"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Milli ve yerli üniversite

BOĞAZİÇİ Üniversitesi Türkiye’nin en başarılı üniversitelerinden biridir. Bütün uluslararası indekslerde Türkiye’den giren üniversitelerin başında Boğaziçi gelmektedir.

Özgürlüklere de hassastır; 28 Şubat döneminde türbanlı kızları kabul eden birkaç üniversitemizden biriydi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “bu ülke ve milletin değerlerine yaslanamadığı için” bu üniversitemize yönelttiği eleştiri ya da sitemden sonra Rektör Prof. Dr. Mehmed Özkan rakamlarla Boğaziçi Üniversitesi’nin başarısını anlattı, ben ayrıntıya girmiyorum.

Üniversite kurumunun niteliğine bakmak istiyorum.

ULUSLARARASI STANDARTLAR

Başka kaynaklara gitmeden YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç’ın şu sözlerinin altını çiziyorum:

“Uluslararasılaşma, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de yükseköğretimin temel bir unsuru ve eğilimi haline gelmiştir, öyle de olmalıdır.” (13 Mayıs 2015)

Prof. Saraç’ın bu cümlesini “Yükseköğretimin Uluslararasılaşması ve Uluslararası Öğrenciler İçin Çekim Merkezi Haline Getirilmesi” konulu programın açış konuşmasından aldım.

YÖK’ün “2018-2022 Uluslararasılaşma Strateji Belgesi” hazırladığını da belirtmeliyim.

Prof. Saraç, “Uluslararasılaşmaya büyük önem veriyoruz” diyor, üniversitelerde uluslararası araştırma projelerini desteklediklerini, Türkiye’de “uluslararası öğrenci” sayısının 120 bine yaklaştığını anlatıyor. (15 Ekim 2017)

Türkiye’ye gelen “uluslararası öğrencilerin” yüzde 46’sı Türk Cumhuriyetleriyle Suriye, İran, Arabistan ve Afanistan kökenlidir.

Üniversitelerimizin “uluslararası akademik rekabet”te başarılı olmak için gelişmiş ülkelerden de öğrenci çekebilecek bir kaliteye tırmanması gerekir.

Türkiye için “milli” hedef, sanayimizin ihtiyaç duyduğu yetişmiş insan gücünü ve teknolojiyi kendimizin sağlamasıdır ama bunun için de üniversitelerimizin “uluslararasılaşması” lazımdır.

Daha çok öğrenci mübadelesi fakat daha önemlisi yurtdışından iyi bilim insanlarını kendi üniversitelerimize çekebilmektir. Fevkalade yararlı olan “bilimsel kongreler” için Türkiye’nin cazibe merkezi olabilmesidir: Hem özgürlükler ve hukuk güvenliği bakımından hem proje ve fon desteği olarak...

Bu açılardan son yıllarda gerileme oldu.

ÜNİVERSİTE VE İDEOLOJİ

Öğretim üyelerinin ideolojileri, siyasi görüşleri elbette olabilir. Hatta sosyal bilimlerde siyasi görüşler akademik tezler üzerinde hayli etkilidir.

Fakat üniversite kurumunun ideolojisi veya siyasi görüşü olamaz; üniversite için belirleyici değerler “akademik özgürlükler” ve “akademik başarı”dır.

1933 reformu bizde üniversitenin modernleşmesinde çok önemli bir gelişmedir. Fakat dönemin Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip’in deyişiyle “inkılaba ilgisiz duruyorlar” diyerek 151 öğretim elemanından 92’sinin tasfiye edilmesi vahim bir hatadır; okuryazarlığını bile tamamlamamış bir ülkede!

Hitler’den kaçan Yahudi profesörler geldi, onlar sayesinde üniversite biraz toparlandı.

Hiçbir siyasi tez üniversitede tasfiye sebebi olmamalıdır.

Bilim hayatında elbette “milli ve yerli” faktörü de söz konusudur fakat bilimi tanımlamak için değil, üretimlerinden ülkenin yararlanmasını sağlayacak politikalar için: Üniversite-sanayi işbirliğini geliştirmek, ülkenin ihtiyaçlarına göre yükseköğretim planlaması yapmak gibi.

Bu yazdıklarım yeni değildir, “Bilim ve Yanılgı” adlı kitabımda yıllardan beri savunduğum görüşlerdir.

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI