"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Niye demokrasi?

ÇAĞIMIZDA Ortadoğu’nun devrilen diktatörleri bile demokrasiden bahsederek meşruiyet kazanmaya çalışırlardı.

Nasır’lar, Kaddafi’ler, Mübarek’ler, Bin Ali’ler...

Hatta Kaddafi, “liberal demokrasi”yi yetersiz bularak, PKK’nın KCK örgütlenmesine ilham kaynağı olan “Cemahiriye” (cumhurlar, topluluklar) adlı totaliter mekanizmayı “doğrudan demokrasi” diye satmaya çalışırdı!
2015 yılında HDP’nin seçim bildirgelerinde bu totaliter sistem “demokratik özerklik, yerel yönetim” etiketleri
altında savunuluyor!
Çağımızda ülkelerin, hatta felsefi düşüncelerin bile itibarı, demokratik değerler konusundaki tavırlarıyla doğru orantılıdır.
İşte Türkiye’de AKP iktidarı, 2010’a kadarki bütün AB raporlarında övülürdü, 2011’den sonra otoriterleşme eleştirileri başladı, giderek artıyor.

 

MUAVİYE ÖRNEĞİ

 

İslam’daki “meşveret, istişare, şûra” gibi kavramlar istibdat eğilimlerini önleyebilecek öze sahiptir. Hz. Peygamber ve ilk halifeler döneminde nasıl dikkatle uygulandığını ve çok iyi neticeler verdiğini biliyoruz. Fakat...
Sert bir kabile tabanına dayanan Muaviye’nin tam gücü eline geçirince söylediği şu sözlere bakın:
“Ben daha önce sizinle konuştuğum zaman, bazılarınız kalkıp halkın içinde bana itiraz ediyordunuz. Ben ise olanları hoş görüp affederdim. Şimdi... Yemin ederim ki eğer herhangi biriniz burada bana itiraz edip karşı çıkan bir söz söylerseniz, ikinci bir söz söylemeye fırsat bulamadan boynu kılıçla vurulur!”
Muaviye’nin bu sözünü merak edenler, merhum Prof. Hakkı Dursun Yıldız’ın editörlüğünde yayınlanan 12 ciltlik “İslam Tarihi”ne bakabilirler. (Cilt 2, s. 311)

 


ÇAĞIMIZDA DURUM

 

Çağımızda yöneticilere, kudret sahiplerine “halk içinde itiraz edebilme” hakkının garantileri serbest seçim, temel hürriyetler, kuvvetler ayrılığı, bağımsız yargı, basın hürriyeti gibi demokratik kurumlar ve değerlerdir.
“İtiraz edenin boynunu vurmak” tarihte mutlak kralların, kisraların, hükümdarların yönetim tarzıydı. Çağımızda böylesi rejimlere “totaliter diktatörlük”, boynunu vurmadan susturan rejimlere ise “otoriter” deniliyor.
Geniş bir gri alan vardır; kısmen demokratik, kısmen otoriter... Bunlara “otoriter demokrasi, yarışmacı otoriterlik, illiberal demokrasi” gibi adlar veriliyor.
Demokrasi düşüncesinin ve kurumlarının tarih içinde gelişimi ve bu süreçte Türkiye’nin yeri konusunda Prof. Ergun Özbudun’un İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden çıkan “Anayasacılık ve Demokrasi” adlı kitabını tekrar ve tekrar tavsiye ediyorum.
Batı’yla mukayeseli olarak, Türkiye’de demokratik kurumların gelişimini ve son üç yıldaki otoriterleşme uygulamalarını somut örnekleriyle anlatıyor. Bu yönde çıkarılan kanunları teker teker tahlil ediyor.
Bunlar, benim bu sütunda “yapboz kanunları” diye eleştirdiğim kanunlar.

 


SANDIK BAŞINA

 


Tarih kesin olarak gösteriyor ki, demokrasi kültürel, ekonomik ve siyasi “gelişmişlik”le doğru orantılıdır.
Demokrasi deha sahibi birkaç filozofun felsefi kurgusu değildir. Yetkilerin ya da siyasi gücün tek elde toplanmasının toplumları o tek elin kabiliyet ve hırslarına bağlı hale getirdiği ve bu yüzden büyük acılar yaşandığı tarih boyunca görüldü. Demokrasi, son iki yüzyıldaki tecrübeler içinde gelişerek Batı dünyasında bugünkü düzeyine ulaştı.
Gelişmiş toplum olmalı mıyız? Cevabımız evetse, rejimimizin “liberal demokrasi” standartlarına uygun olması şarttır. Onun için sandık başına.
Pazar günü, Türkiye’de hiçbir şey sandığa gidip oy vermek kadar önemli olamaz.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI