, Fransız devrimi krallık heykellerini, anıtsal binalardaki “eski rejim” sembollerini sökmüş, “Cumhuriyetçi” heykeller ve semboller koymuş, cadde ve meydan adlarını da değiştirmişti. “Restorasyon”, yani Krallığın geri gelmesiyle bu defa Cumhuriyetçi heykeller, semboller sökülmüş, eskileri yerlerine konulmuştu; falan...
Artık bu “çocukluk hastalığı”ndan sıyrılıp şu hayati soruyu kendimize sormalıyız: Ne kadar kitap okuyoruz?! Dağarcığımızdaki kavram sayısı nedir?!
Asıl fecaat buradadır!

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI