"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Milli irade

MİLLİ irade kavramı bizde hem kutsallaştırılan hem yanlış anlayışlarla maalesef çarpıtılan bir kavram.
Yanlışların en önemlisi, “milli irade” ile Meclis çoğunluğunu aynı sanmaktır. AYM’nin dershanelerle ilgili kararı üzerine AKP milletvekili Aydın Ünal’ın şu sözlerine bir bakın:
“Darbe ürünü Anayasa Mahkemesi bir kez daha siyasi karar vererek TBMM’yi, siyaseti ve milleti yok saydı. Dershane kararı millete darbedir.”
Eminim Ünal Fransız ihtilalinde Jakobenlerin de “millet, siyaset, milli irade” kavramlarına aynen bu anlamı verdiklerini bilmiyordur.

MECLİS VE HUKUK

Fakat bilmemek, sorunu küçültmüyor. “Milli irade” kavramını Meclis çoğunluğuna indirgemek büyük siyasi sorunlara, gerilimlere yol açıyor.
Bu anlayışın yaygın olduğu da bir gerçektir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da Milli Eğitim Şûrası’ndaki konuşmasında şunları söylemişti:
“Egemenlik Anayasa Mahkemesi’nin de değildir. Egemenlik milletindir. Hiç kimse, hiçbir kurum kendisini milletin üzerinde, milletin Meclis’inin üzerinde özellikle de siyaset kurumunun üzerinde görmemelidir.” (2 Aralık 2014)
Fakat hukuk siyasetten üstündür... Yasama alanında en üstün güç evet Meclis’tir, fakat hukuka uygunluk söz konusu olduğunda Anayasa Mahkemesi Meclis’in Anayasa’ya aykırı kanunlarını iptal eder...
Öyleyse “milli irade” ne demek?

EGEMENLİĞİ KULLANMAK

Hiç şüphesiz “Egemenlik milletindir”, Cumhuriyetçiliğin temel ilkesidir bu. Sorun, millete ait olan egemenliği kimlerin, hangi organların kullanacağıdır. “Milletin iradesi”ni kimlerin, hangi organların temsil edeceğidir.
Bu konuda doğru ve kısa bir cevabı nerede bulabiliriz, biliyor musunuz? AK Parti’nin tüzüğünde!... Aynen şöyle:
“Millet adına egemenlik yetkisi kullanan yasama, yürütme ve yargı erkleri...” (Madde 4/7)
Bugün kaç AKP’li bunun farkında?
Evet, meclis de hükümet de yargı da milli egemenlik yetkilerini kullanır. Aralarındaki fark, Prof. Ali Fuat Başgil’in tanımıyla “yetki ayrılığı”dır ; yaygın olarak “kuvvetler ayrılığı” dediğimiz olmazsa olmaz demokrasi ilkesi!
Meclis kanun yaparken nasıl yasama alanında “milli irade”yi ortaya koymuş oluyorsa, Anayasa Mahkemesi de o kanunu iptal ederken yargı alanında “milli irade”yi ortaya koyuyor.
Danıştay bir hükümet kararı iptal ederken de böyle.
Anayasa’da da böyledir; millet, egemenliğini “yetkili organlar eliyle”, yani yasama, yürütme yargı kurumları ile kullanır. (Madde 6)

ÜSTÜN ERK HANGİSİ?

Mustafa Kemal Paşa 24 Nisan 1920 günü Meclis’te dört saate yakın bir konuşma yapmıştı. Anayasa tarihimizin de en önemli belgelerinden biridir. Şöyle diyordu:
“Yüce Meclisinizin üstünde bir kuvvet yoktur.”
Bu, Cumhuriyet’in erken bir ifadesiydi. Anayasal anlamı, saltanatın üstün erk olmadığının beyanıydı.
O dönemde Avrupa’da bile “anayasaya uygunluk denetimi” diye bir anlayış yoktu. Bu bir...
İkincisi, o zaman Meclis, sadece yasama değil, yürütme ve yargı erklerine de sahipti. Buna “kuvvetler birliği” deniliyordu. Bu yetkiyle İstiklal Mahkemeleri kurulmuştu. Jakobenlerin “ihtilal mahkemeleri” gibi... Bugün hayal bile edilemez.
İşte bu iki sebepten, Atatürk’ün o sözünü alıp bugün, Meclis çoğunluğunun kararları üstünde yargısal denetim olamayacağı sonucuna varılamaz.
Bu konularda benim “Atatürk’ün İhtilal Hukuku” adlı kitabımda geniş bilgi vardır.
Netice: Yasama, yürütme ve yargı millet adına ayrı yetki alanlarıdır. Biri
“en üstün” değildir. Bürokrasinin siyaset üzerinde vesayeti de siyasetin adalet üzerinde vesayeti de olamaz. Kuvvetler ayrılığı demokrasinin temelidir.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI